Schopenhauer'ın dediği gibi zeki erkeklerle güzel kadınların hasedi celbetmeleri için bir şey yapmalarına gerek yoktur. Hasede uğramaları için mevcudiyetleri yeterlidir. Hasud gözler onları her gördüklerinde yiyip bitirirler.
Sayfa 51·Kitabı okuyor
"Bilgili ve anlayışlı kişinin ta kendisi olduğu hâlde, bilmemezlikten gelerek bunu inkâra kalkışan hâsud (son derece kıskanan) bir kişiye şaşırma. Çünkü göz, hastalığından dolayı bazı kere güneşin ışığını inkâr eder. Ağız da hastalığından dolayı suyun tadını inkâr eder. Lâkin kör görmese de güneş güneştir, hasta tat bulmasa da, bal baldır."
İmam-ı Busayrî
Reklam
"Arkadaşlar arasında dalkavukluğu terk edip insanın kusurlarını olduğu gibi söyleyen, ya da hasetliği bırakıp mübalağa etmeden kişinin kusurlarını hatırlatan insan çok nâdirdir. Yine arkadaşların içinde hasud, ayıp olmayan bir şeyi ayıp gibi gören kötü maksatlı veya dalkavukluk amacıyla senin bazı ayıplarını sana söylemeyen tipler eksik olmaz. ...Bizim gibi kişiler için ise ayıplarımızı söyleyen, bize nasihat edenler en iğrenç insanlar noktasına vardı. Herhâlde bu durum îman zayıflığının göstergesidir."
Haset, Rabbimizin kader planında takdir edip bir kuluna verdiği nimetin ondan gitmesini istemek veya o nimetin kendisine verilmemiş olmasına itiraz etmektir. Bir bakıma haset, insanın başkasının aynasında kendine bakmasıdır. Bu yönüyle haset, yalnızca bir ahlak zaafı değil, ilahi taksime karşı kalpte beliren, bazen kelimelere de bürünen bir itirazdır. Rahmanın zikrini terk edip taksiminden razı olmayan hasud kişi şeytanla arkadaş olur ve vesveselerine maruz kalır. (Zuhruf, 36)
Sayfa 11·Kitabı okudu
1000Kitap
Önemli Tespitler Serisi
Herkeste mevcut olan altı haslet mes'ul olduğumuz davranışlarımızı belirler. Bunlardan akıl, ruh ve vicdan Rahmanidir. Hayata fayda sağlamayı gaye edinir. Zeka, nefis ve ego ise şeytani, kıskanç, hasud ve bencildir.
Sayfa 77 - Girdop·Kitabı okudu
Alıntı
Ah anne! Neden öyle sararmış yüzün, Gözlerin yaşlarla haşir neşirdir yine, Neden?.. Yolumuz dikenliydi anne, Mahrum ve mazlumlarıydık yeryüzünün, Saygımız ve dürüstlüğümüz, Hasud Kabil'lerin suratına çarpardı, Şehadet bir taşla gelir, Tertemiz kanımız sulardı yeryüzünü, Mazlumca düşerdik... Ah anne! Gün gelir ashab-ı sefineden olurduk, Alaylarla horlanırdık günaşırı, Ama Rabbin gazap tandırı kızıştığında, Bizim tandırımızdan Sudan sütunlar yükselirdi göğe, Bulutlar muti, yerler mutiydi, Nankör sadece bizim ırkımızdı, Ve hayatın kaynağı, Şirkin hayatının sonu oluyordu. Ah anne! Öyle mahzun bakma kırışmış alnıma, Ne acılar gördüm ben ne Şeddatlar, İrem'in sütunları savrulurken azap rüzgârlarıyla, Kavmin isyanına ben de yandım... Ah anne!, Yanmasın ciğerin, Nemrutlar bitmez yolumuzun üstünde, Ve şahitlik eder her sabah doğan güneş,
Şiir
Reklam
Reklam