Nerelisen dedi Yaralıyam dedim. !!!
Bakın arkadaşlar, net olalım; lafı eveleyip gevelemeyeceğim. Tarih kitaplarınızda okuduğunuz o "kurtarıcı" masallarını bir kenara bırakın. Bugün size, o tozlu rafların ardına gizlenen, imparatorluğu kendi elleriyle uçuruma iten isimlerden bahsedeceğim. Talat mı? Enver mi? Bunların yaptığını başka bir ülkede yapsanız vatana ihanetten yargılanırsınız. Ama burada ne oldu? "Kahraman" ilan edildiler! Nedir bu işin özü? Kibir. Saf, katıksız bir kibir. Enver Paşa; Alman hayranlığıyla, kişisel hırslarıyla koca bir devleti bir kumar masasına yatırdı. O "hürriyet" dedikleri şey, aslında bu milletin bin yıllık köklerine atılmış bir dinamitti. Talat Paşa ise içeriden bitirdi işi. Devleti liyakatle değil, kendi kafalarına göre şekillendirdikleri o karanlık İttihatçı zihniyetiyle çürüttüler. Şimdi soruyorum size: Bin yıllık bir medeniyeti, sırf kendi ideolojik saplantılarınız uğruna bir enkaz yığınına dönüştürmek "vatanseverlik" mi? Değil! Bu, bal gibi ihanettir. Bugün hâlâ kimlik arıyorsak, köklerimize yabancılaştıysak, inançlarımızla aramıza mesafe konulduysa; hepsinin altında bu ikilinin ve o dönemin zihniyetinin imzası var. İsimleri büstlere yazıldı diye onları suçsuz mu sayacağız? Hayır! Tarih affetmez, gerçekler ortaya çıkar. Biz bu ülkenin evlatları olarak, bize anlatılan o süslü yalanları yemeyeceğiz. O büstlerin ardındaki enkazı, o enkazın altında kalan milyonlarca insanın hakkını savunmak zorundayız. Kimse kusura bakmasın; ihanetin "modernleşme" kılıfıyla pazarlanmasına, tarihin bu şekilde çarpıtılmasına göz yummak, bu zulme ortak olmaktır. Gerçek bu kadar acı, bu kadar net. Sormaya, sorgulamaya devam edeceğiz.
Tarih
BİZ NİYE EVDE (BEKÂR) KALDIK?..
Allah selâmet versin. "Mustafa" isminde bir arkadaşım var. Kendisi şimdilerde evlidir. Maşaallah. Fakat bundan yıllar önce iki bekâr "Biz niye evde kaldık?" muhabbetini döndürürken şöyle bir şey söylemişti: "Bu işler akılla olmaz. Akılla hareket eden evlenemez. Gençken teşebbüs etseydik o cahillikle, cür'etle, cesaretle kolayca içinden çıkabilirdik. Şimdi çok düşünüyoruz. "Armudun sapı, üzümün çöpü..." diyoruz. Bu kadar düşünmekle de işin tadı kaçıyor. İllâ kusurlar görünür oluyor. "Olmazlar" daha çok göze batıyor. İnsan hareket etmeye korkuyor." Benzer bir şeyi, çok nâmlı bir üniversiteden pazarlama eğitimi almış, "Özgür" ismindeki bir arkadaşımdan da duymuştum. O da ticarette başarılı olmak için "cahil cesareti" sahibi olmak gerektiğini söylerdi. Kendisinin başarısızlığını da "o cahillikten kurtarılmış olmasına" bağlardı. Ona göre, teşebbüs etmeden önce çok düşünmek, teşebbüsü öldürüyordu. Modern eğitim ise "raporlama yapmaktan" ticaret yapmaya zaman bırakmıyordu. Kendisi gibiler evraklarla boğuşurken ilkokul mezunu "Anadolu Kaplanları" hızla paranın gözüne basıveriyordu. Onların bu sözleri, bana, Efendimiz Aleyhissalâtuvesselâmın "gençleri erkenden evlendirmek" konulu hadîslerini hatırlatmıştı. Hani hem Buharî hem Müslim'de yer alan birisinde buyuruyor: "Ey gençler! Sizden kimin evlenmeye gücü yetiyorsa hemen evlensin. Çünkü evlilik, gözü haramdan sakındırmak ve iffeti korumak için en etkili yoldur. Kimin de evlenmeye gücü yetmiyorsa, oruç tutsun; çünkü oruç, onun için bir kalkandır (şehveti kıran bir engeldir)." (Buhârî, Nikâh 3; Müslim, Nikâh 1) Yine Tirmizî'de geçen bir başkasında da diyor ki: “Üç şeyi geciktirmeyin. Vakti gelince namazı, hazır olunca cenâzeyi ve denk birini bulunca bekârı evlendirmeyi.” (Tirmizî, Salât, 13/171) __Bunlara
Tefekkürât
Reklam
Takvimden koparılan her sayfa Bir başka pişmanlığı anlatmıyor mu? Bir gün biteceği akla gelmeyen yaşam Aslında bizleri aldatmıyor mu? Bu hırs, bu öfke, bu hadsizlik neden? Zaten her şey bir gün yarım kalmıyor mu?
"Hırs, insanın kendi elleriyle kazdığı bir çukurdur; içine düştüğünde ise kazdığı derinlik, artık onun dünyası olur."
"İmkansız veya sahip olmadığımız ne varsa aklımızda canlandıran içimizdeki bu hırsın ne zaman biteceği konusunda kararsızım belki de yaşamak bundan ibarettir. Belki bu hırs bittiğinde ölmüş oluruz. Her şeyi istemek ve elimizde olan her şeyin de aynı şekilde değere sahip olduğunu kabul ettiğimiz bir hayat yaşamak mümkün mü? Yoksa hepimiz ne istediğini hiç bilemeyecek olan sürekli arayışta olan varlıklar mıyız?"
Düşünce
"Biraz daha bükebileceğini sandığı her şeyi kırmıştır insan." Alıntı
Reklam
Reklam