Dünya edebiyatının deneme türünün ilk başyapıtını okudum. Bundan önce Montaigne nin biyografisini okumuştum ki bu eserle ilgili fikir sahibi oldum. 16. yy da yazılmış olmasına rağmen yazarın dostluk, yalnızlık, korkular, kanunlar, doğa gibi konuları işlemesi, günümüze mutlaka uyarlanıyor. Bu konulara dair de kendinize almanız gereken hayat derslerini de çıkarıyorsunuz. Ünlü filozof eserde yapmacıksız bir tarzda "ben" portresi çiziyor. Buna çokça rastlıyorsunuz okurken. Fakat üslup oldukça samimi, âdeta kendisiyle sohbet ediyorsunuz. Kitabı bir roman gibi hızlıca okuyup bitirmek istemek doğru değil. Yavaş, sindire sindire anlayarak olunmalı. Altı çizilen cümleler mutlaka bulunacak, onların altı çizilip üzerine düşünmeli diyebilirim. Keyifle okunsun.
DenemelerMontaigne · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202065,7bin okunma
Selam hidayete tabi oların üzerine olsun. Kitap incelemesine gelince;
Kitaplığımıza genellikle edebi zevklerimizi tatmin edecek ya da entelektüel birikimimizi artıracak eserler ekleriz. Ancak bazı kitaplar vardır ki, size bir konfor alanı sunmaz; aksine oturduğunuz koltuğu altınızdan çeker, kalbinize ve inancınıza doğrudan bir ayna tutar. İşte Muhammed Bin Ahmed Es-Salim’in kaleme aldığı, dilimize “İslam Cihadına Katkıda Bulunmanın 39 Yolu” olarak kazandırılan bu nadide eser, tam olarak bu cinsten.
Bir muvahhid için iman, sadece dille ikrar edilen soyut bir iddiadan ibaret değildir. İman; ameli, hareketi ve en önemlisi saf belirlemeyi zorunlu kılan canlı bir hakikattir. Yeryüzünün her köşesinde küfrün Müslimler üzerine çullandığı, ümmetin coğrafyalarında izzetin ve namusun çiğnendiği şu gariplik çağında, bu kitabı okumak benim için entelektüel bir okuma değil, bir nefis muhasebesi oldu.
Müellif eserine, adeta kalbimizin tam ortasına bir ok fırlatan Tevbe Suresi 46. ayetiyle başlıyor: “Şayet onlar, cihada çıkmayı istemiş olsalardı onun için hazırlık yaparlardı.”
Kitap boyunca zihnimde hep aynı soru yankılandı: "Ben neyin hazırlığındayım?" Dünyanın lüksünün, geçici heveslerinin mi; yoksa Allah’ın dinini dert edinmenin mi? Kitabın en benzersiz yönü, cihad kavramını sadece cephedeki sıcak savaşla sınırlamaması; onu tevhidi bir hayat nizamının merkezine yerleştirmesidir.
Yazar, cepheye gidemeyen ama kalbi oradaki muvahhidlerle atan bir müminin yapabileceği 39 somut yolu önümüze koyuyor. Gönülden samimiyetle bu arzuyu taşımaktan, lüksü ve israfı terk etmeye ; kâfirlerin mallarını ve iktisadi güçlerini boykot ederek onları zayıflatmaktan, dil ile mücahidlerin onurunu savunmaya kadar uzanan geniş bir
Bence Jean-Christophe Grangé, sadece bir polisiye romanı yazarı değil; coğrafyayı, siyaseti ve insan ruhunun en karanlık dehlizlerini birer enstrüman gibi kullanan bir orkestra şefi. Leyleklerin Uçuşu, Avrupa'nın konforlu merkezlerinden Afrika'nın ve Asya'nın trajik köşelerine uzanan, her kilometresinde titiz bir araştırmanın izlerini taşıyan devasa bir labirent gibi.
Kitabın en çarpıcı yanı, o asil göç yolculuğunun ‐leyleklerin uçuşunun- altına gizlenen kirli gerçekler.
Jean-Christophe Grangé, elmas kaçakçılığının kanat seslerine nasıl bulaştığını anlatırken aslında küresel bir açgözlülüğün haritasını çıkarıyor. Elmasların ışıltısı, yoksul insanların kanı ve gözyaşıyla kararıyor. #301940799Jean-Christophe Grangé, konfor alanımızı yıkan o "rahatsız edici detaylara" girdiğinde bizi vicdanımızla baş başa bırakıyor. Fakir ülkenin "hiç" sayılan insanlarının organ mafyasının elinde nasıl bir meta haline getirildiğini okumak, sadece bir kurgu takibi değil, aynı zamanda bir insanlık sorgulamasına dönüşüyor. Birilerinin hayatta kalma çabası veya daha lüks yaşama arzusu için, dünyanın öbür ucundaki savunmasız insanların nasıl feda edildiğini tüm çıplaklığıyla görüyoruz.
