Ah Yemen...
9/10
·152 syf.··
2025 1. kitabı
balkandays.blogspot.com/2025/01/samet-d... Kenize Mourad, Erhan İdiz ve Samet Doğan… Bu isimlerin tarihe düştüğü not hem kendi hayatlarını hem de anlattıkları insanların yaşamlarını bizlere yansıtmaları açışından çok kıymetli. Gazze’de 7 Ekim 2023 sonrasında yaşananları izlerken bir gece, daha dün gibi hatırladığım bir rüyada, adeta bir Filistinli gibi kendimi İsrail askerlerinin arasında görmüş ve uzun süre etkisinden kurtulamamıştım. Gazetecilik ve savaş muhabirliği oldukça zahmetli bir iş. Yöneticilerin verdikleri kararların halktaki karşılığını izlemek ve bunu yaparken kendi insanlığını da unutmadan hareket etmek, hiç de kolay olmasa gerek… Bu nedenle bu kitap özelinde Samet beye hassaten teşekkür ediyorum, umarım yazmaya ve yayınlamaya devam eder. Bu kitabı okuduktan sonra özellikle Ortadoğu’nun çoğu ülkesi hakkında tarihi olaylar dışında, orada yaşayan insanları ve günlük hayatı anlatan eserler daha çok yazılsa diye düşündüm. Yabancı dillerde vardır elbet ama kastettiğim Samet bey gibi tecrübeli kalemlerden çıkan Türkçe eserler… Kitabın ilk olarak ismi etkiliyor sizi, ilginç ve merak uyandırıcı…Bu duygularla arka kapak yazısını okumaya başladığınızda ise yazarın bir tabutun içinde son dakika IŞİD’in elinden kaçtığını okuyor ve kitabı elinizden bırakamıyorsunuz Eğer vaktiniz varsa da muhtemelen bir oturuşta okunacak akıcı bir eser. Bu kadar güzellemeden sonra kitaptan birkaç yeri paylaşarak, sizleri kitabın tamamını okumaya davet ediyorum: “Kaldırımda yürüyen insanların yüzlerinde kaybedecek bir şeyi olmayan insanlara özgü bir umursamazlık vardı.” “Korktuğum başıma geldi, ne diye ben de defolup gitmedim! Daha birkaç saat önce annemle konuşmuş, televizyonda gördüklerine inanmaması gerektiğini, her şeyin
İnsan ve Hayat
Beni Yemen’de İtalyana BenzetirlerSamet Doğan · Ketebe Yayınları · 0136 okunma
Harika Bir Tasvir
10/10
·165 syf.··
Beğendi
·
2024 12. kitabı
balkandays.blogspot.com/2024/12/hadji-m... Çocukluğumda nedendir bilmem Murat 124 marka arabaya “Hacı Murat” derlerdi. Sonra Cüneyt Arkın’ın bir filminde çıkacaktı karşıma “Hacı Murat”. O zaman çocuk aklımla, kim olduğunu bilmediğim ama kesinlikle kahraman olan biriydi bu Hacı Murat. Seneler sonra klasiklerle tanışmaya başladığımda ise Tolstoy’un bir eseri olduğunu öğrenecektim. Velhasıl aradan seneler geçti, köprünün altından çok sular aktı ama o sular bana Hacı Murat’ı getirmedi. Nasip bu zamanaymış. Kitabı Bilim Sanat Vakfı bünyesinde düzenlenen Romanlarla Tarih okuma halkasında Rahime Demir Bulut hocamızla okuduk ve değerlendirdik. Gerçekten çok keyifli bir oturumdu benim için. Pek çok yeni bilgi ve devamında okumam gereken kitaplar öğrendim. Aslında her tahlil yazımda kitaptan biraz örnekler vermeye çalışırım ama bu sefer yapmayacağım. Tolstoy kitaba öyle bir giriş yazmış ki tek başına tüm kitabı anlamak adına yeterli bence. Hatta hem tarih hem edebiyatı sevdirecek bir kitap tavsiyeniz olur mu, derseniz, bundan sonra “Hacı Murat” derim. Bir milletin yaşadıkları bu kadar anlamlı tasvir edilebilirdi: “Kırlardan eve dönüyordum. Yazın tam ortalarıydı. Otlar biçilip kaldırılmış, çavdar biçimine hazırlanılıyordu. Yılın bu vaktinde bin bir çeşit çiçek olur: Kırmızısı, beyazı, pembesiyle, kokulu ve tüylü yapraklarıyla yoncalar, küstah koyungözleri, çürüğümsü ve sert kokularıyla, ortası açık sarı, süt beyaz yapraklı "seviyor-sevmiyor"lar, bal kokulu sarıkız çiçekleri, morlu beyazlı, ince, uzun, lale benzeri çançiçekleri, yerde sürünen bezelye çiçekleri, sarı, kırmızı, pembe, mor, hepsi de düzgün uyuzotları, tüyleri tozpembe, kokusu hafif sinirotları, güneş altında ve tazeyken açık mavi, gün battıktan sonra ve solarken kırmızıya çalan lacivert
