GÜVENİLİR BİR KALEMİN GÖZÜNDEN ATATÜRK VE BİZE KATTIKLARI
8/10
·480 syf.··
2026 62. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 11:35
Takvimler 19 Mayısı gösterirken yakışır bir kitap okuması oldu bu hafta. İlber Ortaylı kaleminden Gazi Mustafa Kemal Atatürk kitabı, kronik kitaptan 480 sayfalık, kaynakçalara her bölümde yer verilerek oluşturulmuş , araştırma inceleme türüne de dikkat edilerek kaleme alınmış İlber hocanın ilk tarihi biyografi romanı... 15 Mayıs'ta Yunanlıların, İngiltere desteğiyle İzmir'e çıkışı üzerine, Dokuzuncu Ordu Müfettişi Mustafa Kemal de Bandırma Vapuru'yla iki gün içinde Samsun'a hareket etti. 19 Mayıs Pazartesi günü sabah saatlerinde Samsun'a geldi. Sandallarla Reji İskelesi'ne çıktılar. Resmi görevli olması sebebiyle bir heyet tarafından karşılandı. Samsun, kurtuluş mücadelesinin fitilinin ateşlendiği şehir oldu. Nitekim seneler sonra o günü anlatırken, "Ben Samsun'u ve Samsun halkını gördüğüm zaman memlekete ve millete ait bütün tasavvurlarımın, kararlarımın yerine getirilebilir olduğuna bir defa daha kuvvetle inanmıştım. Samsunluların hal ve durumlarında gördüğüm, gözlerinden okuduğum vatanseverlik, fedakârlık, ümit ve tasavvurlarımı müspet bir inanca götürmeye yeterli olmuştu" diyecektir. “Tarihin akışını değiştiren, ona mührünü vuran veya büyük tehlikelere mâni olan liderlere her memlekette rastlamak mümkün değildir. Atatürk dünya tarihinin nadiren gördüğü bir dehadır. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, hiçbir mağlup milletin direniş göstermediği zamanda siviller ve askerlerle dünyaya meydan okumuştur.” Gazi Mustafa Kemal Atatürk nasıl ele alınabilir? İlber ortaylı kaleminden kıymetli bir tarihçi kaleminden desek daha doğru olur bu soruya cevaplar bulacağız satır aralarında. Gazi Mustafa Kemal Atatürk kitabı, 1. bölümde 1880'liler kuşağı, Balkan coğrafyasının durumu ve Mustafa Kemal'in doğum tarihi soyağacı en son aile kökeni ile başlıyoruz kitaba. 2. bölümde Atatürk’ün askeri eğitimi ve
Gazi Mustafa Kemal Atatürkİlber Ortaylı · Kronik Kitap · 201813,5bin okunma
Ebu’l-Hasan Harakani’de Fakr Kavramı
10/10
··
Beğendi
Kur’an ve hadislerde geçen “Fakr” kavramının iki ayrı anlamda kullanıldığı gö- rülmektedir. Bunlardan biri “suret fakirliği” de denilen “maddî fakirlik”, diğeri ise “manevî fakirlik”tir. 1. Maddî Fakirlik veya Suret Fakirliği: İhtiyaç duyulan mala ve eşyaya malik ve sahip olmamak demektir. Kur’an’daki: “Ganimet malları, yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir muhacirlerin- dir” 5 , ayeti ve benzer ayetlerde anlatılan fakrdır. Bu anlamdaki fakirlik hadislerde de: “Fakr, insanı nerede ise küfre düşürecekti.”6 “Fakirlik, iki cihanda yüzkarasıdır.”7 İfadeleriyle anlatılmakta ve bu manada gönle sıkıntı veren fakirliğin makbul olmadığı ifade buyrulmaktadır. Tasavvufa konu olan fakr ise bu tür fakirlik değil, manevi fakirliktir. 2- Manevî Fakirlik: Kulun kendinde varlık görmemesi, herşeyi Hakk’a irca etmesi, şahsının, amelinin, hal ve makamının Allah’ın lütfu olduğunu kabul etmesidir. Kur’an’daki: “Ey insanlar, siz Allah’a karşı fakir; yani muhtaçsınız. Allah ise ganîdir; yani herşeyden müstağni- dir.”8 ve “Allah ganîdir; siz fakirlersiniz; yani O’na muhtaçsınız.”9 ayetleri bu anlamda- ki fakrı anlatmaktadır. Peygamber Efendimiz, “Fakr, benim medar-ı iftiharımdır.” 10 buyurmaktadır. Yine başka bir hadis-i şerifinde “Allah’ım beni fakir yaşat, fakir öldür ve fakirlerle haşret!”11; Allah’ım beni sana karşı muhtaç (fakir) kılarak müstağni eyle, kendinden başkasına muhtaç (fakîr) etme!12 buyurmuştur. Bu hadisler manevi fakr anlamında kullanılmıştır. Kulun Allah’a muhtaç olması demek olan fakirlik, elbette fakiri de zengini de kapsar. Bu anlamıyla fakir ve fukara, malı olmayan anlamına değil, “sufî ve derviş” manasına gelir. Bu yüzden eskiden şeyhler kendilerine “Hadimu’l-fukara” (Fakirlerin hizmetkârı) derlerdi. İlk sufîler “yoksulluk” anlamına gelen fakr ile
