Hazal

Hazal
@hazalurn
6/10
·649 syf.··
2025 25. kitabı
·
39 günde okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2025 20:56
Orhan Pamuk’un ilk romanı olan Cevdet Bey ve Oğulları, modern Türk ailesinin üç kuşak boyunca geçirdiği dönüşümü akıcı bir dille ortaya koyar. Cumhuriyet’in ilk yıllarından 1970’lere kadar uzanan süreçte Batılılaşma, politika, gelenek, alaturka- alafranga ve birey-toplum çatışmaları romanın temelini oluşturur. Her ne kadar romanın dili sürükleyici olsa da, karakter analizleri zaman zaman yüzeyde kalmış, derinleşmeden geçilmiş, bir sonuca bağlanılamamış izlenimi verir. Üç kuşağın anlatıldığı yapı geniş bir bakış açısı sunsa da romanın büyük bölümünü ikinci kuşak oluşturur ve karakterler de bu kuşakta daha fazladır, diğer iki kuşak ise oldu-bittiye getirilmiştir. Üç arkadaşın belli bir sonuca ulaşmayan ve havada kalan buhranlarını eksiklik hissiyatı vererek okumaktansa tek bir kişi üzerinden yapılan derinlemesine analizi tercih ederdim. Daha detaylı ve derinlikli çözümlemeler yapılmış olsaydı, roman duygusal ve psikolojik bağlamda daha güçlü bir iz bırakabilirdi. Yine de Cevdet Bey ve Oğulları, Orhan Pamuk’un sonraki eserlerinde karşımıza çıkacak temaların habercisi olması açısından önemli bir ilk adımdır. Özellikle Pamuk, "Masumiyet Müzesi" kitabında Işıkçı ailesine yer vererek nehir roman izlenimi vermiştir. Ben ilk önce Masumiyet Müzesi kitabını okuduğum için karakter yakalama heyecanını tadamadım ama yine de okuma sırasını kronolojik olarak belirleyen okurlar için tatlı bir gülümseme yaratacağını düşünüyorum. Keyifli okumalar dilerim... ... "Bizde öyle özgür, aklını kullanan, girişken insan yok! Bizde herkes köle, herkes boyun eğmek, toplumun içinde erimek, korkmak için yetiştiriliyor. Eğitim dedikleri şey hocanın dayağı, anneyle teyzenin saçma tehditleri. Din, korku, karanlık düşünceler, ezberlenmiş şeyler… Sonunda boyun eğmekten başka bir şey öğrenmiyorlar.
Cevdet Bey ve OğullarıOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 20247bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Nesne İlişkileri
7/10
·102 syf.··
2025 28. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 01 Temmuz 2025 18:07
Melanie Klein (1882 - 1960), küçük çocuklara yaptığı psikanaliz uygulamalarıyla ve yetişkin hastalarla yürüttüğü çalışmalarla "Nesne İlişkileri" okulunu kuran yahudi bir psikanalisttir. Kuramını şekillendirirken S. Ferenczi, S. Freud ve çatışmalar yaşasa da Anna Freud'dan etkilenmiştir. Melanie Klein, Freud’un psikanalitik mirasını temel alıp daha erken bebeklik evresine, preoidipal döneme (0 - 6 ay) kaydırarak odak noktasını oral sadistik fantezilere ve içsel nesne ilişkilerine, kişiler arası ilişkilerin içselleştirilmiş görünümlerine çevirir. Psikanalizin kötücül doğası, bebeğin kötü anne ve kötü ben kavramlarıyla daha "hard" versiyonudur. Diğer savunma mekanizmalarının yanına bölme (splitting), projective identification (yansıtmalı özdeşleşim) ve tüm güçlülük gibi özgün tanımlarla zenginleştirmiştir. Böylece psikanaliz, yalnızca cinsellik, libidinal enerji ve oidipal çatışmalarla birlikte bireyin kişiliğini şekillendiren fiksasyonlar etrafında değil, aynı zamanda ilk nesne bağları ve onların zihinsel temsilleri çevresinde dönen bir kuram hâlini almıştır. Klein'a göre bebek, iç dünyasında nesneleri ve kendini iyi ve kötü noktalarında bölerek konumlandırır; bu süreç, paranoid-şizoid konum ve depresif konum kavramlarıyla açıklanır. Bebekte olan bu içsel çatışmalar, ilerde ortaya çıkan nevroz ve diğer psikopatolojilerin kaynağı olarak kabul edilir. Klein, psikodinamik düşünceye derinlik katan Haset ve Şükran adlı kısa ama yoğun eseriyle, insan ruhunun en derin, en çıplak ve kişiliğin oluşumundaki en ilkel temellerini, iki güçlü duyguyu "haset ve şükranı" ustalıkla çözümleyerek okuyucunun önüne serer. Kitabın ilk sayfalarında okuyucunun zihnine ışık tutmak, kıskançlık ve haset kavramının benzerliğinden ortaya çıkan kafa karışıklığını önlenmek için kısa bir
Psikoloji-İnceleme
Haset ve ŞükranMelanie Klein · Metis Yayınları · 20161,007 okunma
7/10
·155 syf.··
2023 14. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2023 16:45
