Sadettin Ökten, Kemal Sayar ve bir dönem kendilerine eşlik eden Mehmet Dinç’in 'Gönül Sadası'nı yıllardır dinliyorum. Bu programı dinlemek bana hep çok iyi gelmiştir; öyle ki çoğu bölümünü tekrar tekrar da dinlemişimdir. Bundan dolayı programdaki sohbetlerini bir araya getiren kitaplarına denk gelsem de alıp okumayı pek düşünmedim.
Bu kitabı da değerli bir arkadaşımın hediye etmesiyle okumaya başladım. Daha ilk bölümünde, bu değerli şahsiyetleri dinlemek kadar; kulağımda kalan seslerinin de eşliğiyle okumanın ayrı bir güzellik olduğunu fark ettim. Özellikle Sadettin Ökten'in hayatın tefekkür edildiği o nurlu yüzü de cümleleriyle beraber oldu çoğu zaman.
Her şeyi ve kendisini Yaratanın kulu olarak var olduğunu bilmek için... Zaten var olmanın, ancak Yaratıcısının kulu olduğunu ve her şeyin O’nu ilan ettiğini idrak edebilmekle mümkün olabileceğini anlamak için... Merhamet, vicdan, tefekkür ve var olmanın hakikatini anlamak için Belki Derdimize Çare Bir Çiçek
Mucizeler Fabrikası günlük hayatımızda devamlı görmüş olmamızın getirmiş olduğu alışkanlıkla varlıkları üzerine pek de düşünmediğimiz şeylerin aslında nasıl da insan aklını hayretler içerisinde bırakan özelliklere sahip birer mucize olduğunu gösteren, tefekkür ettiren, devamlı "SubhanAllah" dedirten, sadece çocuklara değil yetişkinlere de hitap eden bir kitap. Aslında Özkan Öze nin okuduğum her kitabında gördüğüm bir özellik bu. Bundan dolayı Özkan Öze okumayı seviyorum. Çevremdeki ailelere ve çocuklara (öğrencilerime) tavsiye ediyorum. Özkan Öze eserleriyle tanışmayan kim varsa bence tanışmalı :)
Mahmud Erol Kılıç , İbn Arabî uzmanlarından biri olarak, doktora tezi kapsamında İbn Arabî'nin Varlık ve Mertebeleri "Vücûd ve Merâtibu'l-Vücûd" görüşlerini, İbn Arabî'nin kaynakları üzerinden kapsamlı bir şekilde ele alıp açıklamıştır.
Mahmud Erol Kılıç eserde önce, İbn Arabî’den önceki mütefekkirlerin vücûd anlayışlarını ele almış; bu çerçevede "Muhammedî olmayan" ve "Muhammedî olan" düşünürlerin görüşlerini iki ayrı başlık altında değerlendirmiştir. Ardından İbn Arabî’nin vücûda dair görüşlerini aktarıp Şeyhü’l-Ekber’in vücûd ve mertebelerine ilişkin pek çok sembollerini paylaşmıştır.
"...Güneşi görmez misin ki bir mercek bir cisim üzerine nûrunu, ışığını taşırdığı zaman o ışığın düştüğü cisimde veya duvarda yeşil ışık zahir olur. O mercek kırmızı ise gören için gelen ışık kırmızı görülür. Şu halde ışık bir mahallin rengi ile bakan kimsede renklenir." (el-Fütühât, 1/307) "Hükümlerin değişmesinden dolayı Allah'ın kendisi değişmekten münezzehtir. Tıpkı birçok renklerle renklenmiş bir mercek (billûr) gibi. O merceğe bir ışık (nûr) vurduğu zaman o ışın değişik renkler halinde ondan çıkar, genişler, yayılır. Ama biliriz ki görme duyumuza rağmen bu Nûr, bu tenevvüe uğramış renklerle renklenmiş değildir." (IV/222) bu sembolizm (Renk Sembolizmi) bunlardan biridir.
"Eğer sırf tenzih yaparsan [O'nu] kayıtlayan olursun (mukayyid)Eğer sırf teşbih yaparsan [O'nu] sınırlamış olursun (muhaddid)Fakat eğer her ikisini de kullanırsan doğru yolu izleyen olursunEğer sen ikici isen aman teşbihe dikkat et!Yok eğer tekçi isen bu sefer aman tenzihe dikkat et!Yani kısacası sen hem O değilsin ve hem de sen O'sun"
sözleri ise Şeyh'in vücûdun mahiyetinin ne olduğu düşüncesini ortaya koyan "öz" ifadelerdir. Şeyh, İslam'ın denge dini olduğunu da bu
Ben bu eserde sevgi, merhamet ve inancın bir çocuğun yüreğine ektiği 'insanlık' tohumunu gördüm.
Tolstoy'un çocukluğunu anlattığı bu eserde, dikkatimi en çok çeken ve etkileyen şey; annesinin şefkatinin, merhametinin kendi varlığı üzerinde, hayatının sonuna kadar nasıl önemli ve kalıcı etkileri olduğunu; bir ömür boyunca onu nasıl beslediği, içsel anlamda zenginlik kattığıdır. Diğer şey ise, özellikle annesinin vefatından sonra gösterdiği sevgisiyle, merhametiyle ve teselli etmek için yüreğinden gelen inançla söylemiş olduğu sözlerle ve yapmış olduğu dualarla, Tolstoy'un yüreğine inanç tohumları eken; ömrü boyunca etkisi altında kalacağı Natalya Savişna (hizmetkâr) olmuştur. Tolstoy'un, "Acaba alınyazım, onlara ebediyen üzülmem için mi beni bu iki varlıkla birleştirmişti?" diye sorması, onların hayatındaki yerini göstermesi açısından oldukça değerlidir.
Nasıl Ölünür adlı bu eserde Emile Zola, beş ayrı sosyal çevreden ölümü ve ölümün etkilerini; ölüm öncesi, ölüm anı ve sonrasındaki hakikatleri, hem ölen hem de ölenin ailesi ile çevresi üzerinden örneklerle ele alıyor. Ölüm, hangi sosyal çevreden olursa olsun, geride kalanlar üzerindeki acıları ve etkileri aynı olmasa da, her müteveffa için bir "nokta" olma hükmünü sabit tutuyor. Bu durum da "Ölüm her şeyi eşit kılar."Seneca düşüncesini uyandırıyor insan zihninde.