Fakrın MakamlarıEbül - Hasan Harakani · Büyüyenay Yayınları · 201718 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
10/10
·656 syf.··
Beğendi
·
2026 25. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 02 Nisan 2026 15:54
19 yy. İngiltere 'sinde Middlemarch adındaki hayali bir kasabanın orta/üst sınıftan insanlarının ilişkilerini çok zarif bir biçimde yazan yazardan okuduğum ilk romandı. Kişilerin sosyal düzeyleri ve eğitimleri ne olursa olsun insana dair eksik ve fazlalıklarının her toplumda ortaya çıktığını ve bunun da hayatlarında belirleyici öge olduğunu hikayeleştirmiş yazarımız. Romanın çevirisi heyet güzeldi, ama son okumayı yapan kişinin pek okuduğunu düşünmüyorum, hadi belki okudu, hataları belirtti, yayınevi düzeltmedi. Bu arada bendeki baskı 1 nci baskı, belki diğer baskılarda düzeltilmiştir umuyorum. Olay örgüsü, karakter ve mekan tahlilleri bir klasik esere yakışır nitelikte idi. Benim için çok keyifli okuma oldu, tavsiye ederim.
Roman
Middlemarch 2George Eliot · Nora Yayınları · 201683 okunma
Puan vermedi·576 syf.··
Beğendi
·
2026 15. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 18 Mart 2026 01:22
"Sebepsizlik ikinci bedbahtlıktır. Hüznün sebebine alışa alışa insan o sebebi aşındırır,sebep yıpranır,hüzün ufalanırdı." (S.182) Beşir Ayvazoğlu, Mithat Cemal Kuntay için şöyle diyor: "Şiire ve monografik eserlerine harcadığı zamanı romana verseydi bugün belki onun hakkında daha fazla konuşuyor olacaktık." Şahsen Üç İstanbul'u okuduktan sonra bu düşünceye katılmamak mümkün değil. Oldukça katmanlı ve uslüp olarak çok farklı bir eser. Adnan isminde hukuk fakültesinden yeni mezun olmuş bir gencin yaşantısı etrafında İstanbul'u, bir ülkenin yıkılışı ve yenisinin doğuş sancıları ile bu sırada toplumun da ülkenin kendisi gibi değişimini okuyoruz. 2. Abdülhamid saltanatını devam ettirmek uğruna jurnalcilerle iş birliği içindeyken toplum üzerinde de müthiş bir baskı vardır. Bu dönemde kitapta Hidayet isminde aslında Osmanlı devlet adamı olan - gündüz saraydan para alır,gece saraya söver- bir karakterin konağında toplantılar oluyor. Memleketin tarihini okkayla,bayrağını arşınla satabilecek adamlarla dolup boşalan konak olarak tariflenen bu evin gösterişi ve bu eve gelenler iyi anlaşılırsa (iftar yemeği bölümü) kitabın geri kalanı çok da zorlamıyor. Bu dönemde Adnan o kadar idealist ki avukat olmak yerine tarih öğretmenliği yapıyor ve Yıkılan Vatan isminde bir kitap yazma çabasında. Kitaptan bölümleri okudukça umarım kitap biter ve o kitabı da okuruz diye düşünmüştüm :)) Yakın arkadaşlarından biri olan Tevfik Hoca ise avukatlığa başlamış ve oldukça zengin olmuştur. "Tevfik Hoca zengin olunca sarığını attı. Fakat sarık kafalaşır, cübbe derileşir,insandan çıkmaz! Tevfik Hoca'nın da fesi;"Ben sarıktım!", ceketi;" Ben cübbeydim!" diye haykırıyordu." (S.165) Ahh! Bunlar ne kadar güzel betimlemeler böyle. Sonrasında Meşrutiyet ilan ediliyor ve Adnan artık el üstünde tutulan bir
Üç İstanbulMithat Cemal Kuntay · Oğlak Yayıncılık · 20203,385 okunma
Puan vermedi
