Yazarın ilk kitabı, değişik yazı tarzı, kısa cümlelerin çokluğu, "kız" ve "lan" kelimelerinin aşırı kullanımı, hep görülen geçmiş zamanın kullanılması ( yaptı, etti, geldi, yalvardı, oldu, dedi, astı, inandı, başladı, yemin etti, bildirdi, tembihledi, istedi, oturdu, gözledi, bayıldı, taktı, küstü, uyandı, başardı...), kişilerin çokluğu, olay ve kişi takibinin zorluğu ve saireden dolayı kitabın başlarında "Ya bir çırpıda okuyup bitiricem ya da zamana yaya yaya tat almadan zoraki okuyup rafa koyucam." diye düşünüp kitaba ara vermeden devam kararı aldım. İyi ki hemen elden çıkarmışım yoksa bekleseydi işkenceye dönerdi ki bu da kitap konusunda hoşlandığım durum değil.
Hani "bizdeki bir günde yaşananlar Avrupa'da yüz yılda yaşanmıyor" diye ülke geleceğimiz vardır ya işte bu kitapta da tam bu durum söz konusu. Her an olay, gelişme, düşünce akışı, eylem vs. Durmaksızın ailede yaşanan gelişmelere şahit oluyoruz ama öyle böyle değil. Aksiyon filmleri yanında halt etmiş, Hint abartısı az kalmış (onlar en azından müzik arası veriyor, bi nefesleniyoruz). Olayların zamanı yok, gece bi ton olay, gündüz bi ton olay. Biri birinden tokat yemeyegörsün, tokadı yiyen kendini tüm aile fertlerinin elinden geçmiş halde bazen kanlı şekilde odanın ortasında buluyor. Dayak atmanın ve yemenin hakkı veriliyor yani. Hele kız evlat söz konusuysa terbiye, ahlak, edep babında daha özenle atılıyor dayak; öyle ya erkek her şeyi yapar ona mübahtır ama kız olunca yapamaz günahtır, ataerkil düzen böyle istiyor çünkü. Dayak kadar hastalanma ve "ölüyorum yetişin" nazları da çokça yapılıyor, yapılmazsa kimse istediğini alamaz, yöntem bu, biliniyor, istediğini almanın yolu bilindiği için de "o zaman ben bi hastalanayım" denilerek ihtiyacı olan yatağa kombine bilet ayırtıyor. Tabi kitap sıkıcı olduğu kadar