“Sanki bir salgına kapılmış gibi, hepsi kendi portrelerini yaptırıyorlardı,” dedi. “Bütün Venedik. Parası ve gücü olanlar, hem kendi hayatlarına bir tanık, bir hatıra olsun diye portrelerini yaptırıyorlardı, hem de servetlerinin, güçlerinin, iktidarlarının işaretleri olarak. Hep orada, karşımızda durmak, var olduklarını birbirlerine duyurmak, herkesten ayrı ve değişik olduklarını ima etmek için.”
Dönüp geçmişe baktığımda güvercinlerle dolu bir bahçeye girmiş gibi hissediyorum, demişti sonra. Her biri farklı birer anı ve ben onlara doğru adım attığımda havalanıp gözden kayboluveriyorlar. Bana sadece kanat çırpışları ve yüzümü usulca yalayıp geçen rüzgarları kalıyor.
Ne anımsadıklarını ne de yaşadıklarını başkalarına dolayımsız aktarabilmesinin mümkün olmadığını düşündüğünden, hayata işte o görkemli bönlüğü kuşanarak atılmış, kendi başına yürüttüğü içsel kazıları gerçek hayattaki çabasıyla en azından zihninde bütünleştirebilmeyi başarmıştı.
“Bu mahfazalar da çok büyülemesin seni. O haç parçalarından başka kiliselerde de çok gördüm. Eğer tümü de sahici olsaydı, Efendimize, birbirine çivilenmiş iki direk üstünde değil, bir ormanın üstünde işkence etmiş olurlardı.”