Puan vermedi
Yanlış anlaşılmak istemem ! Ama Öz'ü ve Söz'ü bir olmayan Bir yazar/birey olduğu kanaatindeyim. Kitaplarının tamamını okumaya Niyetlenmiş olduğum dönemde Son satırlarda değineceğim Malum olay hasebiyle bundan Vazgeçmiş ama yine de kabaca da olsa eserlerine üstün körü göz atmış olduğumdan, Roman/Şiir/Hikaye türündeki eserlerinin hakkını teslim etmem gerekirse, bugün bile okunabilir olduklarını Söyleyebiliyor olsam da ( benim açımdan ) burada esas olan yazarın kitabı ya da kitapları değil, Eldeki verilere göre yazarın Hâl ve harekatları kadar tutumlarıdır. Bu kitapta açıkça Kadın kimseye satılmaz, O mal değildir deyip Bir de üzerine konferans verip Yıllar sonra da Evlenmek istediğin kadının ailesini ziyaret edip Kız isteme merasimi tertip edilirken de Dile getirmediysen, Yıllar sonra yazdığın kitapta
İnsan ve Duygular
Çakıcı'nın İlk KurşunuSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 20249,6bin okunma
Bir Ömürlük Sessizliğin İtirafı
Puan vermedi·68 syf.··
2026 4. kitabı
​Kitabı elime aldığımda, bir kadının ömrünün son demlerinde, hiçbir karşılık beklemeden, sadece "anlaşılmak" adına yazdığı o satırlarla karşılaştım. Stefan Zweig, bu kısa eserinde aşkın en saf, en takıntılı ve en trajik halini; bir insanın, diğerinin hayatına ne kadar yakın ama aslında ne kadar uzak kalabileceğini tokat gibi yüzümüze çarpıyor. ​Okurken kendimi o kadının yerinde düşündüm. Birine tutkuyla bağlanmak, onun hayatının her ayrıntısını ezberlemek ama o kişinin sizin varlığınızı sadece bir "anlık heves" olarak görmesi... Bu, bir insanın başına gelebilecek en ağır hüzünlerden biri. O kadının, yazar R.'ye olan aşkı, bir gurur meselesi değil, aksine gururunu tamamen terk ettiği, kendini onun gölgesinde var ettiği bir ibadetti sanki. ​Zweig’ın kaleminden dökülen o cümlelerdeki sızı, insanın iliklerine kadar işliyor. Kadın, mektubunda aşkını anlatırken aslında kendi yalnızlığını inşa ediyor. Okurken, "Bazen birini sevmek, onu hiç tanıyamamak mıdır?" sorusu zihnimi sürekli meşgul etti. Karşımızdaki insanı gerçekte ne kadar tanıyoruz? Yoksa sadece biz ona kendi zihnimizde bir kişilik mi biçiyoruz? ​Kitabın sonunda, o mektup okunduğunda hissedilen o "geç kalmışlık" duygusu, boğazımda bir düğüm bıraktı. Her şey bitmiş, hayat sona ermiş ve geriye sadece kağıda dökülmüş sessiz bir feryat kalmış. Bu, sadece bir aşk hikâyesi değil; görülmemenin, duyulmamanın ve varlığının bir başkasının hayatında hiçbir iz bırakmadan yok olmasının yarattığı o derin boşluğun hikâyesi. ​Bitirdiğimde şunu anladım: Bazı aşklar kavuşmak için değil, sadece bir insanın ruhunda ömür boyu taşınacak bir "mühür" olmak için yaşanır. Zweig, bu kısa metinle aşkın büyüklüğünü değil, aşkın bir insanı nasıl hiç edebileceğini ve o hiçlikten nasıl bir sanat doğurabileceğini gösterdi bana.
