Puan vermedi·412 syf.··
2026 21. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 00:21
​"Harari’nin Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens kitabını okurken, insanın sadece evrimsel bir kazadan ibaret görülmesi ve manevi derinliğimizin bu kadar sığ bir 'kurgu' olarak etiketlenmesi beni ikna etmedi. İnsan, biyolojik bir yapıya sahip olsa da, o yapının içine sığmayan bir ruha ve anlam arayışına da sahip. Harari'ninki ise bir kitabın sadece kağıt ağırlığını ve mürekkep miktarını hesaplayıp, içindeki o muazzam hikayeyi yok saymak gibi. Bu nedenle kitabın şu önermelerine katılamadım; -Bir sanat eserini sadece boya ve tuvalden ibaret saymak nasıl bir sığlıksa, insanı sadece et ve kemik yığınından ibaret görmek de aynı hatadır. ​-Hayvanlar sadece içgüdülerinin kölesidir; insan ise biyolojik dürtülerine 'hayır' diyebilen, oruç tutan veya bir ideali uğruna canını verebilen tek canlıdır. ​-Eğer sadece hayatta kalmaya çalışan birer hayvan olsaydık, neden şiire, sanata ve gün batımının rahatlatıcı etkisine ihtiyaç duyardık ki? Bizi bu dünyadaki 'fayda' arayışının ötesine geçiren şey, ruhumuzun bu dünyaya sığmadığının kanıtı bence. ​-Hayvanlar sadece 'burada ve şimdi' ile ilgilenirken insan ise 'ölümden sonrasını', 'adaleti' ve 'sonsuzluğu' sorgular. Maddeye hapsolmuş bir varlık, maddeden bağımsız bu kadar derin kavramları hayal bile edemez sanki? Sonuç olarak bu kitabı okumuş olmak benim için inancımı sarsan bir süreç değil; aksine, modern dünyanın insanı sadece biyolojik bir metaya indirgeyerek nasıl yalnızlaştırdığını bizzat kendi kaynaklarından görmemi sağlayan bir 'ayna' oldu. Harari’nin bize sadece bir makine gibi bakması, benim ruhumun ve inancımın ne kadar değerli olduğunu daha net görmemi sağladı. Karşı tarafın ne düşündüğünü bilmek, kendi doğrumu savunurken benim argümanlarımı daha da güçlendirir :)
Hayvanlardan Tanrılara: SapiensYuval Noah Harari · Kolektif Kitap · 202342,6bin okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2026 40. kitabı
Kitap İlber Ortaylı'nın düşüncelerini içeriyor. Bir tarih kitabı değildir ancak tarihsel bilgiler de vermiştir. Kitabın ana yazılış amacı gündemde yer alan Cumhuriyet tartışmaları, İsrail- Filistin savaşı gibi sorunlar hakkında fikir beyan etmektir. Bu yüzden de kitapta kaynakça yoktur. Birkaç yerde dipnot olarak kaynak verilmiştir orası ayrı tabii. Merhum İlber hocanın Osmanlı için imparatorluk tabiri kullanması bence terminolojik bir hatadır, elbette ki kötü niyetle kullanmamıştır ancak imperum kökünden gelen imparatorluk terimi sömürgeci devletler için kullanılır. Onun dışında Pelin Batu ile röportaj da içeriyor kitap bekledigimden daha fazla bilgi verdi diyebiliriz.
Tarih
Kuruluş - Cumhuriyete Giden Yolİlber Ortaylı · Kronik Kitap · 202583 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Puan vermedi·444 syf.··
2026 18. kitabı
·
80 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 03:49
​Kitap, dış dünyanın aslında kendi iç dünyamızın yani psikolojimizin bir yansıması olduğunu savunuyor. Dreamer'a göre başımıza gelen her olay, hastalık, yoksulluk, mutsuzluk ve tüm kötü şeyler aslında bizim içsel durumlarımızın dışarıya yansıması.Başımıza gelen iyi veya kötü her şeyin sorumlusunun yine biz olduğumuzu söylüyor. Kitaptaki o meşhur 'Düş' kavramı ise basit bir hayal kurmak değil; hayatı inşa eden en güçlü enerji olarak anlatılmış. ​Nefis terbiyesine benzeyen kısımları (az yemek, az uyumak, öz denetim gibi) çok tanıdık geldi. Ama öte yandan kitabın 'ölüm bir hatadır' dğşüncesi ve insanın kendi kendinin yaratıcısı olduğu vurgusu, kader inancımla ters düşüyor. İnsanın kendi dünyasının yaratıcısı olduğu, unutmuş tanrılar olduğu yönündeki ifadeler, tevhidi inanç açısından oldukça rahatsız edici geldi bana. Yine de Lupelius’un derin öğretileriyle dolu olan kısım hoşuma gitti. Farklı bakış açıları görmek güzel:)
Tanrılar OkuluStefano D'Anna · Sinedie Yayınları · 20155,6bin okunma
8/10
·168 syf.··
2026 4. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2026 04:08
Yaklaşık 30 yıl önce yazılmış olmasına rağmen bu güne dair ve müslümanların da genel problemlerine dair çok nokta atışı tespitlerin yapılmıştır. Ancak elimizde bulunan son baskı yazarın daha sonra üzerinde düzenleme yaptığı ve bazı konulara dair değişiklik yaptığını ifade ettiği hâlidir. Kitapta konuların ele alınış biçimi, yapışan tespitler okura aradığını bulmuş hissi verdirse de bazı konularda yazarın hiç bir çözüm sunmaması hatta bununla birlikte çözüm arayışlarının manasız olduğunu ifade etmesi bariz bir hatadır. Bizi içinde yaşadığımız toplumdan kendimizi soyutlayıp başka bir dünyada yaşamamız mümkünmüş gibi bir fikre ikna etmeye çalışmaktadır. Bazı hatalı yaklaşımları bir kenara bırakırsak yazar özellikle seksenli yılların müslümanlarına ve hâlâ bizlere gerçekten büyük bir ufuk açmış ve açıyor. Zannımca kitabın tamamından çıkarılacak en büyük ders müslümanların özgüvenli olması ve kendi düşünme şekillerini oluşturarak sistem tarafından dayatılan kalıpların dışına çıkmaları, kendi gündemlerini oluşturmaları olacaktır.
