Puan vermedi·608 syf.··
2026 206. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 14:23
Bir tarafta Hasan Sabbah'ın yeryüzü cennetiyle yeni tanışan güzel köleler, diğer tarafta onun en güvenilir savaşçıları olan fedaler. Sabah'ın yarattığı cennetin içinde gözleri açıldığında hepsinin hayatı hiç umulmadık bir şekilde değişir. Hikâye 11. yüzyıl İranı'nda, kendini peygamber ilan eden Hasan Sabah'ın, seçilmiş bir grup insanı intihar suikastçısına dönüştürerek bölgede häkimiyet kurmak için çılgınca ve aynı zamanda zekice bir plan tasarladığı Alamut Kalesi'nde geçmektedir. Güzel kadınların, yemyeşil bahçelerin, şarap ve haşhaşın göz boyadığı sanal bir cennet yaratan Sabbah, genç savaşçılarını emirlerine uydukları takdirde bu cennete gidebileceklerine inandırır. Kendilerini onun yoluna adayan, ölmeyi de öldürmeyi de göze almış olan bu küçük orduyla hükümdar sınıfına gözdağı verebileceğini düşünür. Sabbah kendi deyimiyle insanların saflığını kullanıp dine adanmışlığı politik emellerine alet eder. Artık kapılar onun için ardına kadar açılmıştır.
Fedailerin Kalesi: AlamutVladimir Bartol · Koridor Yayıncılık · 202150bin okunma
8/10
·318 syf.··
2026 28. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 23:33
"Semerkant, Dünya'nın ezelden beri Güneş'e çevirdiği en güzel yüz." Semerkantta yolları kesişen üç önemli şahsiyet; Ömer Hayyam, Nizamülmülk ve Hasan Sabbah'ın hikayesini anlatıyor roman. Tarihi bir arka planda Selçuklu Devletinin iç dinamiğini, Ömer Hayyam'ın yazdığı Rubaiyyat'ın aşamalarını, Hasan Sabbah'ın kurduğu Haşhaşin Tarikatını ve dönemin siyasi olaylarını öğreniyoruz. Kitabın birinci yarısında bunlar anlatılırken ikinci yarısında ise Rubaiyyat'ın yıllar sonra 1900lü yıllarda ortaya çıkıp İrandan Amerikaya nasıl geldiğini, Titanik'te denize ulaştığını ve bu süreçte İran'daki yaşanan devrimin aşamalarını okuyoruz. Yazarın, Çağrı Bey ve Tuğrul Bey hakkında ve ardından Sultan Alparslan ve daha sonrasında Melikşah ile Terken Hatun hakkında yazdığı şeyler beni rahatsız etti. Tarihi gerçeklikle bağdaşıyor mu bilemiyorum ama bizim tarihimize karşı bir kini var gibi hissettim yazarın. İran devrimi ile ilgili bölümlerde de çok absürt bir çözüm bulup yazarken Amerika'yı da kurtarıcı bir devlet olarak göstermeye çalışmış. Biraz propaganda hissettim okurken. Bunların haricinde oldukça akıcı ve şiirsel bir kitap olmuş Semerkant. Neler olacak diye merak ederek okudum kitabı. Sadece İran Devrimini anlatttığı kısımlar biraz sıkıcı geldi. Yine de dönemi iyi bir şekilde anlattığı için okunması gereken bir kitap bence.
