Emir Burak

Emir Burak
@homobinhomo
Muhabbet Sürermiş Bir Rüzgar Kadar
9/10
·686 syf.··
Beğendi
·
2021 27. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 03 Nisan 2021 01:13
Şairin uçurtmasını yırtan bir rüzgarla başlıyor her şey. Ne oluyorsa bu rüzgarla oluyor. Önce şairi alıp tarif edilmez güllerin yankısı gözlere vuruyor. Şair bu gözleri, ölenlerin bir zamanlar niçin yaşadığını anlaması için bir gün kendi gözlerine bakmaya davet ediyor. O gözler şairin gözlerine bakmayınca; rüzgar, bir deniz kıyısında anlaşılmaz seslerle şairin şahdamarına giriyor. Başını Hızır’ın dizinde gören şair, kapkaranlık bir kuyu olarak başlayan bir uykuya düşüyor. Tam kırk saat boyunca berrak rüyalardan geçip de dirilince, gördüğü rüyaların hakikatlerini aramak için Tâhâ'nın kitabına uzanıyor. Dünyanın başlangıcından yaşadığı âna kadarki zaman içinde kelimelerle gezinen şairimiz; diyarlardan, hanlardan, elçilerden aldığı gülleri muştu gibi biriktire biriktire yaşadığı zamana geri dönüyor. Artık muştuları dile getirmenin vakti de gelmiş olunca, kaleminden bir adağın kanı gibi dökülen sözleri kendi zamanına adıyor. Sevincinden ayinler, kutlamalar yapan şair, davetlilere ilahi çeşmelerden şaraplar sunuyor. Ayinler bitince, bir gelin duvağından kopup da onu buralara kadar getiren rüzgara borcunu ödemek adına -çünkü rüzgar olmasaydı aşk olmayacaktı- tekrar açıyor defterini ve aşkın kitabı olan Leyla ile Mecnun’a son kez gerçek anlamını veriyor. Ateşle dans ede ede bu ödevini bitirdiğinde ise, artık alınyazısının saati çalmaya başlamıştı. Artık rüzgar ait olduğu yere gidecek; şair dünyayı en büyük şiirden mahrum bırakacaktı. Rüzgar belki de içimizdeki ruhtur; Allah’ın nefesi…
Şiir
Gün DoğmadanSezai Karakoç · Diriliş Yayınları · 20232,522 okunma
Reklam
Samsa'nın Âkıbeti (Kurmacalar/Gerçekler)
Puan vermedi·74 syf.··
2021 28. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 03 Nisan 2021 22:26
Kitap bitti ve akıldaki tek soru; eğer Gregor Samsa böcek değil de kedi veya köpeğe dönüşseydi, âkıbeti böyle olur muydu? Şüphesiz, insanların muhataplarında ilk dikkate aldıkları şey görüntü. Bunun da gayet doğal olmasının yanında, ilişkileri asıl belirleyen şeyin iletişim olduğu da şüphe götürmez bir gerçek. Kitap, bu olayların etrafında dönerken bir şeyi daha işaret ediyor: zaman, insanların vicdanını bile soğutur ve insan, şeklini aldığı şeyin güdülerini de sahiplenir. Yani Samsa, böcek olduktan sonra zamanla böcekliğin huylarını da elde ederken; ailesi, aile ferdi olmasına rağmen bir süre sonra Samsa'nın göz göre göre ölmesine razı oluyor. Neden? Çünkü hayat şartları zorlaşıyor ve Samsa ile iletişim kurulamıyor. Birinin dilinden anlamadığınızda, bir yerden sonra pes etmek zorundasınız. Orwell'ın dediği gibi "İnsan, belki de sevilmekten çok anlaşılmayı istiyor." ama burada olay tam tersi. Anlaşılamayan bir canlının kendince gösterdiği sevgisi bile korku olarak algılanırken, o canlının hayatı da sahip olduğu şekilden dolayı ölümle erkenden buluşmak zorunda kalıyor. Yani iş, yazının başındaki soruda bitiyor. Şüphesiz Samsa böcek değil de kedi veya köpeğe dönüşseydi, sırtında bir çürük elmayla ölmeyecekti.