Bilinmeyen Bir Kadının MektubuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022266,8bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·215 syf.·
2026 28. kitabı
Frank Furedi'nin 2004'te kaleme aldığı, Türkçeye 2010'da Erkan Koca çevirisiyle kazandırılan bu kitap, ilk bakışta bir nostalji metnine benziyor: "nerede o eski entelektüeller?" sorusunu sorduğunda, çoğu okur kapağı kapatmadan önce gözünü deviriyor olabilir. Çünkü bu soruyu soran her kalem, biraz da geçmişin kült figürlerine sığınan, yenilenle başa çıkamamış birinin sızlanması gibi gelir kulağa. Furedi bu tuzağa kısmen düşer; ama düştüğü yerden çıkardığı tespitler, bu coğrafyada sızlanmayı hak edecek kadar haklıdır. Kitabın belkemiği tek bir kavram: philistinizm. Furedi'nin Schopenhauer'den ödünç aldığı bu terim, "zihinsel ihtiyacı olmayan insan"ı tarif eder. Yemeyi, içmeyi, eğlenmeyi, mevki ve şöhret kovalamayı bilen ama düşünceyi kendi başına bir zevk olarak tanımayan, hatta düşünmenin kendisini "zaman kaybı" sayan tipoloji. Bir zamanlar bu sözcük üniversite çevrelerinde sıradan halkı tanımlamak için kullanılırdı; Furedi'nin tezi şu: artık üniversitenin kendisi philistinleşmiştir. Çürümenin alttan değil üstten geldiği bir çağdayız. Kitap altı bölümde altı yara açar. Aklın değer kaybı: Aydınlanma'nın iddiası — "akıl evrenseldir, hakikat bulunabilirdir, bilgi özgürleştirir" — postmodern relativizm tarafından aşındırılmıştır. Hakikat artık çoğul, görelidir; herkesin gerçeği kendinedir; bu cümle bir özgürleşme gibi başlamış, bir teslimiyetle bitmiştir.Önemsiz görülen arayışlar: Bilgi salt bilgi olarak değer taşımaz olmuştur; her cümlenin altına bir "ne işe yarayacak?" sorusu konmuştur. Einstein'ın "gerçeğin arayışında olmak, ona sahip olmaktan daha değerlidir" cümlesi artık duvar süsüdür; uygulanmaz.İçeriğin yokolması: Üniversite işletmeye, akademisyen profesyonele, ders pakete dönüşmüştür. Edward Said'in kitapta alıntılanan tespiti sertir: profesyonel, "kayığı
Nereye Gitti Bu Entelektüeller?Frank Furedi · Birleşik Kitabevi · 201062 okunma
Ölüm dediğin nedir gülüm...
10/10
·216 syf.·
2026 85. kitabı
Öncelikle değerli yazarımız Kemal Varol'un okuduğum bu kitabı ve serisini bana tavsiye eden edebi dost D... ye çok teşekkür ediyorum. Her sözü, her satırı şiir ve türkü tadında bir hikâye okudum. Anadolu'da yiğitler adı ile değil namı ile anılır. Ağıtçı Kadın da öyle bir yiğit. Onu yiğit yapansa; elli yıl bıkmadan usanmadan bir sevdanın yolunu beklemesi ve bu sevda uğruna yollara düşmesiydi...onun evi ölü evleriydi...onun evi bir hevesin peşinde gittiği yollardı...onun evi üç telli sazın sesi ve türkülerdi...Heves Ali'yi bulsa mutlu olur muydu bilemiyorum ama onu bulma umudu bir ömre değmiş gibiydi... Hevesi kursağında kalsa da, bu hikaye Anadolu'nun toprağını çoktan sulamıştır... Kitapla Şiirle Türkülerle kalın...
Ucunda Ölüm VarKemal Varol · Doğan Kitap · 20252,875 okunma
10/10
·168 syf.··
2026 3. kitabı
Kitaptaki aşk sıradan bir heves değil iki yalnız ruhun birbirini bulma hikayesidir. Kimseye güvenmeyen iki insan, birbirlerinin gözlerinde adeta evlerini bulurlar. Bu yüzden aralarındaki bağ zamansızdır. Kitap popüler bir aşk hikayesi olmanın çok ötesinde; sevmenin, kaybetmenin ve ömür boyu süren o sessiz yasın en hüzünlü halini anlatıyor.
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025376,6bin okunma
Altı Harfli Bir Tatlı Üzerine
Puan vermedi·248 syf.··
2026 2. kitabı
Yaşadıklarımızın kırgınlığı ya da yaşayamadıklarımızın burukluğu. Bu kitabı bu şekilde tanımlayabilirim kelimeler yettikçe ve dilim döndükçe. Yaşlanmanın, yalnız kalmanın, evlatları tarafından değer görmemişliğinin belki de artık görülmemişliğinin hüznü içinde Emine teyze. Terk edilmişliğin, hiç sevilmemişliğin hatta bu yüzden sevemeyişinin burukluğu ile Meltem. Bu iki kadını bir araya getiren bir köy evinde hayal kırıklıklarının, gözyaşlarının, iç çekişlerin sızısı yer almakta. Kendimce Emine teyzenin hatalarının olduğunu düşünsem de onun eşini kaybetmesiyle başa çıkamayışı empati sağlıyor. Meltem ise doğumundan yetişkinliğine kadar heves edip yaşayamadığı bütün duygularla romanın başından sonuna kadar insanın içini acıtıyor. Sonunda ise onun mutluluğuyla mutlu oluyorsunuz. Bölüm adları, metnin bağlamında romana tat katıyor. Sıcak, bizden bir şeyler okumak isteyen herkese tavsiye ederim.
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,9bin okunma