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202374,8bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Ustaca bir kurgu
9/10
·510 syf.··
2025 13. kitabı
Roman, Hasan Sabbah’ın "Hiçbir şey gerçek değildir, her şey mübahtır" sözü üzerine kurulu. Sabbah, kitleleri yönetmek için sadece hitabeti değil, haşhaşın sunduğu duyusal illüzyonu da bir anahtar olarak kullanır. Genç fedailerini haşhaş yardımıyla "sahte cennet bahçelerine" götürerek onlara ölümü arzulayacakları bir vaat sunar. Fedai artık ölmekten korkmaz, çünkü "cenneti" bizzat deneyimlemiştir. Maddenin etkisi geçip fedailer normal hayatlarına döndüklerinde, yaşadıkları o kısa süreli haz zirvesi onlarda korkunç bir yoksunluk ve oraya geri dönme arzusu yaratır. Hasan Sabbah bu noktada haşhaşı bir ödül mekanizmasına dönüştürür: "Eğer benim için ölürsen, bu bahçelere temelli döneceksin." Bu kurguda haşhaş; bireyin iradesini teslim etmesini sağlayan, dünyayla bağını koparan ve onu mutlak itaate sürükleyen bir araçtır. Bartol, 1930'ların totaliter rejimlerine bir eleştiri olarak kaleme aldığı bu eserde, bilginin verdiği soğuk yalnızlık ile cehaletin sunduğu sahte mutluluk arasındaki trajik uçurumu sergiler. Sabbah’ın kalesindeki bu düzen, aslında ideolojilerin insanları nasıl birer "araç" haline getirdiğinin bir prototipidir. Sonuç olarak Alamut; bir suikast örgütünün tarihinden ziyade, insan zihninin nasıl bir oyun hamuru gibi şekillendirilebileceğine ve uyuşturulmuş bir bilincin nelere muktedir olduğuna dair derin bir felsefi uyarıdır.
1000Kitap
Fedailerin Kalesi AlamutVladimir Bartol · Koridor Yayıncılık · 201250bin okunma
Hasan Sabbah - Alamut - İsmaililik - Haşhaşiler
Puan vermedi·608 syf.·
2026 1. kitabı
Kitap gayet akıcı ve sürükleyici olup aynı zamanda tarihle harmanlanmış… Hasan Sabbah: Nihilist bir kişiliğe sahip olan Hasan Sabbah düşüncelerini din ile birleştirerek (din üzerinden sömürerek) taraftar toplayıp güce ulaşmayı hedefleyen ve ayrıca cennetin anahtarının da elinde olduğunu söyleyen biridir. Alamut Kalesi: Yüksek bir dağın üzerine inşa edilmiş sarp bir kaledir. Bu sebeple dış etkenlere karşı korunmak daha kolay olacağı için Hasan Sabbah tarafından seçilmiş yerdir. Alamut’un kelime anlamı ‘Kartal Yuvası’ olarak tanımlanmaktadır. İsmaililik: Halifeliğin Hz. Ali ve soyundan gelenlerin hakkı olmasına rağmen onlara verilmediğini düşünen bir görüşün mensuplarına verilen isimdir. Haşhaşiler(Fedailer): Hasan Sabbah tarafından kendilerine haşhaş verilip uyuşturulduktan sonra onlar için Alamut Kalesi’nde yaptırılmış olan yapay bahçelerle cennetteymiş hissi verilmeye çalışılarak cennetin anahtarının Hasan Sabbah’ın elinde olduğuna inanmaları sağlanan ve bu uğurda korkusuzca “cennete gidiyormuşçasına” ölüme giden kişiler topluluğudur. Hasan Sabbah, Alamut Kalesi’nde güce ulaşmayı hedefliyor. Daha sonra da bu taraftarları içerisindeki belirli bir grubu (evlenmemiş genç kişileri) ayrıcalıklı bir şekilde yetiştirip fedai diye adlandıracağımız bir oluşum haline getiriyor bunu yaparken kullandığı yöntem ise içinde bulundukları kalenin coğrafi imkanları, haşhaşın uyuşurucu özelliği ve kendinde bulunan sözde kudreti (elinde cennetin anahtarının bulunması) kullanarak taraftarlarından bir kısmını kandırarak onlara sahte bir cennet deneyimi yaşadıklarını hissetmelerine sebebiyet veriyor… bu deneyimi yaşayanlar ona tamamen biat edip onun bütün isteklerini canları pahasına kabul eden bir fedai topluluğu meydana getirmiş oluyor. Hasan Sabbah, kendilerine karşı olan iktidar
