https://balkandays.blogspot.com/2023/05/cengiz-ayt.html
9/10
·413 syf.··
2023 68. kitabı
·
53 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2023 00:10
Cengiz Aytmatov’un ismi ile müsemma bu önemli eseri, bir günün yaşanmışlıkları ve hatırlattıkları ile nasıl olur da bir asır kadar uzun olabileceğini gözler önüne seriyor. Önce kitabı okuyup sonra yazarın hayatını okuduğum için aslında kitapta ilim, bilim, kültür ve değerleri adına ölen ya da öldürülen Ebu Talip’in, yazarın babasını anlattığını sonradan öğrenmiş oldum. Bu da romanı daha anlamlı ve kıymetli kıldı gözümde. “Cengiz Aytmatov; 1928 yılında Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’e bağlı Talas Vadisi’nde yer alan Şeker Köyü’nde doğmuştur. Babası Törekul Aytmatov, annesi Nagima Hamzayevna Aytmatova’dır. Memur olan babası 1937 yılında Stalin’in ‘temizlik harekâtı’ adını verdiği bir vahşetin kurbanları arasındadır.” Aytmatov’un babası Kırgız Türkçesini savunduğu için, aynı romanda anlatıldığı gibi, evinden ve evlatlarından koparılarak öldürülmüştür. Aytmatov o zaman daha dokuz yaşındadır. Konfiçyüs‟e: “Bir ülkenin yöneticisi olsanız ilk yapacağınız iş ne olurdu?” diye sorulduğunda “Hiç Şüphesiz dili gözden geçirmekle başlardım.” der ve şöyle devam eder: “Dil düzensiz olursa sözler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılamazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Görevler gereği gibi yapılamazsa, âdetler ve kültür bozulur. Âdetler ve kültür bozulursa adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. İşte bunun için hiçbir şey dil kadar önemli değildir.” diyerek bir ülkenin dilinin ne kadar önemli olduğunu ifade etmiştir. Bu roman bana bir kez daha, savaş ve sömürge altında kalan toplumların kendilerini ve atalarını unutmamak için, kitapta geçtiği şekliyle söylemek gerekirse, mankurtlaşmamak adına, eğitime ne kadar önem verdiklerini gösterdi. Adeta tutunacak tek dallarıydı eğitim.
İnsan ve Hayat
Gün Olur Asra BedelCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202656bin okunma
https://balkandays.blogspot.com/2023/04/akif-ve-istiklal.html
9/10
·223 syf.··
Beğendi
·
2023 66. kitabı
·
48 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2023 19:52
Çok iddialı olacak belki ama bu kitap şimdiye kadar okumuş olduğunuz İstiklal Marşı ve Mehmet Akif Ersoy eserlerinden hem dili hem de içeriği olarak farklı bir yerde duruyor. Hem tarih hem de edebiyat eseri diyebiliriz. Yazarımız yılların vermiş olduğu tecrübe ve bilgi birikimi ile bir yandan marşımızın yazıldığı yıllardaki tarihi arka planı verirken, asıl amacı olan Mehmet Akif Ersoy’un itina ile seçtiği ve ancak anlamlarını kavradığımızda İstiklal Marşı’nın ruhunu anlayabileceğimiz kelimeleri açıklıyor. Nedir bu kelimeler derseniz? İstiklal, Millet, Din, Vatan, Medeniyet, Ümit. Ayrıca kitabın ekler bölümünde verilen “Çanakkale Şehitlerine”, “Nasrullah Kürsüsünde” ve “Bülbül” eserleri ile de Akif’i daha yakından tanıma şansınız artıyor. Hatta buraları dönüp dönüp tekrar okuyorsunuz Sanırım kitabın sunuş bölümünde yazarı İsmail Kara’nın şu cümleleri bütün kitabı özetler mahiyette olacaktır: “Meşahir-i Meçhule” diye bir tabirimiz vardır; çok bilinen ve tanınan, ilk bakışta öyle zannedilen ama gerçekte bilinmeyen, derinliğine tanınmayan kişiler için kullanılır; meçhul kalmış meşhurlar… Bu tabiri metinlere de teşmil edersek İstiklal Marşı’nın, 1924’den sonra böyle bir kadere mahkum olduğu/mahkum edildiği söylenebilir; çok okunan hatta ezberlenen ama üzerinde hak ettiği derecede düşünülmeyen ve vasıflı makaleler, kitaplar yazılmayan bir metin…” Devamını okumak isteyen meraklı okurları kitabın sayfalarına davet ediyorum. Çünkü bu değerli eseri okumadan onu anlatmanın yetersiz kalacağı ve hakkıyla anlaşılamayacağı kanaatindeyim. balkandays.blogspot.com/2023/04/akif-ve...
