Sen kumandânı mısın leşker-i hüsn ü ânın Kim yürütdün kul edip saflarını müjgânın Âhımı çarhacı kıl maksad eğer her tarafın Gâret etdirmek ise zülfe Firengistân’ın Çift kol şekline koydun diyü ebrûlarını Hat gelip kal‘a nizâmına kodu her yânın Sabr taburu görüp ric‘ate mecbûr oldu Süngü davrandığını gamze-i hûn-efşânın Nokta-i hâline kıldın müterassıd nigehin Hey’et-i harbe kodun nâz ile hüsn erkânıñ Matla‘-ı cebhe-i garrâda hilâl-i ebrû Bir talî‘a koludur harbe açar meydânıñ Keşf-i hâl-i dile nâzı kılavuz gönderme Tîz haber ister isen yolla hemân peykânın Vechi var hüsne hatın yâver-i harb olduğunun Çekmek ister hat-ı harb üzre saf-ı müjgânın Meymene meysere hat leşkerini sevk etdin Nice tâb-âver olur kalbi buna insânın Osman Nevres
Kütüphanelerin Kilitlenmesi: Bir gecede kütüphaneler dolusu yazma eser, arşiv belgesi, mezar taşı ve asırlık edebi/felsefi miras, yeni nesiller için okunamaz "arka arkaya dizilmiş şifreler" haline gelmiştir. Nesiller Arası Mesafe: Büyükbaba ile torun arasındaki yazı dili bağı kopmuş, bir millet kendi dedesinin yazdığı mektubu veya günlüğü okuyamaz duruma düşmüştür. Estetik ve Ruh Kaybı: İslam harflerinin getirdiği o muazzam hat sanatı, kelimelerin görsel musikisi ve aruzun o harflerle sağladığı ahenk, yeni yazı sisteminde aynı estetik karşılığı bulmakta zorlanmıştır. Bu yönüyle devrim, köklü bir tarih ve kimlik hafızasının zayıflaması olarak yorumlanır
1000Kitap
Reklam
Sesim çıkmaz. Çağırdım, ne dedimse gelmez. Oturmaz yamacıma. Bu hüzünleniş bilmem neye. Bilmem neye savruluş. Bunca insana ne var anlatacak yıldızları gizlenmiş koştururlarken. Oysa koşmaya, gerçekliği yaran o koşmaya canıyla kim açar bahsi... Ey dilim söz sende. Susarsın. Yazarım bunu! Sırası gelmemiş, vazgeçtiğim, yazılmayı bekleyen satırlar; Saymacalardan varmışlar yokmuşlar Mışçasına edişler içine dileyişler Adıyla okunan adlarda Okunmaz adımdan başkası Gel gör ki Yalnızca bana bakan aynalara, küstüm çiçeği sardı Ufuktan bir göz Ufaktan bir buluta dokunsa Gel gör ki Hayal mayal hatırlarım şimdiyi koluma taktım yol ayrımı! Yarına mı yârına mı Aymazlardan oğlu susturur Aylak tanesi, evladiyelik tanrısını Kurmaca bir saat gibi İşler tıkırında Guguk kuşunun Şiş boğazında
Îşev mêvanê min hat yanê, 20 saliya min hat mêvandariya min wî ji min re qala tiştên ku min nedîtin û bala min nekişandî bûn kir , min jî qala çar salên piştî wî kirin . Yeqîn bikin em gelekî keniyan, kêfa me xweş bû . Me mîna Can Yücel û emrên wî nekir ; me pêşniyar nedan hev , me hev dadgeh nekir bes em ji xwe re keniyan dema ku me qala dema borî kir, jixwe ji me re jî lazim nebû dema bê ... Tenê tiştekî de em li hev rûneniştin ; Min ji pakêta xwe cixareyek dirêjî wî kir lê wî nekişand...
Kurdî

Cîhan Narîcîcan✹

@Mire_Belengaz
·
Ez bawerim ku herî zêde pêdiviya mirov bi xwe vegerandinê heye . Helbet ji ber ku ez baş têdigihêjim ku îro jî gelek tiştên me yên hevpar hene û ji bo vê yekê êvareke bêdeng,bibe mêvanê min lê ne ji bo vexwarina çay û qehweyekê bes , ji bo kesayetiya ku te li ser min hiştiye...
Kahırla tomurcuk arasında geçen bir öykü yazsam diye düşünüyorum uzun zamandır ama bu düşünceden kaçarak, tövbeler ederek, adaklar adayarak, kutsal bildiğim her şeye taasubi bir ihtimam göstererek, parmak uçlarımda yürümeye gayret ederek, arklardaki suların sızısına katlanarak, kendiliğinden çıkan bir fidanı sahiplenerek, en çok da kaçarak düşünüyorum. Bir şeyden kaçıyorum, lütfen beni durdurun eğer hala buradaysanız. Beni durdurun ve bu yazgıyı tamama erdirin, yarım kalmış öykülerin açık kapılarını kapattırın, beni ya yazdırın ya kapı dışarı edin, kelimeleri alın elimden. Yarıda kesilmiş ünlemelerimin soluğunu ya kesin ya duyurun birilerine. Olacak gibi olan ama olamayanın olduğu kadarına razı edin yahut üst üste konulan iki taş bile komayın. Keşke ve ihtimal taşlarına dönüp dönüp vurduğum başımı sarın ve payanda olun; bir nebze de olsa dindirin sızısını. Ya gel ya git ya ol ya öl sapaklarından birini seçtirin. Beni ya kahır tarafına ya tomurcuk tarafına fırlatın. Arafın ince ipinde yürümek takati kalmadı çünkü bende. Bana bir şekil, bana bir gövde, bana bir sınır, bana bir mihver, bana bir kucak, bana bir ben, bana bir ah, bana bir sebep, bana bir medet ey!! * Sizi hakkıyla yaşatamadım. Bir bedene sokamadım. Bir şekil veremedim. Altınızı bir bedene sığdırmaya çalışırken çok zorlandım. Aksülamel hanginizden geldi kestiremedim. Kendime yoldaş bulmak isterken olmadık bir çare seçtim. Yazmanın zehirli uçlarına kadar gittim ve sizi buldum. Ya da çıldırmanın sınırını geçtim ve çıldırdım demek yerine bunun adını altı benlik koydum… Aynalar demiştim size. Bakmayın yüzüme dik dik* demiştim. Hayır böyle dememiştim. Kalbimin içi ayna kırıklarıyla dolu ve siz de o kırıklar içinde çoğalanlardınız. Şimdi kelimelerim de tıpkı böyle; kırık ve dağınık. Onları toparlayamıyorum.
Çılgınlık Sayfaları
Reklam
Reklam