Harika bir akşamdı; böyle bir akşam insana ancak gençken nasip olur sevgili okur. Gökyüzü öyle yıldızlı, öyle berraktı ki, onu gören kendini sormadan edemezdi: Nasıl oluyor da böyle bir göğün altında türlü türlü suratsız, kaprisli insan yaşayabiliyor?
" Dünya zamanının kumları İsa nebiden sonra altıncı asrın son çeyreğinde elenmeye hazırlanıyor... Dünya mekanının coğrafyasında henüz üç kıta, üç kıtada cemad, nebat ve hayvanlar hüküm sürüyor. Zikretmeye değecekse, bir de hayvandan farksız hale gelmiş insanlar. Ne dostum İbrahim'den bir ıtır, ne Musa'dan bir ses, ne İsa'dan bir nefes!.. Onca elçi onca güzel çağlardan sonra sıfıra dönen insanlık ve hafakanları bastıran hafakanlar... Her şey nasıl da kaybolup gitmiş ve her şey nasıl da bir yenileyiciye muhtaç! O yenileyici ki bütün zamanları alt alta yazıp toplayacak ve sonra yekünundan bir hayat kuracak... O yenileyici ki bütün yenilenenlerin üzerinde bir "mutlak yeni" inşa edecek... "
Leyla eğer Mecnun'dan bir şey isterse vermemesi mümkün müydü? Eski bir kitapta okuduğu hazin bir hikâyeyi hatırlamıştı. Sevilen sevenden bir şey isterse vermezlik olmazdı. Mecnun, yeter ki Leyla'nın dilediği şeyin ne olduğunu bilsindi!..