Kitabın dili çok akıcı olmasına rağmen, ben bu karanlık atmosferi bilerek sindire sindire okumayı tercih ettim. Çünkü
Jean-Christophe Grangé, mekanları bir dekor olarak kullanmıyor; o mekanlardaki "insan kullanma" vahşetini psikolojik tasvirlerle ruhumuza işliyor. #302720694 Kendi çıkarları için insanlığı ve vicdanı bir kenara bırakan karakterlerin derinlemesine analizi okuyucuları derinden sarsıyor.
Leyleklerin Uçuşu'nu Neden Okumalıyız?
•Sadece bir cinayet davası değil; sömürgeciliğin modern dünyadaki yansımasına bir eleştiri.
•Araştırmaya dayalı kurgusu sayedinde organ ticaretinden antropolojiye kadar pek çok konuda ufuk
Leyleklerin UçuşuJean-Christophe Grangé · Doğan Kitap · 202412,4bin okunma
Aşık olmaya aşık bir adamdır Cemal Süreya. Şiirlerinde de bu hep böyledir tutkuyu, aşkı, bedeni, yalnızlığı, direnişi hatta ölümü bile bize o duyguları hissettirerek anlattı.
Bir bakmışsın vazgeçilmez bir aşkı yaşatmıştır sana (Biliyorum Sana Giden Yollar Kapalı) #301942451
Bir bakmışsın ölümün ardında ki o soğuk boşluğu hissettirmiştir (Sizin Hiç Babanız Öldü mü?) #297889373
Ya da bir bakmışsın sana direnişin sesini duyurmuştur (555K) #301800372
Evet ben ilk kez şiir okuyorum ve şiirin tadı bambaşka bir duyguymuş, insanı ufacık yazılarla bambaşka yerlere, düşüncelere sürüklüyor gerçekten.
Şiir okuyunuz, okutunuz efenim…
Seven, sevdiğine şiir yazsın.
Çünkü az sözle çok şey söylenmesi gereken meseleler var. ;)
KÜÇÜK BİR NOT; Bakıyorum da bu şiir kitabını 4-5 günde hatta 20 saatte okuyan var. Arkadaşım sen hiç mi bir şiiri 10 kez 20 kez tekrar okumadın? Durup durup, dur bir daha okuyayım demedin? Bende 51 günde okudu diyor, elimden gelse 510 günde okurdum ahahah Sindire sindire tatlı tatlı okuyacaksın bu şiiri. Hızlı yemek yemeyi sevmediğim gibi hızlı kitap okumayıda hiç ama hiç sevmem. Size hızlı ve anlamsız okumalar. ^^
Bu incelemeyi podcast olarak dinlemek için
Spotify open.spotify.com/episode/4syphPq...
Youtube youtu.be/HCyZ96l5UXQ?si=...
İYİ DİNLEMELER♡
Öncelikle, kitabı bir yanlışlık sonucu aldığımı ifade etmeliyim. Echart Tolle’nin The Power of Now kitabını ararken Şimdi'nin Gücü kitabını sepete atmışım. Almışken de okuyayım dedim ancak vakit ayırıp okumanın çok mantıklı olduğunu düşündüğüm bir kitap değil ne yazık ki. Verdiğim 2 puan da birkaç önemli noktaya parmak bastığını gördüğümden dolayı.
Yine de bir parantez açıp özetlemek gerekirse, kitap hayatı değiştirmek için büyük hamleler önermek yerine odağı tek bir noktaya indiriyor: “İnsanın sahip olduğu tek gerçek alan olan şimdiye.” Bu da kompleks insan hayatına biraz ters bir düşünce olmuş oluyor benim nazarımda. Bunun yanında geçmişin bugüne hükmedemeyeceğini vurgulayarak dikkati sürekli olarak içinde bulunulan ana çekiyor ancak geçmişin bugüne hükmedemeyeceğini net bir sınırla çizmesine anlam veremedim. Nitekim, insan geçmişin eseri, geleceğin esiridir.
Velhasıl kelam, kitabın akışı beni içine çekmediğinden mi bilmiyorum ancak zor bela bitirdiğim kitaplar listesine dahil ettim kendisini.