İstiklal Marşıİsmail Kara · Dergâh Yayınları · 202370 okunma
Reklam
Yaşlı Adam ve Deniz
8/10
·86 syf.··
Beğendi
·
2023 64. kitabı
“Her şeyi ihtiyardı balıkçının -yenilgi nedir bilmeyen, neşeli, deniz rengi gözlerinden başka…” Bu kitabı okurken kendimi her ayrıntının ince ince anlatıldığı sahnelerde, hızla giden bir trenin içinde duran küçük ve meraklı bir çocuk gibi hissettim. Etrafımda her şey hızla akarken, ben durup o çocukla beraber yaşlı adamı dinlemek istiyordum. Gerçi Saraybosna’ya geldiğimden beri hayatım Ankara’ya nazaran epey yavaşlamış ve dinginleşmişti. Boşnakların sürekli “Polako polako” dedikleri gibi her şey “Yavaş yavaş” ilerliyordu burada. Bu seferki novellada yaşlı bir balıkçı olan Santiago ve ailesine rağmen ona yardımcı olmaya çalışan bir çocuk var. Yaşlı adam günlerce balık tutamadığı için çocuğun ailesi onun yanında çalışmasını istememektedir, bu isteye hayır diyemeyen çocuk aslında yaşlı adamı çok sever ve ara sıra gelerek ihtiyaçlarını karşılar. “Babam ayırdı. Ben çocuğum, onun sözünü dinlemem gerek." “Seksen beş uğurlu sayıdır, " dedi yaşlı adam. "Bir de bakarsın, yarın beş yüz kiloluk koca bir balık getirmişim.” 84 gün eli boş dönen yaşlı balıkçı hala bu ümidini kaybetmeden, yaşına ve yaşananlara rağmen güzel düşünebiliyordu. Neydi onu bu kadar günümüz tabiri ile pozitif yapan. Elinde balıkçılıktan başka tutunacak dalı olmaması mı yoksa iyiye ve güzele olan inancı mı? Ve 85. Gün yaşlı adam tek başına yine denize açılır. “Uçan balıklardan çok hoşlanırdı, okyanustaki en yakın dostları onlardı çünkü. Kuşlara, özellikle incecik, kara denizkırlangıçlarına acırdı, durmadan uçan, bir şeyler arayan, ama aradıklarını çoğu zaman bulamayan denizkırlangıçlarına.” “Yaşlı adam hep dişi olarak düşünürdü denizi, büyük iyilikler yapan, büyük iyilikler saklayan biri olarak.” “Her gün yeni bir gündür. Şanslı olmak daha iyidir. Ama ben dikkatli olmayı yeğ tutarım. Şans kapıya
İnsan ve Duygular
Yaşlı Adam ve DenizErnest Hemingway · Bilgi Yayınları · 202541bin okunma
Yaşayamam ki ben öbür insanlar olmadan!
