"Aşk denen şey bazen yürür, bazen uçar; bazen koşar biriyle birlikte; bir başkasıyla ölümcül yürüyüşe çıkar; üçüncüyü buzdan heykele çevirir; dördüncüyü atar alevlerin içine. Birini yaralar; öldürür ötekini. Aynı anda çakıp sönen bir şimşeğe benzer. Geceleyin saklar şafakta zapt edilecek olan kaleyi. Çünkü dayanacak güç yoktur karşısında."
Bakkal uyanığın biriydi, yine de birbirimize bir zararımız yoktu. O, dükkanının yakınında iyi alışveriş yapan bir müşteri olduğu için memnundu, ben de evimin yakınında bir bakkal olduğu için. İşte rasyonel dünya.
İnsan soyu zayıf, kırılgan, ölümlü, her türlü hastalığa, kazaya, açık ama kendini avutarak yaşıyor, bunları unutuyor. Işte anahtar kelime bu; hayatın özü, büyük sırrı; olmazsa olmazı: Unutmak.
Insanın algılama gücünü zorlayan bir durum bu. Hayatımıza, varoluşumuza yüklediğimiz hiçbir kavramla bağdaşmıyor. Sahiden her şey saçma mı, hayatın hiçbir anlamı yok mu? Bence öyle! Yok, hiçbir şey yok. Insanın biyolojik fonksiyonlarına aşırı bir anlam yükleme çabası içindeyiz. Çünkü hiçlik zor geliyor.