"Sanatlı bir eser, sanatkârı icab eder..." İşte ey tabiata saplanan ve bataklıkta boğulmak derecesine gelen gàfil! Bütün mâzi ve müstakbele ulaşacak hikmetli ve kudretli mânevî el sahibi olmayan birşey, nasıl bu zeminin hayatına karışabilir? Senin gibi hiç ender hiç olan tesadüf ve tabiat buna karışabilir mi? Kurtulmak istersen, "Tabiat, olsa olsa bir defter-i kudret-i İlâhiyedir; tesadüf ise, cehlimizi örten gizli bir hikmet-i İlâhiyenin perdesidir" de, hakikate yanaş. Yirmi Beşinci Pencere Nasıl ki, madrub, elbette dâribe delâlet eder; san’atlı bir eser, san’atkârı icâb eder; veled, vâlidi iktizâ eder; tahtiyet, fevkıyeti istilzam eder, ve hâkezâ. Bütün umûr-u izâfiye tâbir ettikleri, biribirsiz olmayan evsâf-ı nisbiye misillü, şu kâinatın cüz’iyâtında ve heyet-i umumiyesinde görünen imkân dahi, vücûbu gösterir. Ve bütün onlarda görünen infiâl, bir fiili gösterir. Ve umumunda görünen mahlûkıyet, hàlıkıyeti gösterir. Ve umumunda görünen kesret ve terkib, vahdeti istilzam eder. Ve vücûb ve fiil ve hàlıkıyet ve vahdet, bilbedâhe ve bizzarure, mümkin, münfail, kesîr, mürekkeb, mahlûk olmayan, Vâcib ve Fâil, Vâhid ve Hàlık olan mevsuflarını ister. Öyle ise, bilbedâhe, bütün kâinattaki bütün imkânlar, bütün infiâller, bütün mahlûkıyetler, bütün kesret ve terkibler, bir Zât-ı Vâcibü’l-Vücud, Fa’âlü’n-Limâ Yürîd, Hàlık-ı Küll-i Şeye, Vâhid-i Ehade şehâdet eder. Elhâsıl: Nasıl imkândan vücûb görünüyor; infiâlden fiil ve kesretten vahdet-bunların vücudu, onların vücuduna katiyen delâlet eder. Öyle de, mevcudât üstünde görünen mahlûkıyet ve merzûkıyet gibi sıfatlar dahi sâniiyet, rezzâkıyet gibi şe’nlerin vücudlarına katî delâlet ediyor. Şu sıfâtın vücudu dahi, bizzarure ve bilbedâhe, bir Hallâk ve bir Rezzâk Sâni-i Rahîmin vücuduna delâlet eder. Demek, herbir mevcud,
Alıntı
SözlerBediüzzaman Said Nursî · Söz Basım Yayın · 20126,9bin okunma
Devrim ve İç Savaş Yıllarına Destansı Bir Tanıklık
10/10
Bu kitabı okuyalı belki 7-8 sene oldu. Daha önce yutub'da kitap hakkında bir video hazırlamıştım. Buraya da yazalım. Sonundaki Notlar kısmını da okumadan geçmeyin. Tolstoy’un Savaş ve Barış’ını okuduysanız, Durgun Don’da Tolstoy’un Şolohov üzerindeki etkisini görebilirsiniz. Savaş anlatımı, insan faktörü, değişimin takipçiliği temaları her iki romanda da var. Yabancı gelmeyecektir. Şolohov kendi romanındaki Tolstoycu etkileri şöyle açıklar: ‘’Benim romanımdaki Tolstoy etkisi bir öykünme değil, geçmişten alınmış bir mirastır.’’ Ancak bir fark var. Tolstoy, Savaş ve Barış’ta insanı ele alarak bir toplum analizi yaparken; Şolohov, Durgun Don’da sosyalizmin ruhuna uygun olarak, ferdin gelişiminde toplumsal etkileri vurgular. Ayrıca Türk Edebiyatından daha önce Yaşar Kemal’i okumuşsanız yine tarzı yabancı gelmeyecektir. Eserde anlatılan hikâye yaklaşık olarak on yıllık bir zaman dilimini kapsamaktadır. Mayıs 1912’den Mart 1922’ye kadar olan sürecin işlendiği eserde Melekov ailesi ön planda olmak kaydıyla Don bölgesinde geçen olaylar işlenmektedir. Barış döneminde başlayan eserin konusu sırasıyla I.Dünya Savaşı, devrime bağlı olarak gelişen İç Savaş, Kazak ayaklanmasıyla devam etmektedir. Ardı arkası kesilmeyen savaş içerisinde karşılaşılan olaylarla birlikte eserde asıl olarak bir halkın kaderi anlatılmaktadır. Devrim sonrasında Kazakların var olma mücadelesi ve bu uğurda trajik bir şekilde gelişen kaderleri eserin merkezini oluşturmaktadır. Tüm bu olaylar Melekov ailesinin suretinde geniş bir şekilde ele alınmaktadır. Karakterlerin çokluğu bazen kafa kartıştırabilir ama takmayın. Okudukça yerine oturur. Söylendiğine göre kitapta büyüklü küçüklü farklı rolleri olan altı yüzden fazla karakter varmış. Dört cilt yazılan Durgun Don birbirinden kesin biçimde ayrılan dört
Durgun DonMihail Şolohov · Yordam Kitap · 2018255 okunma