Edebiyat
Hacı MuratLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201918,5bin okunma
Reklam
8/10
·416 syf.··
2024 11. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 30 Ekim 2024 23:43
Bu kitabı uzun süre önce duymuş fakat fırsat bulup okuyamamıştım. Psikolog Zehra Hanım Ekim ayı kitabı olarak Akış’ı seçtiğini duyurunca bu fırsatı artık değerlendirmem gerektiğini düşündüm. Bu kitap için hızlı bir okuma yaptım. Çok teknik gelen yerleri atladım ama kendi “Akış” maceramı içinde bulmaya çalıştığım zamanlar oldukça keyifliydi. Şimdi içeriğine biraz bakalım: “Akış, insanların bir etkinliğe, kendilerini başka hiçbir şeyi umursamayacak kadar kaptırmalarıdır; bu yaşantı kendi başına öyle zevklidir ki insanlar sırf o etkinlikte bulunmak için büyük bir bedel bile ödeyebilirler.” “Kendimizi birbirimizden ve çevreden ayırmayı nasıl öğrendiysek, şimdi de zor kazandığımız bireyselliğimizi yitirmeksizin çevremizdeki diğer varlıklarla yeniden birleşmeyi öğrenmeliyiz. Gelecek için en fazla umut vaat eden inanç, bütün evrenin öğelerinin ortak yasalarla birbirine bağlı bir sistem olduğunu ve doğayı dikkate almaksızın hayallerimizi ve arzularımı ona dayatmamızın anlamlı olmadığını fark etmek üzerine kurulu olabilir. İnsan iradesinin sınırlarını kabul ederek, evrende hükmedici değil, işbirlikçi bir rol üstlenerek, sonunda evine dönen bir yolcu gibi rahatlayacağız. Bireyin amacı evrensel akışla birleştiği zaman anlam sorunu çözülmüş olacak.” “Ancak, mutluluğa, onu bilinçli bir biçimde arayarak ulaşamayız. J.S. Mill, ''Kendinize mutlu olup olmadığınızı sorun, mutluluğunuz sona erer'' demişti. Mutluluğu doğrudan arayarak değil, yaşamlarımızın iyi ya da kötü her ayrıntısına kendimizi tamamen vererek bulabiliriz. Avusturyalı psikolog Viktor Frankl, ‘İnsanın Anlam Arayışı’ adlı kitabının önsözünde bu düşünceyi çok güzel özetlemiştir: "Başarıyı hedeflemeyin- başarıyı hedeflediğiniz ve hedef seçtiğiniz ölçüde ıskalarsınız. Çünkü mutluluk gibi başarının da peşinden gidilmez, o
Psikoloji
Akış: Mutluluk BilimiMihaly Csikszentmihalyi · Buzdağı Yayınevi · 20171,306 okunma
9/10
·415 syf.··
2023 80. kitabı
Bu eseri üniversite yıllarımda okumuştum seneler önce. Çok farklı entelektüel düzeyde arkadaş grubunun içinde eğitim hayatımı geçirdiğim için her zaman şükrederim. Bu kitabı da bilgi ve görgüsünü takdir ettiğim bir arkadaşımın kitaplığından alıp okumuştum. Lakin ben de bıraktığı iyi izlenim dışında kitaptan çok bir şey hatırlamadığımı itiraf etmeliyim. Beni özellikle içinde bulunduğumuz günlerde en çok şu cümlesi etkiledi. “Güzel insanlar güzel atlara binip gittiler…” Neredeyse, iyi ki de gittiler..., diyeceğimiz şu günlerde: “Ben ümitsizliği tedavi edemem Doktor Breuer. Onu incelerim. Ümitsizlik öz farkındalık uğruna ödenen bir bedeldir. Yaşama derinlere inerek bakacak olursanız, ümitsizlikle her zaman karşılaşırsınız.” Bazen bir kitabı bir tek cümle için okursunuz. Bu cümle de ümitsizlikte doğan ümit gibi adeta… balkandays.blogspot.com/2024/10/little-...
