***
Sapere Aude!
“Yalnızca bizi ısıran ve bizi sokan kitapları okumalıyız, içimizdeki donmuş denizi kıran balta olmalı onlar.”
Franz Kafka
"Çoğunlukla bir kitaptan kurtulmak ona sahip olmaktan daha zordur."
Kağıt Ev
***
Kitabı bir arkadaşım tavsiye etmişti. Bilgeliğin kitabı gibi düşünerek , bir heyecanla okumaya başladım. Ama yarıda bıraktım, devam edemeyeceğim .Pskilog olan yazarımız denekleri hipnotize ederek anne karnına, oradan da geçmiş hayatlarına ve ruhlar alemine götürerek bize ruhlar alemini anlatıyor. Ana sınıfındaki öğrencileri öğretmenlerin karşıladığı gibi ruhları rehberler karşılıyor , grup grup olup çalışmalar yapıyorlar ( o da anasınıfı etkinlikleri sanki ) kimi ruh ölünce hemen bedeninden uzaklaşıyor kimi karısını bırakmak istemiyor falan :)) Yav bu ne Allaşkına . Arabesk film gibi . Daha fazla okumaya dayanamayacağım. Anlatılanların hiçbir bilimsel dayanağı yok. Bence objektif de değil. Çünkü tek gözlemci yazarın kendisi. Anlatılanlar , benim gibi mühendislik bakış açısı ile bakan biri için fasa fiso ve saçmalık gelecektir. Mesih olduğunu iddia eden Hasan Mezarcı ile benim gözümde bir farkı da yok yazarın. Şöyle ki : her ikisi de kendine inanıyor ama ben onların anlattıklarına inanmıyorum. Sinir oldum ya. İnsan aklıyla dalga geçer gibi bi sürü şey anlatmış. Yarım günüm boşa geçti :)
Hasan Ali Toptaş sevgisiyle...
Güneşin altında titreşen yolda bir çocuk, topuklarını kıçına vura vura bahçemize doğru koşuyordu. Bir elini öne uzatmış, getirdiği haberi, elinin böyle ileride duruşu sayesinde bize bir an kadar daha erken ulaştıracak. –Bu kareyi dondurmak istiyorum. Çocuğun mesafeyi yaran gövdesini seyreden biz torunların, penceredeki anneannenin, içeride büyük dayının bu haberi almaması; dahası bu haberi oluşturan ne varsa sonsuza dek yeryüzünden silinmesini diliyorum.– Henüz eve ulaşmadan bağırıyor çocuk: “Candarmalaaaaar!” Denizliğe dayanmış bekleyen anneannem, birden doğruluyor. Küfrederek çıkıyor dışarı. Büyük dayıya sesleniyor. Dayı yok. Hem telaşlı, tasalı hem de öfkeli defalarca sesleniyor. Dayı yok. Korkumuzdan, çocuklar, dağılıp arıyoruz dayıyı. Yok. Olsa hemen görürdük çünkü öyle devdi ki o.
--- Bu inceleme ufak tefek (belki de büyük) 'spoiler'lar içerebilir arkadaşlar. Sonra demedi demeyin:)---
Türkiye'de henüz herhangi bir Hasan Ali Toptaş kitabı okumamış 8 kişiden biri olarak, gerçek bir baskı ve endişeyle açtım kitabın kapağını...
Artık bu buluşma gerçekleşmeli, ben de ortamlarda herkes gibi Hasan Ali Toptaş konusu açıldığında üzerine bir çift söz söyleyebilmeli, 'Türkçe'yi çok akıcı kullanıyor', 'betimlemeleri harika', 'ne kadar duru bir dili var' gibi kalıplar kullanarak kendimi ifade edebilmeliydim...