Victor E. Frankl, 1905 doğumlu Yahudi bir psikiyatristtir. Nazi soykırımında Auschwitz toplama kampında tutuklu kalmış ve ailesini de bu kamplarda kaybetmiştir. Bunca acıya maruz kalmasına rağmen hayattan vazgeçmemiştir. Kitapta da yazar ve okurlar olarak bunu sorguluyoruz. “Neden intihar edemiyoruz?” Bu sorgulamalar üzerine Victor Frankl “logoterapi”yi öne sürüyor. Anlam bulma ve bu anlama tutunarak zorluklara katlanabilmek... Kitap, Frankl’ın kampta karşılaştıklarını ve deneyimlerini anlatan “Toplama Kampı Deneyimleri” bölümünü içerir. Frankl, bu kampta birçok insanla tanışmış, birçok hikayelere tanık olmuştur. İşkencelere rağmen hayatta kalmak için can atan insanlardan ilham almış ve Frankl’ı düşünmeye sevk etmiştir. Filozof Nietzsche’den de etkilenen Frankl, hayatın anlamı ve kamptaki insanların neden intihar etmediklerini sorgulamıştır. Frankl, kendi yaşamının anlamını yani yaşama tutunacak dalını bulmuştur: Yarım kalmış eserlerini tamamlamak... Ve nihayetinde de kamptan kurtulan aydınlardan biri olmayı başarmıştır. Benim kitabın bu bölümünde sorguladığım yaşamak için illaki bir anlama sahip mi olmak gerek? Anlamsız da insan yaşayamaz mı? Bazı acılara katlanmaya sırf ölüm korkusundan olamaz mı? Kitabın ikinci bölümünde ise “Genel İlkeleriyle Logoterapi” başlığı vardır. Logoterapi kelimesinin nereden geldiği ve insanın anlamının kişiye özel bir şey olduğundan bahseder. Anlam, kişi için hem umut hem de acıları hafifletici bir istektir. Varoluşsal sorgulamalara çözüm getirir. Birçok klinikte de uygulanan logoterapi, hastanın kendi yaşamındaki anlamı bulmada ve gerekçe sunmada yardımcı olur. Bu bölümde yaşamın anlamı, sevginin anlamı ve acının anlamı sorgulanır. Özellikle acının anlamı bölümünde Frankl, Nietzsche’den _ki benim kitabın en sevdiğim alıntıdır
Psikoloji-İnceleme
İnsanın Anlam ArayışıViktor E. Frankl · Okuyan Us Yayın · 202651,3bin okunma
3/10
·152 syf.··
2023 26. kitabı
Kitabın başında yazar, kendi hayatı ve düşünceleri hakkında gereksiz detaylar vererek okuyucuyla konuşurcasına sohbet havası vermeye çalışmış ama bu bana oldukça samimiyetsiz geldi. Kitabın yazılış amacını sorgulattı: gerçekten yazma istediği mi yoksa hedef şöhret ve para mı? Yazım yanlışları, komşuyla dedikodu yaparcasına yazılan kitabın dili, asıl meseleden sapıp tekrar toparlama çabası, psikolojide önemli olan konuların bu kadar yüzeysel geçip verilen bilgi eksikliği... çok zorlama bir kitap olduğunu düşünüyorum. Hayatında hiç kitap okumamış olup da bir anda psikolojiye merak salanlar keyifle tercih edebilirler.
Kişiliğin Kaderin mi?Pınar Maro · Artemis Yayınları · 202084 okunma
8/10
·736 syf.··
2023 5. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 02 Mart 2023 19:21
Umberto Eco'nun ilk kitabı olan Gülün adı, XIV. yüzyılın İtalya'sında, diplomatik bir görev için Manastıra gönderilen eski sorguculardan William ve çömezi Adso'nun, görkemli manastıra girdikleri ilk andan itibaren yedi gün tekrar eden ölümlerin gizemini çözmeye çalışmalarını ve başrahip tarafından kesin bir emirle korunan kitaplığa olan merakın adım adım giderilmesini konu alır. Fakat kitap bu konudan ibaret olan basit bir polisiye değildir. 1300'lü yıllarda Ortaçağın "Karanlık Dönemi" olarak adlandırılan: Engizisyon mahkemelerinin kurulduğu; suçlamalar, işkenceler ve ölümlerin olduğu kaos dolu bir ortamı, papa ve imparator arasındaki din-siyasal çatışmaları, Hristiyan Avrupasının farklı tarikatları, mezheplerden çıkan fikir ayrılıklarıyla beraber bağnazlık, dini yobazlık, sapkınlık, kilise baskıları ve dönemin rahiplerinin yaşamı hakkında bilgiler verdiği için tarihsel bir roman olarak değerlendirilmelidir. Kitap yazıldıktan sonra Umberto Eco, özgür düşünülmesine izin vermeyen zamanın dini şartlarını ağır bir dille eleştirdiği için Vatikan ve Hristiyanlık çevresinden tepkiler almıştır. Kitaba başta "Suç Manastırı" ismi verilecekken yazar, okuyucuya polisiye bir kitap izlenimi vermek istememiş. Daha sonra akılda merak uyandırmasını istemiş, Bernardo Morliacense'nin De Contemptu Mundi'sinin bir dizisinden esinlenmiştir. "Çünkü gül, simgesel bir şeydir ve öylesine anlamlarla yüklüdür ki, neredeyse hiçbir anlamı yoktur..." diyerek de ucunu açık bırakmıştır. Kitap Adso'nun dilinden anlatılan eski bir el yazması olarak karşımıza çıkıyor. Tarihsel olaylar silsilesi, tarikat betimlemeleri, mimari tasvirlerin zenginliği ile gösterge bilim, kitaba en iyi şekilde işlenmiş. Merak unsurunun hep taze kaldığı akıcı bir kitap olan Gülün Adı, kullanılan Latince
Tarihi Roman
Gülün AdıUmberto Eco · Can Yayınları · 202015,9bin okunma