📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Her gün bir kez bu kitabın başına geçtim."
…
"Her gün bir kez dışarı çıktım, kırık bir bulutla yürüdüm."
…
"Her gün bir insana bakıp, yüzümü yere eğdim."
…
"Her gün bir gazeteye boş gözlerle baktım."
…
"Her gün bir kuzey kışı indi içime."
…
"Her gün hiçbir şeyi anlamadığımı düşündüm, her gün her şeyi anladığımı düşündüm. Güvercinleri yolculadım."
Birhan Keskin’in Y’ol adlı kitabının girişindeki ’Sunu’ bölümü bu cümlelerle başlıyor. Her bir cümlenin arasına boşluk bıraktım çünkü duygudaşlık bağı ile okuyan herkesin bu boşluklara dolduracak sonsuz sayıda cümlesi, haykırışı, acısı ya da anlatacakları olacaktır. Hikayeler değişse de değişmeyen şey hissin kendisidir.
Benzer hislerle şair Ahmet Erhan da bir şiirinde şöyle seslenmişti:
“Yüreğimi bir kalkan gibi bilip, sokaklara çıktım
Kahvelerde oturdum, çocuklarla konuştum
Sıkıldım, dertlendim, sevgilimle buluştum
Bugün de ölmedim anne…”
İnsan okumazdan evvel, ruhen hissettiği ama açıklayamadığı birçok şeyin cevabını okudukça yavaş yavaş kavrıyor. Özellikle; ruh-beden, akıl ve zihin, görmek ile bakmak arasındaki ayrımı fark ettiren şair ve yazarlar hayatın detaylarda gizli anlamsızlığını ya da anlam karmaşasını bir nebze de olsa daha da görünür ve hissedilir kılıyorlar. Gündelik hayatımızın akışı içerisinde yaşamın sancılarıyla baş etmek için bazen anlamlı, bazen öylesine basit eylemlerle; ölümü, ayrılığı, acıyı, yaşamın hoyratlığını normalize etmeye çalıştığımız zamanlar olur. Bunu bütün içtenliğiyle anlatanlarımız ve anlatamayıp kulak verenlerimiz olur. Anlatabilenler, anlatamayanlara hem yoldaş hem de rehber oluverir bazen. Bu sebeple kitabın girişindeki ’Sunu’ bölümü bütün içtenliğiyle, bir çırpıda okuyup geçemeyeceğim bir giriş yazısı oldu benim için.
Okudukça dışarı çıkıp kırık bir bulutla yürüdüğüm, insanlara
Hayatın akışı içinde insanlar karşılaşır, çene çalar, tartışır, kavga ederler; birbirlerine uzaklardan, her biri zamanın farklı bir yerine dikilmiş bir rasathaneden seslendiklerini fark etmezler.