Kabul edelim ya da etmeyelim hepimiz bu hayatı sandığımızdan daha çok seviyoruz. Çoğu zaman hayattan yakınıyoruz fakat yine de yaşamaya, umut etmeye ve yarını beklemeye devam ediyoruz.
Kitap incelemesi için mekan arıyordum. Bir kafe olmazdı. Bir kütüphane fazla güvenliydi. Bir kitapçı ise fazla kolay bir tercih gibi geliyordu. Bir süre İstanbul'un içinde dolaştım. Sonra yolum
“Bir insanı öldürmek mi daha ağırdır, yoksa o cinayetle her gün yeniden yaşamak mı?”
Herkese selamlar sevgili kitap dostlarım. Bugün sizlere ikinci kez okuduğum, ikinci kez olmasına rağmen
Her şeyin birbirine benzediği, herkesin birilerinin kopyası olduğu bir dünyada, 'orijinal' kalmak mümkün müdür? Yoksa hepimiz birer taklitten mi ibaretiz?
Gelin, önce yazarımızdan
"GÜNLÜK YAŞAM FELSEFESİ"
Şikayet veba gibi. Kendini, başkalarını depresyona sürükler, hareketsizliğinle edilgenleşir, edilgenleştikçe dünyayı bu hale getirenlerin ekmeğine yağ sürersin.
Kitap hakkında söylenecek, yazılacak, konuşacak çok şey var.
Bazen Selimmi, Turgutmu, olduğunuzu anlamakta güçlük çekiyorsunuz.
Modern aynı zamanda Postmodern bir bakış açısının, Cumhuriyet'in ilk yıllarında bu kadar iyi bir örnek olarak karşımıza çıkması, aynı zamanda da bir kişinin düşüncesinin (kendisi), iç sesinin (olrik), yanında hayali bir karakterin olması ve diyalogları, beyinin düşünce hızında konudan konuya geçmesi inanılmaz bir kitap olmasının sebeplerinin başında geliyor.
Hepimiz de karanlık bir taraf var mı?
Herkesin bir Olrik'i var mı?
Kadın erkek açısından bu kitap farklı etkiler bırakabilir mi?
Bu konularda da siz sevgili okuyucuların fikirlerini öğrenmeyi çok isterim.