EY OKUYUCU ANLATILAN SENİN HİKAYENDİR!!
9/10
·160 syf.··
2022 20. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Şubat 2022 22:55
DİSTOPYANIN GÜZEL İNSANLARI MERHABA!! Sizlere bir hikaye anlatmak istiyorum… “Bir yaz vakti uyandınız. Hava Ağustos ayının en yakıcı günleri sıcak dayanılır gibi değil. Sıcaktan, terden bayılacak durumdasınız. Biraz sıcaktan kurtulmak için TV açayım diyorsunuz. Ekranda, istinasız tüm kanallarda LİDER’in canlı konuşması yayımlanıyor. Aniden modunuz düşüyor büyük bir öfke ile dışarı çıkıyorsunuz. Kendinizi sokağa atıyorsunuz. Birden kendinizi, şehrin dört yanından gelen insanlar şehrin en büyük caddesinde BÜYÜK LİDER’in devleti yönetmesinin 20. Yılı için düzenlenen dev mitingin ortasında kalıyorsunuz. Binlerce insan boğazını yırtarcasına LİDER’in eşiz bir insan olduğunu ifade eden sloganlara eşlik ediyor. Mitinge katılmayanlar korkusundan tv'de canlı verilen mitingi son ses açmış. (sıkıysa açmasınlar) Gazeteler, internet siteleri her türlü iletişim aracı, LİDER’ in eşsiz özelliklerini anlatıyor. Okullarda tüm ders kitapları LİDER’in, dünya tarihine damga vurmuş bir şahsiyet olduğunu anlatıyor. Televizyonlar gün oyunca LİDER’n canlı veya eski mitinglerini veriyor. Tüm caddeler, devlet kurumları, reklam panoları gözünüzün gördüğü her yerde LİDER’in fotoğrafları ile süslenmiş. Yazarlar Birliği, sendikalar, ülkenin büyük entelektüelleri! herkes büyük LİDER’i övmekte onun büyük meziyetlerini ortaya koymak için bir yarışa girmişler. LİDER’i övmeyen sözde aydınlar! hapse atılmış veya yurtdışına kaçmış. LİDER’i öven büyük aydınlar! kendileri dışında ülkenin büyük insanını övmeyen eli kalem tutan herkesi vatan hain aydınlar olarak şeytanlaştırmakta. LİDER’e bağlı özel silahlı güçler istediği vatan haini damgası yemiş insanları gözaltına alıp bunları gözaltında kaybetmekteler…” Güzel insanlar yazdığım şeyler içinizi sıktı değil mi? Benim içim daraldı resmen…(ve niyeyse çok
Edebiyat
Sessizlik ve GürültüNihad Siris · Jaguar Kitap · 2015451 okunma
10/10
·264 syf.··
2021 10. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2021 15:52
17 Temmuz 1738 günü, bir balıkçı tezgahında, balık ayıklarken aniden sancısı tutan ve işinin arasında “bir avazda deriz ya”, işte öyle bir avazda doğum yapan, ardından da hiçbir şey olmamış gibi işine devam eden bir kadın tarafından dünya getirilir Jean Baptiste Grenouille. Sanki az evvel doğum yapan o değildir. Doğumu balık tezgahının altında gerçekleştirmiş, göbek bağını orada kesmiş, bebeği de yine oracıkta ölüme terk etmiştir. Tezgahın altında, yüzlerce pis kokulu balık çöpünün arasında, çöpe atılmayı beklerken, ortamın yaydığı pis kokudan olsa gerek feryat figan ağlamaya başlar yeni doğan bebek. Bunun üzerine etraftaki insanlar tarafından farkedilir ve ölümden kurtarılır. Annesi, yaptığından ötürü ölümle cezalandırılır ve Grenouille bir yetimhaneye gönderilir. “İşte burada bütün krallığın en pis kokan yerinde 17 Temmuz 1738 günü doğdu Jane –Baptiste Grenouille. Yine en sıcak günlerden biriydi. Sıcak, mezarlığın üstüne kurşun gibi çökmüş, çürük kavunların kokusuyla, yanmış boynuzu andıran, mezarlık havasından oluşan bir karışımı yan sokaklara doğru bastırıyordu. Grenoulle’nin annesi sancılar başladığında Rue aux Ferx’de bir balıkçı tezgahının başında oturmuş daha önce temizlediği ala balıkların pullarını kazımaktaydı. Balıklar sözüm ona o sabah Seine’den çıkmışlardı ama öyle kokuyorlardı ki, ceset kokusu bile duyulmuyordu.” (syf.5) Endişelenmeyin merakbozan (spoiler) yazmadım. Yukarıdaki paragraf kitabın girişinden zaten. Kitabın ilk sayfalarında okuyorsunuz bunları. Hadi devam edelim… Sıradan bir insan olarak ama hiç de sıradan bir şekilde dünyaya gelmeyen Grenouille’nin macerası işte doğduğu andan itibaren başlar. Tüm insanlardan bir farkı vardır onun. Yeryüzünde kimseye bahşedilmemiş olan koku alma özelliği. Tabii ki diğer insanlar da koku alabiliyorlardı ama
KokuPatrick Süskind · Can Yayınları · 201827,3bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
9/10
·244 syf.·
2018 24. kitabı
Öncelikle arkadaşlar bu incelemeyi bir pedagog bir öğretmen veya bir eğitimci edasıyla yazmadığımı belirtmek isterim. Kaleme alırken bir sosyolog ve 20 yıl bu eğitim sisteminin içinde olan bir fert olarak kaleme aldım. Elimden geldiğince bilimselliğe girmemeye sadece kendi alanımın noktalarına değinmeye çalışacağım. Önce kitap hakkında sonrada şahsımın eğitim sistemine dair fikirlerini ifade edeceğim. KİTABA DAİR Söz konusu olan kitabımız “ Zorunlu Eğitime Hayır “ bir annenin kızına karşı hissettiği sorumluluk gereği eğitim sisteminin onun şahsi özgürlüğünü engelleyeceği kaygısıyla kızını okula göndermemesi ile başlıyor. Aslında kitabın yazılma sebebi birilerine bir şey anlatma kaygısı da değil kitap kızına ithaf edilerek yazılmış kızına karşı hissettiği sorumluluk sebebiyle kızına bir açıklama ifadesi. Ne kadar da aciz bi davranış değil mi günümüz yetişkinleri çocuklarına hiçbir açıklama yapmazken bu kadın Catherine Baker kitap yazmış bildiğiniz. Olay örgüsü 1980 dönemindeki eğitim şartlarında geçerken aslında o dönem ki Fransanın sahip olduğu eğitim şartlarına günümüz Türkiyem hala sahip değil. Ne gibi mi? Misal zorunlu eğitim var lakin okulda zorunlu eğitim diye bi kaygısı yok Fransanın. Ebeveynler isterlerse çocuklarını evde veya sivil toplum örgütlerinin kurduğu eğitim kurumlarında eğitimlerine olanak verebiliyor. Peki bu annemizin sorunu ne? Catherine Baker karşı çıktığı her türlü yetişkin ve çocuk ayrımını ortadan kaldırıp aynı noktada yetişkinlerin otoritesi altındaki eğitim sistemini eleştiriyor. Anne baba eksenindeki ev eğitimini de doğru bulmuyor çünkü aslında toplumun ilk otorite figürünün ebeveynler olduğu noktasını vurguluyor. Burada bir diğer nokta ise çocukların robotlaşması ve öğretmen kisvesi altındaki eğitimciler tarafından yönlendirilmelerisi
Eğitim
Zorunlu Eğitime HayırCatherine Baker · Ayrıntı Yayınları · 2013195 okunma