8/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2023 63. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2023 01:09
Bu kitabı okuduktan sonra hayatında çok fazla çalkantılar, inişler ve çıkışlar yaşayan insanların, dinginliğe kavuştuktan sonra neden onu bırakmak istemediklerini biraz daha anlayabildim sanırım. Ama burada dinginlikten kastım tamamen sessizlik ve olaysızlık hali. Şimdilerde ise konfor alanı denilen alan. Aslında içinde bulundukları ev, aile, her ne ise, şartları itibariyle dışarıdan bakan bizlere iyi ya da kötü gelse de onlar bu durumda kalmayı tercih ediyorlar. Tıpkı kitabın kahramanı Jonathan’ın yaptığı gibi. O “ellisini aşmış bulunuyordu, yetkin bir olaysızlık içinde geçen rahat yirmi yıllık bir süreyi gerisinde bırakmıştı.” Bundan da çok hoşnuttu. “Çünkü olayları sevmezdi.” Kim severdi ki aslında. Kim dünyasını sürekli bir bilinmezlik içinde yaşamayı isterdi. Ama aynı biz, ne kadar da ilginçtir ki, okuduğumuz kitaplarda normal akışı bozan kahramanın ya da olayın ne zaman başlayacağını da merakla beklemez miyiz? Konfor alanımız içinde değişen ve dönüşen hayatları izlemek isteriz adeta. “1942 Haziran’ında, balık tutmaktan eve döndüğü sıra -fırtına çıkmıştı o gün, yağmur yağmıştı, uzun süren bir sıcağın ardından,…- evet, balık tutmaktan eve dönmüş, mutfağa koşmuştu, annesini orada yemek pişirirken bulacağını düşünerek, ama kadın orada değildi artık, yalnız önlüğüydü olan, sandalyenin arkalığına asılı. Annen gitti, demişti babası, uzun bir süre için yolculuğa çıkması gerekti.” Annesi kampa götürülür ve sonrasında babası da kaybolur. Kız kardeşi ile amcasının evine kaçırılır ve savaş bitene kadar orada kalırlar. Yıllar geçer, Jonathan büyür. Ruhunu bu olaysızlık isteği ne zaman sarar bilinmez, evlenme yaşına gelince şöyle düşünür: “Özlediği tek şey olan o tekdüze dinginliğe, olaysızlığa sonunda bu yoldan kavuşabileceğini umuyordu ya.” Lakin eşi dört ay sonra bir
İnsan ve Hayat
GüvercinPatrick Süskind · Can Yayınları · 20182,706 okunma
İslamın Dirilişi
9/10
·69 syf.··
Beğendi
·
2023 62. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2023 00:52
İslam bir dindir ve bir din nasıl dirilir diye merak ediyorsanız, Sezai Karakoç’un bu eserini okumalısınız. Din dirilmez tabi, dinin muhatabı olan insan dirilir yani dirilmelidir. Üstat bu kitabında dirilişin nasıl olduğunu 19.yy.’lın ikinci yarısından itibaren dünya üzerinde yaşayan her bir fertten topluma, kültürden sanata, siyasetten sosyolojiye değerlendiriyor. “Kendinden önce gelen her medeniyet, daha önceki medeniyetlerle bağdaşma yoluna gitmiş, Roma, Yunan medeniyeti ile kaynaşmış, Hıristiyanlık Roma’yla uyuşmuş, İslam, ölü Yunan kültürünü, faydalı bir ayıklamadan sonra dirilterek kendi kültürüne katmış, Yahudilik ve Hıristiyanlığı gerçeğe çağırmışken, Rönesans sonrası Avrupa, gerçek bir ümanizmden yoksun olarak, kendisine her müsbet alanda öğretmenlik, yol açıcılık yapmış olan İslam Medeniyetini bütün gücüyle inkara, yıkmaya, yok etmeye çalışmıştır. Dünya tarihinin