"Yirminci yüzyıl sona er­mek üzere. Yeni bir çağ açılacak. Belki devrim çoktan başladı sürüyor da bizler farkında değiliz. Üzerimize öyle bir duvar yıkıldı ki, olup biteni anlayamamamızı hoş gör." "O duvar bizi hiç ilgilendirmiyor. Berlin Duva­rı'ndan söz ediyorsanız, ikisi de insanları ezen iki erk odağının insanlara karşı işlediği büyük bir suçtan ibaret­ti. Özgürlükleri yok ederek özgür bir dünya kurabile­ceğinize nasıl inandınız? Aslında, duvarın yıkılışına se­vinmeniz, bayram etmeniz gerekiyordu, yas tutmak de­ğil."
Sayfa 148 - 3. Baskı, 1998·Kitabı okudu
Katmanlar.
Düşünce ırmağının yüzeyi çer çöp taşır ... Bazısı hoş, bazısı nahoş, su üstündeki tohum kabukları, görünmez bahçenin meyvelerinden düşmüş. Gel bahçenin ardındaki çekirdeklere bak, çünkü su, bu bahçeden kaynaklanır. Hayat ırmağının akışını görmüyorsan, gel bari düşünce ırmağında dalgalanan yosunlan gör.
Sayfa 51 - (Hz. Mevlılna, Cevahir-i Mesnt:1iyye, cilt 2, s. 651, çev. Ş. C.)
Alıntı
Reklam
göz! kör değilsen eğer mezarı gör şu dünya denen fettan diyarı gör karınca ağzındaki hoş yüzleri toprakta yatan hanı, hünkârı gör.
Mustafa Kemal'den corinne'e altıncı mektup..
12 ocak 1914 Çok Aziz Dostum Son mektubunda da ondan evvelkiler gibi beni pek sevindirdi. Onları ne kadar dikkate layık bulduğumu ve ne kadar sabırsızlıkla beklediğimi söylemek lüzumsuzdur. Seferadhanenin kapıcısı bana senin mektuplarından birini getirdiği zaman, içimde büyük bir sevincin uyanması için, zarfın üzerinde senin yazını görmem kafiydi. Birçok yüksek mevkili insan arasında bulunduğun halde beni hatırlamaktan hali kalmadığı bütün grosbonnetler (kodamanlar) o ve tabiri mazur gör, zerzevatlarla devamlı münasebetlerin sana benimle meşgul olmak için rahat bir an bıraktığı görmek ne kadar hoşuma gidiyor. Benim İstanbul'a gelmem için dileklerini, senin tarafından, beni daha sık görmek için izhar edilmiş bir arzu şeklinde yorumlamama müsaade et, çünkü senin o kadar geçici telakki ettiğin bir kombinezona iştirak ettiğim tarzında bir düşünceye sahip olduğunu tasavvur edemem. Bundan evvelki mektuplarında sen bu vazifeyi bir saman yığınının husule getirdiği aşığa benzetiyordun. Ben de onun kıvılcımından başka bir şey değildim, değil mi? Nuri Bey'in en yüksek mevkii işgal etmesini hararetle arzu edenlerden biri de ben olduğum halde, onun birinci Kolordu Kumandanlık makamına yükseldiği hakkında bana verdiğin habere inanamayacaktım. Zira, bu haberin aslı olsaydı, tasavvur edilen bütün reformların samimiliğine tam bir iman besleyecektim. Benim ihtiraslarım var, hem de pek büyükleri, fakat bu ihtiraslar yüksek mevkiler
Sayfa 41·Kitabı okudu
Gönül ki, göklerden, feleklerden daha büyük, daha geniş, daha hoş ve aydındır; onu gereksiz sözlerle niçin daraltmalı? Pek hoş olan bir âlemi kendine zindan gibi daraltmak nasıl uygun düşer? Bostan gibi olan bir cihanı kendine daracık bir zindan etmek, ipek böceği gibi daracık bir koza içinde kuruntular, vesveselerle, çirkin hayallerle oyalanmak, kendini karanlık bir âleme atmak, hep gafil uyumak ne demektir? Biz o kimselerdeniz ki, zindanı kendimize bostan yaparız. Bizim zindanımız bostan olunca ya bostanımız nasıl olur? Bir seyret de gör!
Sayfa 205
Ey ahsen-i takvimde yaratılan ve sû-i ihtiyarıyla esfel-i safilîn tarafına giden insan-ı gafil! Beni dinle. Ben de senin gibi gençlik sarhoşluğuyla gaflet içinde dünyayı hoş ve güzel gördüğüm halde, gençlik sarhoşluğundan ihtiyarlık sabahında ayıldığım dakikada, o güzel zannettiğim âhirete müteveccih olmayan dünyanın yüzünü nasıl çirkin gördüğümü ve âhirete bakan hakiki yüzü ne kadar güzel olduğunu, On Yedinci Söz'ün İkinci Makamı'nın 74-75'inci sahifelerinde yazılan iki levha-i hakikate bak, sen de gör.
Sayfa 96·Kitabı okudu
Reklam
Reklam