Gücüm yetse, yeryüzünde yaşayan bütün kadınlara dağlanmış yüreğimin feryâdını duyurabilsem: Dinleyin beni ey Tanrının yükü ağır, gücü kıt kulları! Evvelâ siz analar, hey analar analar, ayağınızı denk alın! Diktiğiniz kabaklar karılarda patlıyor. Hatır kırmak, can yakmak, yürek deşmek... Oğullarınız bunu sizde dener, karılarında olgunluğa erdirir, öyle değil mi? Zinhar evlâtlarınızı zâlimlik derecesine vardıracak kadar sevip şirâzeden çıkartmayın. Sonra siz ey kızlar, kadınlar!.. Billûr sarayda, dünyanın çirkin meşakkatlerinden uzak, altın toplarla oynarken, günü gelir yolunuz dışarı düşer, ere gider olursunuz. Erkeğinizin özlenip okşanan sevgilisi kalmak isterseniz ona itaat edeceksiniz, onu deşip kusurlarını görmeye kalmayacaksınız, alargadan tapınacaksınız. Yedi peçesine el sürmeyeceksiniz mümkünse yedi tâne de siz üstüne koyun. Aksi hareket ederseniz, nikābın altından onun kat kat kusurları belirdikçe o, mâbudluk mihrabından yuvarlanır. Mâbûdunuz olmaktan kaldığı gün artık ne o size er olur, ne de siz ona karı... O zaman dünyayı baştan başa dolanıp derde devâ aramak gerek. Yedi iklimin ilmini yutsanız felek çarkı dönüşünü değiştirecek yararlıklar gösterseniz çâresi yoktur. Masal der ki: **"Yerini sihirbazların bildiği bir hamamın göbek taşı altındaki şişede Yedi Peçeli'nin yangınını dindirecek şifâ bulunur, bu ilacı onun göbeğine damlatmak ister." Mânâsı şudur, zavallı kadınlar: Pişmanlık ve hasret çeke çeke âkıbet süzülür,pîr ü pâk olursunuz. İşte o zaman, mihnetinizin son derinliğinde, ihlâs yolunu öğrenirsiniz. Yedi peçeliyi anasına bağlı olduğu yerinden, göbeğinden, tedavi etmek lâzımdır. Değil mi ki onu size erkeklik edebileceği mâbud tahtından yıktınız, şimdi artık onunla beraber kalmak için tek bir çâre vardır; her kusûru bağışlayan, her
Kitap Alıntısı
Kim Umar Senden Vefayı
Kim umar senden vefâyı? Yalan dünyâ değil misin? Muhammed-i Mustafâ'yı, Alan dünyâ değil misin? Yürü hey bî-vefâ yürü; Sensin hod bir köhne karı; Nice yüz bin erden geri; Kalan dünyâ değil misin? Sihr ile donadup kendin; Meydâna salan semendin; 'Âleme mihnet kemendin; Salan dünyâ değil misin? Kasd edüp halkın özüne; Toprak doldurup gözüne; Ehl-i gafletin yüzüne; Gülen dünyâ değil misin? Eğer şâh ü eğer bende; Her kişiyi salan bende; Kimse mekân tutmaz sende; Vîrân dünyâ değil misin? Kimisini nâlân edip; Kimisini giryân edip; Âhir-i kâr 'uryân edip; Soyan dünyâ değil misin?
Şiir
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Merhaba İstanbul Bu benim dünyaya ilk gelişim, Yıkarak saltanatını koca Fatih’in. Kundakla kefen arasında bir gün, İstanbul, İstanbul deyişim. Merhaba Kızkulesi, merhaba Eyüp Sultan, Kanlıca, Şehremini merhaba... Bir İstanbul esiyor çocukluğumdan, Ekşi bozalı, Arnavut kaldırımları lâpâ lâpâ. Yuşâ’dan mı okunur o ezanlar, Hırka-i Şerif’ten mi? Komşularımız kaptanlar, malta taşlı ikindilerden kalan. Hâlâ o beyaz gergeflerde mi? Bir tarihi gömmüşler Karacaahmet’inde Üsküdar’ın, Sanki çarşaflı kadınlar mercan terliklerinde unutulan. Duyûn-u Umumiye emeklisi faytonlar, Hâlâ bir sonbahar Acıbadem’de, Cuma selamlıklarından beri saraylılar. Merhaba Beylerbeyi, merhaba Sultan Selim, Merhaba iki gözüm İstanbul’um, merhaba... Aşı boyası sokaklarında ne mevsimler eskimiş, Sakalsız saçlar kestirdiğim ince boncuklu berber dükkanları. Kapalıçarşı Bakırcılar, lâcivert mayıslarda köprü altları, Ve Boğaziçi’nde Şirket-i Hayriye duman duman.. Nerdesin o İstanbul, nerdesin...
