Büyüyüp neyin ne olup olmadığını anlamaya çalışırken, bizim yoksulluğumuza, yoksulluğumuzun ise bize küfrettiği gerçeğiyle irkildik. Yazgılarımızın başucuna çöreklenmiş bezirganlar, düşlerimize ulaşmamızın, gençliklerimize, aşklarımıza yarışmamızın bütün olanaklarını daha doğduğumuz günlerde gasbetmişlerdi! Onlar, vahşi kahkahalarıyla insanın emeği ve onurunun hanesine zar atıyorlardı. Zarlarındaki hepyek bizdik... Çünkü kurbandık...
Böyle düşününce insan neyi israf edebilir ki?..
Sen bu akşam kumarda beşyüz lira kaybettin. Düşün, bu parada ne kadar insan ve emek hakkı var... Eğer, bir hamal, sırtında elli kiloluk yükü bir kilometre ötesine iki buçuk liraya taşırsa, bu beşyüz liranın karşılığı, iki yüz hamal emeğidir; yahut bir hamalın iki yüz kilometrelik emeği... Tam yedi yüz on beş ekmek parası... Bir hastahane dolusu insanın acısını dindirecek ilâç tutarı... Bayram sabahı, boynu bükük, bilmem kaç öksüzün kundura bedeli... Şu kadar kefen, yahut kundak bezi; bu kadar ah, vah, yahut oh, eh karşılığı... Çocuklar! Bütün bu hak sahiplerine acıyan, bütün bu emeklere içi sızlayan, parasını nasıl bir zara, bir kâğıda teslim eder? Düşeş niçin bey de, hepyek neden köle?.. (Uzun durak... Bakınma...) Düşünmeğe kurcalamağa lüzum yok, çocuklar! Acımak, düşünmektedir, acımak bulmaktadır. Acıyın, yeter!
Sayfa 80
Reklam
Olan olmuştur'daki en beter ihtimali sineye çekmek, ya olursa'nın getirdiği tedbirler silsilesinden çok daha huzurluydu.
Sayfa 114
Meseleyle araya giren mesafe endişeyi azaltırdı.
Sayfa 113
Zaman değil, mesafeydi her şeyin ilacı.
Sayfa 113
“ve durmadan hepyek gelmesi bir zarın.”
Sayfa 47·Kitabı okudu
Reklam
Reklam