Edebiyat
Nietzsche AğladığındaIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 202470bin okunma
8/10
·199 syf.··
2024 10. kitabı
Bu seriyi Fatma Bayram hocamızla yaptığımız derste öğrendim. Kitap e-kitap olarak da mevcut olduğu için hemen alıp okuma şansım oldu. Siz de bu alternatifi düşünebilirsiniz. Saraybosna’ya ilk geldiğim haftaydı sanırım. Şehrin ortasından geçen Miljacka (Milyatska) Nehrinin kenarında yürüyüşe çıkmıştım. Üzerinden geçtiğim köprünün tam ortasında bir levhada iki isim ve yanında güller görmüş, ne olduğunu anlamak için yanına gitmiştim. Ölüm tarihlerinde 1992 yazdığını gördüğümde, Bosna Savaşı’ndaki kayıplardan olduklarını anlamam zor olmadı. Sonrasında, bilenler bu iki kişinin köprünün tam o noktasında öldürülen, savaşın ilk kurbanları olduğunu ve onları unutmamak için buraya sürekli çiçek bıraktıklarını anlatacaktı. Bunu öğrenmemden iki sene sonra okuduğum bu kitapta “Balkanlarda Müslüman Kadın” bölümünde tekrar karşıma çıkacaktı hikayeleri: “Yugoslavya'nın dağılmasıyla toplumda pozisyonu değişen kadın aile içinde aslen anne ve ev hanımı durumuna dönmüştür. Etnik milliyetçiliğin büyümesi ile kadınların siyasete karşı ilgisi azalmaktaydı. Fakat her şeye rağmen Bosna'da Müslüman kadın, silinmez kan iziyle Bosna Hersek Savaş tarihine ismini yazdırmıştır. 5 Nisan 1992'de Saraybosna’da barış için protestolar düzenlenmiş, bu savaş karşıtı protestoya on binlerce kadın katılarak eşikte olan saldırıyı engellemeye çalışmışlardır. Aynı gün düşman tarafından protestocular üzerine ateş açılmaya başlanmış, ilk kurban tıp fakültesi öğrencisi Suada Dilberoviç olmuştur. O gün yapılan saldırı ve Suada’nın öldürülmesi ile 44 ay sürecek olan Saraybosna kuşatması başlamıştır. Suada’nın üzerinde şehit düştüğü Vrbanja Köprüsü’nün ismi bir sene sonra ölümünün birinci yıl dönümünde “Suada Dilberoviç Köprüsü” olarak değiştirilmiştir. “Kap moje krvi poteče i Bosna ne presuši” “Kanım aktı ama
Düşünce
Coğrafyada Müslüman KadınFeyza Betül Köse · Ensar Neşriyat · 202217 okunma
Ah gençlik :)
9/10
·158 syf.··
2024 9. kitabı
balkandays.blogspot.com/2024/09/a-young... Bu kitabı yazarın daha ilk sayfalarında tarif ettiği gibi, kışı aratmayacak derecede soğuk bir Eylül ayında okumamın güzelliği; hem kitapla sıcacık bir bağ kurmamı hem de Saraybosna’nın gelmesinden korktuğum kışına zihnen hazırlanmamı sağladı. Kendisine teşekkür ediyorum Tabi bu sıcacık bağın, kitapta geçen olayların gerçekçi tasvirleriyle biraz soğuduğunu itiraf etmem gerek. Fakat ardından anlatımdaki akıcılık ve kendine bağlayan üslubu, Rus Edebiyatına olan hayranlığımı bir kat daha artırdı. Öte yandan bir yazar nasıl olur da doktor kadar ayrıntılı anlatabilir derseniz eğer, cevabım yazarımızın aslında tıp mezunu olduğu ve fakat yazarlığı doktorluğa tercih ettiği, olur. “Mihail Bulgakov, 2 Mayıs 1891’de Kiev’de orta sınıf entelektüel bir ailede dünyaya geldi. Kiev Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu ancak kısa süre sonra yazarlığı tıp kariyerine tercih ederek doktorluğu bıraktı. Bulgakov, 1926 yılından ölümüne kadar, Moskova Sanat Tiyatrosuyla oldukça yakın ilişkiler içerisindedir. Fakat burası için yazdığı otuz oyundan ancak sekizi sahnelenebildi. Bulgakov’un hicve düşkünlüğü ve bir yazar olarak bağımsız fikirleri, 1930’larda politik açıdan mercek altına alınmasına yol açtı. Bu baskı bir dönem öyle bir hal aldı ki yazar, Sovyetlerden temelli olarak ayrılmak için Stalin’den izin istedi ancak reddedildi. El yazması eserlerinin büyük bir kısmı halen yayımlanmamıştır.” Kitapta fakülteden dereceyle yeni mezun olmuş bir doktorun, henüz yeterli tecrübe kazanmadan Moskova’nın ücra bir köyüne atanması ile hikayeler başlar. Genç doktor daha ilk günden itibaren gelebilecek en feci vakaları hayal eder ve bu görevi kabul ettiği için bin pişman olur. Üstelik kendisinden önceki doktorun tecrübesi
Edebiyat
Genç Bir Doktorun AnılarıMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202332bin okunma
Reklam
Reklam