Şiir
Gecen sene nasip olmustu gitmek…
Mezar taşı kitabesinde şöyle yazmaktadır; Ulema-i Kiramdan Fatih Mûciz Dersiamı, Meşihat-1 İslamiyye Hey'et-i Te'lifiyye Reisi, Kutbu'l Evliya es-Seyyid, eş-Şeyh Mustafa İsmet Garibul-lah Dergahı Postnişini, el-Arif-u Billah, el-Vasil-u İlallah, Zü'l-Cenahayn, Kutbul İrşad ve Gavsu'1 Evtâd, es-Seyyid, eş-Şeyh, el-Hâc, Aliyyü'1 Haydar el-Ahıskavi Kuddise Sirruhu. Ruhu için el-Fatiha. Ali Haydar Efendi
Celîs-i halvetim, varım, habîbim mâh-ı tâbânım, Enîsim, mahremim, varım, güzeller şâhı sultânım.Hayatım hâsılım, ömrüm, şarab-ı kevserim, adnim, Bahârım, behçetim, rûzum, nigârım verd-i handânım.Neşâtım, işretim, bezmim, çerâğım, neyyirim, şem’im, Turuncu u nâr u nârencim, benim şem’-i şebistânım.Nebâtım, sükkerim, gencim, cihân içinde bî-rencim, Azîzim, Yûsuf’um, varım, gönlüm Mısrındaki sultânım.Stanbûlum, Karaman’ım, diyâr-ı mülket-i Rûm’um, Bedehşân’ım ve Kıpçağım ve Bağdâd’ım, Horasân’ım.Saçı mârım, kaşı yayım, gözü pür fitne, bîmârım, Ölürsem vebâli boynuna, meded hey gayrımüslimim.Çünki kapında meddâhım, dâimâ seni överim, Gamlı gönül, yaşlı göz, Muhibbî’yim, hoş hâlim!Modern Türkçe Yaklaşık Çevirisi: Tenha köşemin tahtı, varlığım, sevgilim, parlak ayım, En yakın dostum, sırdaşım, varım, güzellerin şahı sultanım. Hayatım, ömrüm, kevser şarabım, cennet bahçem, Baharım, sevincim, gündüzüm, gülen gülüm, sevgilim. Neşem, meclisim, kandilim, güneşim, ışığım, Turuncum, narım, portakalım, gecelerimin ışığı. Şekerim, gencim, dünyada bana dert vermeyenim, Azizim, Yusuf’um, gönlümün Mısır’ındaki sultanım. İstanbul’um, Karaman’ım, Rum diyarımın mülkü, Bedehşan’ım, Kıpçağım, Bağdad’ım, Horasan’ım. Dalgalı saçlım, yay kaşlım, fitne dolu gözlüm, hastayım sana, Ölürsem vebali boynuna, medet ey gayrimüslimim. Çünkü kapında övücünüm, daima seni överim, Gamlı gönül, yaşlı göz Muhibbî’yim, hoş halim! ~ Kanuni Sultan Süleyman
Alıntı
MÜBELLİĞLER ve MURABITLAR...
Bugün twitterda bir suâlle karşılaştım. Aslında bir suâl değildi. Cevaptı. Daha doğrusu: Suâl cevabını da dayatıyordu. Mâlûmunuz: Eğer bir suâl cevabını da öğretiyorsa ona "merak"tan çok "mühendislik" gözüyle bakmak gerekir. Ne mühendisliği? İnsan mühendisliği. Düşünce mühendisliği. Sosyal mühendislik. Yâni bu bir nev'i sufle vermektir. "Bu soruya şu şekilde cevap vereceksin ha. Sakın başka cevap arama. Hadi bakalım koyunum. Bu da sana yeni oyunum..." tarzı bir endoktrinasyondur. Basit zihinlere çabuk tesir eder. Fakat kendi "acaba"larınızı üretebilen bir beyne sahipseniz böylesi dayatmalara cevabınız şöyle olur: "Cevabın burada aranması gerektiği ne belli? Belki de bu sorunun başka bir cevabı vardır ha? Ne dersin?" Evet. Herkes aynı kaval sesinin peşine düşmüş gidiyor: "Din istismarcıları yüzünden bu toplumda deizm-ateizm artıyor bla bla..." Kavala kim üflüyor? Soran yok. Azıcık daha kurcalasanız, meselâ, deseniz: "Kim efendim o istismarcılar?" Hemen ehl-i sünnet ulemayı saymaya başlıyorlar. "Yahu, ötekiler de kitap satıyor, seminer veriyor, program program geziyorlar?" deyu soracak olsanız, el-Aman. Sakın. Aaaa! Nasıl böyle bir şey dersiniz? Hiç onların yaptığı ile şunlarınki bir mi? İslamoğlu'nun, Özdil'in, Saymaz'ın sattığı ile Cübbeli Hoca'nın sattığı eşitlenir mi? Cık, cık, cık. Sizin meseleyi anlayamadığınız hemen belli oluyor canım. __Yâni efendim, bu ülkede, ömür verdikleri ihtisas alanları üzerinden geçimini sağlamaya cür'et eden (başka nasıl kazanacaklarsa) sadece "ehl-i sünnet uleması" oluyor. Ne doktorlar doktorluktan, ne fizikçiler fizikten, ne akademisyenler akademisyenlikten, ne de bilmem kim bilmem neyden para kazanmıyor. Yok. Hayır. No. Hepsi eğitimlerini Allah yoluna, vatan uğruna, halkın rızasına adamış (hey maşaallah) geceleri çöplerden
Tefekkürât