İşte bu şartlarda başladı okuma süreci ve haliyle ilk sayfalar baya zor geçti benim açımdan. Hatta itiraf etmem gerekir ki, anlatıcı, eşine babasının yaşadığı problemin gerçek nedenini ilk kez anlatırken kitabı yarıda bırakmayı dahi düşündüm. Yeni bir Zülfü Livaneli vakası mı yaşayacaktım yoksa? Hasan Ali Toptaş da mı asıl konuya odaklanıp geriye kalan detayları çalakalem yazan bir yazardı? Çünkü kitaptaki çiftin 5 yaşında çocuğu olduğuna göre minimum 6-7 yıldır evli olmaları gerekiyor. Bunun bir de flört dönemi var tabii... Hadi biz yine de 6 yıl diyelim... Yahu bir insan 6 yıl boyunca babasının neden tek bacağının olmadığının gerçek sebebini karısına anlatmaz mı? Bunun hiç gerçek hayatta bir karşılığı var mı sizce?
Hayır Aziz Amca'nın bacağı uyuşturucudan falan kesilse hadi, bir nebze anlarım durumu. Adam şoför yahu; kaza yapmış ve bacağı kurtaramamışlar. Herkesin başına gelebilecek bir durum. Ortada bir gizem falan da yok. O zaman neden 6 yıl boyunca karına anlatmazsın ki?!
Konuyu bu kadar uzatmış olmamı garip karşılayabilirsiniz ama bence önemli bir konu. Çünkü okuduğum kitapların ilk bölümlerinde bu tip durumlarla karşılaştığımda bir anda kitaptan kopup uzaklaşabiliyorum. Ancak bu sefer 'yarım bırak jokeri'ni kullanmak istemedim açıkçası.
--- Bu inceleme ufak tefek (belki de büyük) 'spoiler'lar içerebilir arkadaşlar. Sonra demedi demeyin:)---
Türkiye'de henüz herhangi bir Hasan Ali Toptaş kitabı okumamış 8 kişiden biri olarak, gerçek bir baskı ve endişeyle açtım kitabın kapağını...
Artık bu buluşma gerçekleşmeli, ben de ortamlarda herkes gibi Hasan Ali Toptaş konusu açıldığında üzerine bir çift söz söyleyebilmeli, 'Türkçe'yi çok akıcı kullanıyor', 'betimlemeleri harika', 'ne kadar duru bir dili var' gibi kalıplar kullanarak kendimi ifade edebilmeliydim...
İşte bu şartlarda başladı okuma süreci ve haliyle ilk sayfalar baya zor geçti benim açımdan. Hatta itiraf etmem gerekir ki, anlatıcı, eşine babasının yaşadığı problemin gerçek nedenini ilk kez anlatırken kitabı yarıda bırakmayı dahi düşündüm. Yeni bir Zülfü Livaneli vakası mı yaşayacaktım yoksa? Hasan Ali Toptaş da mı asıl konuya odaklanıp geriye kalan detayları çalakalem yazan bir yazardı? Çünkü kitaptaki çiftin 5 yaşında çocuğu olduğuna göre minimum 6-7 yıldır evli olmaları gerekiyor. Bunun bir de flört dönemi var tabii... Hadi biz yine de 6 yıl diyelim... Yahu bir insan 6 yıl boyunca babasının neden tek bacağının olmadığının gerçek sebebini karısına anlatmaz mı? Bunun hiç gerçek hayatta bir karşılığı var mı sizce?
Hayır Aziz Amca'nın bacağı uyuşturucudan falan kesilse hadi, bir nebze anlarım durumu. Adam şoför yahu; kaza yapmış ve bacağı kurtaramamışlar. Herkesin başına gelebilecek bir durum. Ortada bir gizem falan da yok. O zaman neden 6 yıl boyunca karına anlatmazsın ki?!
Konuyu bu kadar uzatmış olmamı garip karşılayabilirsiniz ama bence önemli bir konu. Çünkü okuduğum kitapların ilk bölümlerinde bu tip durumlarla karşılaştığımda bir anda kitaptan kopup uzaklaşabiliyorum. Ancak bu sefer 'yarım bırak jokeri'ni kullanmak istemedim açıkçası.