Bir gün, "benim için şiir yazdın mı hiç" demiştin. Göstermiştim, "şu heves sensin, şu incinmiş gurur sen, şu utangaç aşk, şu Posta Caddesi'ndeki daktilo sesi, çocukların okul dönüşü sevinci sen."
Ne kadar güvenle bakıyor rüyam bu sonlu dünyaya, ne yeniye ne de eskiye heves ediyor, ne korkuyor ne de yalvarıyor.
Alıntı
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
“Ben buradayım güzelim, yanındayım. Beni duyuyorsun biliyorum Kardem, seni seviyorum. Seni çok seviyorum.” “Ben çok direndim sana, senin aşkına... Biliyorum çok da kırdım, döktüm seni bu güvensiz saçma sapan hislerimle ama çok âşığım kızım ben sana. Benim içim buz tutmuştu, kanayan o kadar çok yaram var ki seni de kanatırım diye korktum. Vazgeçer dedim, heves ediyor dedim, unutur dedim ama sen hep dimdik durdun aşkının arkasında. Korkak olan bendim bu hikâyede. O silahı başına dayayana kadar ben anlamamıştım yemin ederim...” “Bu sefer bırakmayacağım seni,” diyebildim zorlukla.
Sayfa 389 - Parola yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Dün gece bir ışık çıktı karşıma "Beni arıyormuşum" Önce baktım şaşkın şaşkın ona Sonra adını hatırladım bu süslü sosyetenin Yine de hatırlatma ihtiyacı duydu bana "Benim adım mutluluk hatırladın mı?" Sonra içimdeki volkan Şüphe patladı, şüphe aktı Bu hangisiydi acaba? İnsanların bir şey için peşinden koştuğu mu? Yoksa kişinin kendi benliğinin sureti mi? Yine tutamadı dilini konuştukça konuştu Hani beni basamak yapacaktın? Beni bana kavuşmak için aşacaktın, Söz vermiştin beni bulacaktın? Beni anlatan birkaç örneğe takılıp kalmadan Beni geçici bir heves sanmadan... İşte tüylerimi her gece Diken diken eden bu sözler Hayatın sureti olarak karşıma dikilen Benim gözlerimi kamaştıran o ayna Doğduğumdan beri bana yolculuk eden
Sorunun Özü budur. Daha iyisine ulaşma arzun var mı yok mu -yok mu her tür çaba boşunaadır halbuki arzu bana bağımlı bir şey olmadığı için heves rüzgârı istediği yerde eser ve biz de kadercilik hatta alınyazısı inancına sıkışmış oluruz!
Sayfa 26·Kitabı okuyor
... Atatürk sofraya oturduğu zaman önce herkese ilgi gösterirdi. Şimdiki tabirle "dokunurdu". Mesela "Mehmet Bey" derdi, "Siz biliyorum buraya arkadaşlarınızla geldiniz, bekâr olarak bir yer buldunuz, ama ailenizi getirme niyetiniz olduğunu da duydum. Ne zaman getiriyorsunuz? Onlara kalacak bir yer buldunuz mu? Konuşma böyle başlayınca, gergin ve "Ben burada ne yapacağım, sınavdan mı geçirileceğim" diyen insanlar Atatürk'ün özel dertleri ile ilgilendiğini hissedince rahatlardı. Sonra Atatürk başkasına dönerdi, "Çocuklarına okul buldun mu" veya "Anneniz rahatsızdı, hangi hastaneye yatırdınız? Doktor lazım mı?" Herkesle konuşacak özel bir konu bulurdu. Atatürk için en önemli konu ailelerinin Ankara'ya yerleşmesiydi. Yani Ankara geçici bir heves değil, Ankara Cumhuriyet'in başkenti kalacak. Sonra konuşmalara geçilirdi...
Sayfa 71·Kitabı okuyor
Tarih