Zahide Tuba Kor hocanın Ortadoğu derslerinden bana kalan en önemli bilgi şu sanırım; o toprakları anlamak adına ülkede yaşayan insanları da tanımamız yani Arap sosyolojisi hakkında okumalar yapmamız. Mesela Mısır’da bir yıllık Mursi dönemi dışında, bütün idarecilerin subay kökenliği olduğunu bilmeden, ya da Tuba hocanın Minberi Aksa Dergisi’nde verdiği röportajında belirttiği gibi, Suriye ordusunun mezhepçi bir ordu olduğu, bu nedenle asker ocağının bizdeki gibi kutsal olmadığı bilinmeden yaptığımız okumalar hep eksik kalacaktır. Bunu tamamlamanın en önemli yollarından biri de hiç şüphesiz coğrafyanın edebi eserlerini okumak olsa gerek.
Mısırlı yazar Necip Mahfuz, felsefe mezunu. Kültür Bakanlığı’nda çalışmış. Sanat, tarih ve kültürle iç içe bir yazar. Küçükken geçirdiği sara hastalığından dolayı kendini Dostoyevski'ye benzetmektedir. Nobel ödülü alan tek Arap-Müslüman yazardır. 1911-2006 yılları arasında yaşadığı dönemde Mısır halkını ve yaşanan siyasi olayları eserlerinde çok güzel canlandırmıştır. Ortadoğu tarihi okurken eksik bıraktığımız Arap sosyolojisi ve Arap halkını tanıtan bir yazar, diyebiliriz.
Zamanın Hükmü’nde geleneksel ve Müslüman bir ailenin gençlerinin tarih akıp giderken, savruldukları uçlar, kurtuluşu dinde görenlerle, sosyalizmin eteğine tutunanlar, ekonomik sıkıntılara aranan çözümler anlatılmaya çalışılmış. Necip Mahfuz’un okuduğum ilk eseri olduğu için, yazar adına bir değerlendirme yapmamın doğru olmadığını düşünüyorum. Lakin bu eser üzerinden bir kelam etmem gerekirse, evvelinde Ortadoğu okumaları yapmamış olsaydım, ismen geçen tarihi olaylardan bir şey anlayamazdım. Sadece Mısırlı bir ailenin hayatına, ülkede yaşanan olayların nasıl yansıdığını görmüş olurdum, diyebilirim. Kitapta 1919 Devriminden, Vafd Partisine, Müslüman Kardeşlerden,