Bodrumlu yazar Herodot, tarihin babası olarak anılır. Sebebi, tarihi ilk defa yazan kişi olmasından değil; tarihi ilk defa bu şekilde ele alıp aktaran kişi olmasındandır. Okuyunca anlaşılacağı üzere hikâye dili ve yer yer öznel anlatım kullanır. Bu ise daha önceki tarih anlatımlarında bulunmayan bir özellikti. Bu açıdan tarih anlatımında çığır açmıştır. Bugüne gelen yerleşik birçok bilginin menbaı da bu kitaptır.
Örnek vermek gerekirse, Skyt (İskit) kraliçesi Tomris Hatun’un Pers Kralı Kyros (Kiros)’a söylediği ünlü söz olan: “Massagetlerin efendisi olan Güneş adına ant içerim ki, kan dökmeye doymayan adam, seni ben kanla doyuracağım.” gibi alıntıların çıkış yeri burasıdır. Gerçekten de yendikleri savaş sonrası meydanda Pers kralını bulup kafasını kan dolu bir tuluma sokarak öldürmüştür.
Yine bunun benzeri, günümüzde çok daha fazla bilinen 300 Spartalı (Lakedaimon) efsanesinin gerçek dayanağı olan, Yunan devletlerinin Perslerle karşı karşıya geldiği Thermopylae Savaşı’dır. Efsanenin ortaya çıktığı kitap yine budur. Lakin doğal olarak günümüzdeki abartılı hâlinden eser yoktur. O zamanki bilinen coğrafyalar incelikleriyle ele alınmıştır. Bilgisinin yetmediği bazı yerlerde ise buralarda devler ya da insan yiyenler olduğu gibi düşünceler öne sürülmüştür.
Zamanındaki başlıca inanış olan pagan dini, kendisinde de filizlenmiş ve bunun gerçekliğinden şüphe etmemiştir. Entrikanın, ikiyüzlülüğün ve genel anlamıyla siyasetin neredeyse insanlık tarihiyle yarıştığının kanıtı olan bir eserdir. Yunan devletlerinin hatta Perslerin demokrasi girişimlerini başarı ve başarısızlıklarını da yine bu eserde görüyoruz. Özellikle ikinci bölümündeki Pers–Yunan savaşları ve arka plandaki siyasi ve politik olaylar epik bir şekilde ele alınmıştır.
Mısırlıların birçok şeyin öncülü olduğunu,