Edebiyat
DönüşümFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022267,9bin okunma
Tatlı Suyun Öldürdüğüdür
10/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2021 5. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 26 Ocak 2021 01:04
Şiir okumanın, ‘anlamak’tan çok bir ‘anlamlandırmak’ uğraşı olduğuna inanıyorum. Şairin bize açıkça anlatmadığı bir şeyi anlamak zaten olası değil. Önümüzde iki yol kalıyor: İlki, şairi tanıdığımız kadar şiiri anlamlandırmak; ikincisi ise dizelerin kendi hayatımıza denk düştüğü kadar. Sonuç yanlış bir anlam yükleme olsa dahi, biz sihirli sözlerin sırrını çözme hazzına erişiyoruz. Bu haz da bizim şiir okuma eylemimizi sürekli kılıyor. Böylece durmadan bin türlü merakla dalanmakta olan yanımızla, insanlığın gerçeklik ve hakikat arayışının izlerini sürüyoruz. Şüphesiz bu şiirleri ilk kez okumuyorum. Fakat İsmet Özel’i biraz daha anlamak hissine kapılmak bile isnanı mutlu etmeye yetiyor. Çünkü böyle bir şair kendisi. Söylediklerinin ne anlama geldiği insanı ilgilendiren bir şair. Bu yüzden onu daha fazla tanımaya ve daha fazla okumaya ihtiyacımız var. Kitabı okurken bir insanın, nereye giderse gitsin, hesaplaşmakta olduğu bir hayatın varlığına şahit oluyoruz. İtiraz ettiğimiz, isyana kalktığımız, merakımızı oyduğumuz, bazen de kendimizi en büyük savaşçı olarak gördüğümüz bir hayat. Sonunun belirsiz olduğu bu uzun yolda yürümeye hüküm giymek elbette kolay değildir. Elbette matarasında tuzlu su olmayanlar, mataralarındaki tatlı suya aldanacak ve yolda kalacaklardır. Zaten bu yolculuk büyük şairlere zimmetli değil midir; yani yaşamayı bilmeyenlere... *93. sayfadan sonra alıntı yapmayı bıraktım çünkü kitabın kendisi bir alıntı zaten.
Şiir
Erbainİsmet Özel · Tiyo Yayınevi · 201211,6bin okunma
10/10
·512 syf.··
Beğendi
·
2020 11. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Ekim 2020 23:46
Bir insanın, çektiği varlık ve fikir sancılarını anlatabilen en güzel kelimelerden biri Çile. Hele Necip Fazıl Kısakürek gibi bir söz cambazının eline düşünce, her dizede şairin çilesine ortak oluyorsunuz. Tarihe atıf yaparken dertleniyor, günümüzü anlatırken umutsuzluğa düşüyor, aşktan söz ederken kalbiniz ağrıyor ama mevzu gelecek olunca "Yarın elbet bizim, elbet bizimdir Gün doğmuş, gün batmış ,ebed bizimdir" diyerek size umudun sonsuz kapılarını açıyor. Bunda, Allah'a olan güveninin önemi tartışılmaz tabi ki. Zira "Beni Allah tutmuş, kim eder azat?" diyen şairin, Allah'ın vaadettiği şeylerden habersiz olması düşünülemez. Bir zamanlar "Ne hasta bekler sabahı Ne taze ölüyü mezar Ne de şeytan bir günahı Seni beklediğim kadar" diyen şairin, özlemini tek büyük olana çevirmesi, ona, "Nice hasret varsa gıyâbındasın Aynalarda sensin, seni gösteren" dizelerini söyletip, ulvî hasrete yakalandığını gösteriyor. Yaptığı her şeyi O'nun rızası için yaptığını, bir akşam vaktinde ardında bir şarkı bırakarak O'na gidişini ise şöyle tamamlıyor; "Bir gün akşam olur, biz de gideriz Kalır dudaklarda şarkımız bizim" Evet, dudaklarımıza güzel bir şarkı miras bırakarak gitti. Umut ediyoruz ki bu şarkı, "Elbet bizimdir" dediği yarınlara ulaşana kadar dudaklarımızdan düşmesin.
Şiir
ÇileNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 202325,2bin okunma
Gül Yetiştirmek Mi, Gül Koklamak Mı?
8/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2020 9. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 26 Ağustos 2020 20:58
Bu tür geçişken kitaplarda konu bütünlüğü açısından akıcılık biraz geride kalabilir ama Gül Yetiştiren Adam'da bu mevzu yoğun anlatım sayesinde örtülmüş durumda. Geçişler arası kopukluklar kendini pek belli etmiyor bu sayede. Kitabın temasına gelecek olursak yazar, zaman içinde oluşan iki insan tipiyle iki ayrı dünyayı ele alıyor. İlk tipte elinin altında her istediği olduğu halde kalbinin istediği olmadığı için kendisini ölüme kadar sürükleyecek bir hayat akışını görüyoruz. Yani insanoğlu madden ne kadar varlıklı olursa olsun, kalbinin bir şeyleri eksik bulduğu bir dünyada her zaman mutsuz ve huzursuzdur. İkinci tipte ise kendisini hayatın akışına kapatmış bir insanın her ne kadar gül yetiştirmek gibi güzel bir meşgale yapmış olsa da bunun yanlış bir mücadele yöntemi olduğunu anlama sürecini görüyoruz. 50 yıl boyunca olup bitenlere katı bir kayıtsızlıkla bile tanıklık etmemiş bir insanın gördükleri karşısındaki hayreti ve üzüntüsüdür. Her şeyler değişmiştir ve artık insanlar bile ona benzememektedir. Velhâsıl-ı kelam insanoğlu, kendini ne dünyanın göbeğinde akan sulara bırakmalı ne de dünyanın en ücrasındaki sulara. Hayatın akıcılığında tutunabileceği bir şeyleri olmalı ki hem ölüme hem de yaşama gerekli sosyal mesafeyi uygulayabilsin :))
Edebiyat
Gül Yetiştiren AdamRasim Özdenören · İz Yayıncılık · 202121,6bin okunma