bir eşini kaydetmediği bir medeniyet olan Endülüs Medeniyetinin katili bizzat Avrupa değil midir?” “Nasıl geçmişte Batı Medeniyetinin kendini bulmasında İslam Medeniyeti kaynaklarından faydalanması başlıca rolü oynamışsa, Doğunun da bugün ve gelecekte, kendini bulması ve ortaya koymasında, birinci müracaat kaynağı İslam olacaktır.” “İslam dünyası, Birinci Dünya Savaşına kadar yeniden ayağa kalkmasını Osmanlı Devletinden bekliyordu. Çünkü: Osmanlı Devleti, Yeni Çağlardaki tek büyük İslam Devletiydi.” “2. Dünya Savaşı, bağımsızlık için bir imkân verdi. Bu imkândan tam anlamıyla değilse de oldukça iyi bir ölçüde faydalanıldı. Birçok İslam ülkesi bağımsızlığa kavuştu.” Kitapta toplumların dirilişinden sonra düşüncede dirilişe sıra gelir. Düşüncede diriliş olmadan, inançta dirilişin gerçekleşmeyeceğini anlatır Karakoç. İnançta diriliş de doğal olarak her alana yayılacak, böylelikle sanat ve kültürde
İslâmın DirilişiSezai Karakoç · Diriliş Yayınları · 202111,7bin okunma
Uluğbey'in Hazinesi
8/10
·448 syf.··
Beğendi
·
2023 61. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 06 Nisan 2023 06:17
Roman bizi 13. yy. sonu ve 14. yy. başında Uluğbey’in Semerkant merkezli Mâverâünnehir bölgesindeki saltanat dönemine götürüyor. Romanda saltanatın özellikle son dönemleri, Uluğbey’in tüm baskılara rağmen ayakta tutmayı başardığı rasathanesi, hayatının tehlikeye girmesinden sonra en önemli hazineleri olan kitapları saklama macerası ve sonunda öz oğlu tarafından hac yoluna çıkmasının ardından öldürülmesi anlatılıyor. Acıklı bir son yani. Hani bazı filmleri ikinci defa izlersiniz ve kahramanın öldürüleceğini bilmenize rağmen, hala bir mucize beklersiniz ya ben de romandaki öldürülme sahnesini hep bu duygularla okudum. Döneme o zamanki Nakşi ekolün büyük etkisi olduğunu okurken yine karşınıza dinin bilimden ayrılma hikayesi çıkınca, hem bir yandan şaşırıyor hem de romanın Sovyet döneminde yazıldığını kendinize hatırlatarak, zihninizde doğrulanması gereken açık kapılar bırakıyorsunuz. Dünyaca ünlü rasathanesi olan Uluğbey’in Timur’un torunu olduğunu biliyor muydunuz? Bu roman ile sadece Ankara Savaşı’ndan bildiğimiz Timur’un dönemini farklı kaynaklardan okumak gerektiğini anladım. Romanın ana mekânı Semerkant’ta bulunan rasathane ve orada dünyanın dört bir tarafından getirilen eserler. Yani Uluğbey’in asıl hazinesi… “Cami-ul Ulum denilen bu hazine, üçüncü kattaki iki büyük salonu dolduruyordu. İnce işlemelerle süslü, zeminden tavana kadar uzanan raflar, kitap ve el yazmaları ile ağzına kadar doluydu. En tepede Ebu Abdullah Muhammed bin Musa Harezmi'nin altı cilt halinde hediye ettiği kitapları vardı. Rivayete göre, bunların üç cildini Al-Harezmi kendi mübarek elleriyle yazmıştı ve bunlar Bağdat'taki Beyt-ül Hikme 'den alınıp getirilmişti. Bunların yanında, İbn-i Sina hazretlerinin tıpla ilgili yirmi ciltlik "Kitab-uş-Şifa" ve on ciltlik "Kitab-un Necat" isimli eserleri
Tarih
Uluğbey'in HazinesiAdil Yakubov · İleri Yayınları · 2013295 okunma
Reklam
Reklam