Fedailerin Kalesi: AlamutVladimir Bartol · Koridor Yayıncılık · 202150bin okunma
9/10
·320 syf.··
2025 36. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 06 Ekim 2025 20:45
Ömer Hayyam’ın gençlik yıllarıyla başlayıp Nizamülmülk ve Hasan Sabbah üçlüsünün yollarının kesişmesiyle devam eder. Bir güç savaşına giren bu üç önemli şahıs farklı görevlerde yer alır. Nizamülmülk vezir olur, Hasan Sabah Alamut kalesinin lideri ve Haşhaşin tarikatının kurucusu olur. Ömer Hayyam ise bilimi ve özgür düşünceyi seçer. Sonraki kısımlarda Ömer Hayyam hayranı Amerikalı araştırmacı Benjamin Omar Lasage’nin yaşadıkları anlatılır. Ömer Hayyam’ın Rubaiyat’ının peşinden İran’a gider ve buradaki demokratikleşme mücadelesine şahit olur. Burda tanışıp aşık olduğu Şirin ile o çok sevdikleri Rubaiyat’ı da alıp Titanic gemisiyle Amerika’ya doğru yola çıkarlar. Ve elbette bilindiği üzere gemi batar ve doğunun düşünce mirası batıda bile korunamayıp denizlerin derinliklerine gömülmüştür.
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202574,8bin okunma
Edebi Üslupla Süslenmiş Bir Oryantalist Masal
6/10
·318 syf.··
2022 22. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2022 22:13
Amin Maalouf’un Semerkant romanı, edebî atmosferi ve kurgusal gücüyle okurunu büyüleyen, ama satır aralarına gizlenmiş oryantalist bakışıyla dikkatli okuru rahatsız eden bir eser. Yazar, Ömer Hayyam’ın şiirleri ve Hasan Sabbah’ın Haşhaşin efsanesi etrafında ördüğü anlatıyla hem Doğu’ya hem Batı’ya sesleniyor. Lakin iş tarihsel doğruluğa geldiğinde, romanda ciddi kaydırmalar ve “Türk” unsurunu gölgeleyen bilinçli tercihler göze çarpıyor. Roman, 11.-12. yüzyıl İran coğrafyasında geçiyor. Bu dönemin asıl belirleyicisi Selçuklular ve onların siyasi dehası Nizamülmülk’tür. 11. ve 12. yüzyılın siyasî sahnesinde asıl belirleyici güç Selçuklu Türkleriydi. Nizamülmülk’ün kurduğu medrese sistemi, Malazgirt sonrası şekillenen siyasî düzen ve Türklerin bölgedeki askerî kudreti bu çağın omurgasını oluşturuyordu. Ancak Maalouf’un romanında ise bu omurga bilinçli şekilde flu bırakılmış, olaylar İran merkezli bir tarih anlatısına kaydırılmıştır. Yani roman, tarihsel gerçeklerin bir kısmını görünmez kılarak ideolojik bir kurguyu besliyor. Bu da tesadüf değil, Maalouf’un bilinçli seçimidir. Türkler merkeze alındığında, Doğu-Batı hikâyesinin dengesi bozulur; o yüzden Türkler kurguda “yan unsur”a indirgenmiştir. Hasan Sabbah, Hayyam ve Nizamülmülk aynı dönemde yaşamış kişilerdi; fakat aralarındaki dostluk anlatısı tarihî bir gerçek değil, daha çok efsanevî bir rivayettir. Maalouf’un romanı da işte bu rivayeti kurgusal olarak işler. Yani roman, tarihi olayları eksilterek ideolojik bir yeniden yazım yapar. Edebi açıdan hakkını teslim etmek lazım: Maalouf’un kalemi akıcı, atmosferi güçlü. Hayyam’ın rubaileri romana nefes aldırıyor, Haşhaşin efsanesi büyülü bir gerilim yaratıyor. Ama işin püf noktası şu: Bu edebi şiirsellik, tarihsel hakikatleri flu hale getirmek için de kullanılıyor.
Edebiyat
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 200174,8bin okunma