Kendime şimdi bir başka şiirden seslensem
Önce fatihler yeminle kılıç bırakır
Sonra anneler hüngür hüngür ağlar
Bir yanımda kat kat büyüyen ağrılar var
İnsana yapışık, insandan ayrılmayan diğer en önemli konular ise dil ve dindir. Dinsiz ve dilsiz toplulukla karşılaşmıyoruz. Nisbeten yakın bir geçmişe değin bahsettiğimiz 'en ilkel görülen yaşama tarzına sâhip topluluklar zanaat, din ve dil sâhibidirler. Neye yarıyor din? Nasıl davranacağımı, ne yapmam gerektiğini bana bildiren kurumdur. İnsanın, hayvanda gördüğümüz ve içgüdü dediğimiz genetiğin belirlediği bir talimatlar dizisine sâhib olmamasından ötürü bir başına kalmışlığı vardır.
Toplumun içinden çıkan inancımıza göre buna ya dünya-ötesi/insanötesi bir güç tarafından bize bildirilen ya da tamamıyla toplumbilimsel/sosyolojik bir olaydır, deriz. Bu inancımıza göre değişen bir husustur. Burada belgelere dayanarak kesinlemelerde bulunma imkânımız yok. En eski insanlar kavramlı, sözlü bir dilmi kullanıyorlardı yoksa sâdece bağırıyorlarmıydı? Bilmiyoruz. Belki kavram yapısı çok zayıftı. Nereden çıkarıyorum bunu? Çocuktan çıkarıyorum, çünkü çocuğun dil gelişimine bakarak insanlıkta-da bu böyle olmuş olabilir, diyoruz. Zirâ çocukta henüz kavram yoktur ve zamanla gelişir. Önce zâten çocukta dil de yok.Bu dilsiz döneme “bala” diyoruz.