Müslümanca Düşünme Üzerine DenemelerRasim Özdenören · İz Yayınları · 202110,4bin okunma
“Hız çağında unutulan şey: tefekkür”
10/10
·104 syf.·
2026 24. kitabı
10/10 Tefekkür Yaşamı üzerine konuşalım—bu kitap kısa ama düşündürdüğü alan çok geniş. Byung-Chul Han burada aslında modern insanın en büyük kaybını işaret ediyor: düşünme ve durma yetisini. Ona göre biz artık “yaşayan” değil, sürekli üreten ve tüketen varlıklar haline geldik. Bu yüzden de “tefekkür” yani derin düşünme, içe dönme, anlam arama hali neredeyse yok oluyor. Kitabın temel fikrini şöyle özetleyebiliriz: İnsan sadece eylemle değil, eylemsizlikle de var olur. Ama burada “eylemsizlik” tembellik değil. Han’ın kastettiği şey: * Durabilmek * Sessizlikte kalabilmek * Kendinle baş başa kalabilmek * Bir şeyi hemen tüketmeden, üzerinde düşünebilmek Bugünün dünyasında ise tam tersi var: * Sürekli meşguliyet * Sürekli dikkat dağınıklığı * Sürekli bir şey yapma baskısı Han buna “performans toplumu” diyor. Yani kimse seni zorlamasa bile sen kendini zorluyorsun. ⸻ Kitabın felsefi damarı Han, Hannah Arendt’in “vita activa” (eylem yaşamı) kavramına karşı, “vita contemplativa”yı (tefekkür yaşamı) yeniden hatırlatıyor.
Tefekkür YaşamıByung-Chul Han · Ketebe Yayınevi · 2024363 okunma
8/10
·368 syf.··
2020 310. kitabı
Oxford Üniversitesi’nde Sekreter Yardımcısı ve British Academy Başkanı olarak görev yapmış Anthony Kenny, dört ciltten oluşan Batı Felsefesinin Yeni Tarihi serisinin ilk cildi: Antik Felsefe. Kenny, Thales (MÖ. 585) ve Pythagoras (MÖ. 530) gibi ilk filozoflarla başlayıp, Plotinos (MS. 205) ve Aziz Augustinus (MÖ. 387) değin devam bir felsefeyle yön bulma çabasını ele alıyor. Gerek incelemenin kapsadığı geniş alan, gerek bilgi doluluğu olsun, muhtevası yerine maalesef biçimini ele alabileceğim, uyarmak istedim. Antik Felsefe’yi neden okumalıyız? Kuşkusuz bilimsel ve düşünsel her çalışma okunmaya değerdir, bazı öncelik vereceklerimiz, yolumuzdaki taşları temizleme babında epey iş görür olduğunu düşünüyorum. Antik Felsefe’de Kenny, kronolojik bir yol izlemiş ve mantıklı olanı seçtiği de aşikar. Bu araştırmayı diğerlerinden ayıran, tüm bilgileri üst üste yığmamış olması. Bir açıklık getirelim gize: Örneğin Stoacılık anlatılıyor ve Stoacıların “Tanrı, etik, evren, madde, ruh” üzerine düşünceleri üst üste verilmek yerine, konunun ana bağlamına bağlı kalarak, yeri geldiğinde “tanrı” hakkında görüşleri ve karşıt görüşlerle beraber bağlamında verilmiş. Diğer açımlanmayı bekleyen “felsefe konuları” için de geçerli. Bu sayede, karşılaştırmalı bir felsefe kaynağının kanlı canlı örneğinin değerini anlamış oluyoruz. Bilgi yığılması, hafızanın taşıyamacağı kapasiteyi aşınca, edebiyat metnine dönüşebiliyor. Kenny mantık konularındaki örnekleri de anlamanızı kolaylaştıracak şekilde. Felsefe Tarihi’ni bilmeden, felsefenin gelişim tarihine katkıda bulunan filozofları okumak büyük bir hatadır. Öncelikle tüm bilginleri bağlamı içerisinde, dönemin şartlarına ve gerekirse biyografisi okunmalı, ardından çağdaşları olan düşünürlerle etkileşimleri bilinmeli. Genel harita öğrenilince,
Antik FelsefeAnthony Kenny · Küre Yayınları · 201756 okunma