herkesin, sadece kendine ait, içini dışını bildiği, kendini güvende hissettiği bir ormanı vardır. ve kendi ormanına sahip olmak, bu hayattaki en güzel şeydir. bunun için yapman gereken tek şey, ormanda yeteri kadar dolaşmak. böylece, çok geçmeden her kayayı, her alengirli yeri, devrilmiş her huş ağacını yakından tanırsın ve işte o zaman orman senin olur, sana ait olur.
Kişi kendi deneyiminin derinliklerine daldıkça, tepki ve üretimleri de o denli özgünleşir. İşte doğruluğunu herkesin kendi deneyimleriyle bildiği bu paradoks şöyle ifade edilebilir: Kişi tarihsel geleneklerindeki deneyim ve biriktirilmiş bilgiyle yüzleşebildiği derinlik ölçüsünde kendini tanır ve kendisi olabilir.
Herkesin bildiği gibi, peygamberin Konstantiniyye'nin alınması emrini II. Mehmed Han yerine getirdi. 1453 ylın- da Türklerden. Sırplardan, Kıpçaklardan, Almanlardan ve daha adı duvulmamıs nice bir kavimden topladığı ordusuyla Konstantinivye'yi aldı. İşin tuhaf yanı șu ki, askerinin icinde Rumlar da vardı; Bizans'a karşı dövüşüyorlardı. Mehmeď'in anası Mara Hatun'un babas1 Sırp Kralı Brankovic de üvey torununa yardım ediyordu. Buna karşılık -Allah'ın hikme- tinden sual olunmaz-
Uzun bir aradan sonra hikaye dünyasından bir eser okumak bana oldukça keyif verdi. Çoğumuzun meşhur Çaykovski balesiyle bildiği ama orijinal metniyle çok daha derin sulara yelken açan, hayal dünyamı genişleten zamansız bir başyapıt:Fındıkkıran ve Fareler Kralı.
Noel gecesi hediye edilen çirkin bir fındıkkıran oyuncağının etrafında şekillenen bu anlatı, sayfaları çevirdikçe hem karanlık ve tekinsiz bir atmosfere bürünüyor hem de oyuncaklar dünyasında eşsiz bir hayal gücü sunuyor bizlere.
Yoğun metinlerden ,böyle güzel ve soft bir hikayeye yolculuk etmek, edebiyatın geniş dünyasını bir kez daha tattırdı bana.
Yaş sınırı olmaksızın,büyük küçük herkesin bu büyülü klasiğe şans vermesini tavsiye ederim :)