"Kurulsa pazarın hiçe gidersin, sen zatını âlemde cevher mi sandın." demişler ya... Öyleyiz insanoğlu; bir nakış gibi alnımıza işlemek gerek. Dünyaya adım attığımız andan itibaren bitmek bilmeyen bir aidiyet, mülkiyet ve üstünlük yarışına giriyoruz; oysa hakikat terazisi kurulduğunda elimizde kalacak olan koca bir 'hiç'ten ibaret. Bu mutlak acziyetin ve faniliğin farkında olmak ruhun bu dünya sürgünündeki en güvenli sığınağıdır. Bu yüzden adını hırs, öfke ya da kin koydukları o ağır, insanı tüketen yükleri çoktan heybemden indirdim. Bir daha görmeyeceğim bu dünyanın o tantanalı, büyük iddialarla dolu pazarında bir cevher gibi parıldamak yerine; kendi sessiz köşemde, iç huzuruyla harmanlanmış küçücük isteklerimle yaşıyorum. Huzurlu anlar, gülen yüzler, gerçek sevgi, hala var olduğuna inandığım samimiyet ve cesaret. Benim pazarım da cevherim de ancak ruhumu doyuran bu yalın ve samimi anlarda saklı 🌸✨️
Alıntı
"Sanki beni seyrediyorlarmış gibi özenle yaşadım... Oysa sahne bomboştu, beklediğim seyircilerse hiç gelmedi." diyor Osamu Dazai. Dünyanın tek cümlelik özeti bir cümle. Elâlem ne der korkusu, aşık ve beyhude bekleyişler, hiç olmayacak idealin ve hiç var olmayacak o insanın imkânsız hasreti, bitimsiz bir dünya koşturmacası, hırs ve rekabetin gürültüsü ve sayısız ukde & keşke sızısı ve çoğusu hiç olmayacak sayısız tûl-i emel planları içinde; kendisi olmaya cesaret edemeden, öyle ansızın yaşamı kayıp gidiyor milyonlarca insanın elinden Zeynep Merdan
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Irvine Yalom sözleri Artık neyin gerçek olduğunu bilmiyorum kendi gerçekliğimi kendim yaratmışım Hırsı yenmek için daha büyük bir hırs gerekir! Kişinin kendisine dışarıdan bakmasını öğrenmesi gerek. Hayat geçici. Her zaman, herkes için. Ölümü bedenlerimizde taşıyoruz. Ama bunu hissetmek, belli bir ölümü hissetmek çok daha farklı bir durum. Gururlu bir yüceliğe erişmek isteyen ağaç fırtınalı hava ister. Yaratıcılık ve keşif de acıda saklıdır. Bazen kader bizi öyle durumlara düşürür ki, doğruyu yapmakla yanlış yapmış oluruz. Beni öldürmeyen şey, beni güçlendirir. Doğum günleri, hayatımızın geçip gitmekte olduğunu hatırlatan hazin işaretlerdir ve doğum günlerini kutlamaktan amaç hüznü inkar etmektir. Yalnızlık, hastalıkların üreyebileceği en uygun ortamdır. Birden doğrulup çevreme baktığımda kimsenin yanımda olmadığını, bana eşlik eden tek şeyin zaman olduğunu görüyorum. Psikolojik gözlem, yaşam yükünü hafifletebilmenin en uygun yollarından biridir. Kendinizle gurur duymak istiyorsanız, gurur duyabileceğiniz şeyler yapın. Bizim kardeş beyinlerimiz vardır; yarım sözcükler, yarım cümlelerle, yalnızca hareketlerle birbirimize çok şey anlatabiliyorduk. İnsanlar vedalaşırken genellikle olayın sürekliliğini inkar eden sözler dile getirmeyi severler.
1000Kitap
"Sanki beni seyrediyorlarmış gibi özenle yaşadım... Oysa sahne bomboştu, beklediğim seyircilerse hiç gelmedi." diyor Osamu Dazai Dünyanın tek cümlelik özeti bir cümle. Elâlem ne der korkusu, aşık ve beyhude bekleyişler, hiç olmayacak idealin ve hiç var olmayacak o insanın imkânsız hasreti, bitimsiz bir dünya koşturmacası, hırs ve rekabetin gürültüsü ve sayısız ukde & keşke sızısı ve çoğusu hiç olmayacak sayısız tûl-i emel planları içinde; kendisi olmaya cesaret edemeden, öyle ansızın yaşamı kayıp gidiyor milyonlarca insanın elinden. Zeynep Merdan
Hayata Dair
“aslında hayat gökyüzünden düşen bir yağmur gibidir; sen toprağı istediğin kadar çapala, gece gündüz emek ver, yağmur canı nereye isterse oraya düşer. ve senin yapabileceğin tek şey, o bulutları zorlamak değil, payına düşen kuraklığı ya da bereketi göğüslemeyi öğrenmektir.” sanki hayat, her doğrunun bir ödülü, her yanlışın bir cezası olan adil bir laboratuvarmış gibi büyütüldük. içten içe bir yerde her şeyin görünmeyen bir hesap defteri olduğuna inandık. bir yere ne kadar emek verirsek oradan o kadar iyi bir sonuç çıkacaktı. ne kadar fedakarlık yaparsak o kadar karşılık alacaktık. ne kadar kendimizden kısarsak o kadar yaklaşacaktık istediğimiz şeye. sanki hayat, içine doğru malzemeleri kattığımızda aynı sonucu veren bir tarif gibi büyütüldük. çocukken bunun adı çalışkanlıktı. büyüdükçe disiplin oldu. sonra özveri oldu. sonra “kendinin en iyi versiyonu” oldu. ama bir türlü o ideal tarife ulaşamadık. hayatta bazen tüm varlığını ortaya koyarsın, ruhunu o masada bırakırsın ama masadan kalkarken elinde hiçbir şey kalmaz. … çünkü suçun bizde olduğuna inanmak, hayatın bazen tamamen kadersel ve kontrol edilemez olduğunu kabul etmekten daha kolay geliyor. kontrolün bizde olmadığını, ne yaparsak yapalım bazı kapıların asla açılmayacağını, bazı kapıların ise biz sadece önünden geçerken kendiliğinden ardına kadar açılacağını görmek içimizi eritiyor. her adımı hesaplanmış, her dakikası planlanmış o yarış atı hayatlarımızın ortasında, bazen sadece durup nefes almak ve o görünmez iplerin elimizde olmadığını teslim etmek gerekiyor. kendimizi bitirdiğimiz, hırslarımızın altında ezildiğimiz o kör noktada fark ediyoruz ki hayat bizim irademize her zaman biat etmiyor. bazen en çok isteyen değil, en az umursayan kazanıyor ve bu gerçeğin karşısında ne bir formül ne de bir teselli işe
Substack
"insan nasihatle düzelmezse, musibetle düzelir." "Kimse kimseden üstün değildir. Dikkat edin, Hak sizi hür yaşatmışken, Hirs sizi kül etmesin."
1000Kitap