Napolyon, "Süngülerle her şey yapılabilir, ama üzerine oturulamaz." diyor. Bunun sosyolojik anlamı açıktır. Hiçbir toplumsal hareket, dayandığı toplum kesimlerinin olanaklarını aşamaz. Her önder, ne kadar büyük olursa olsun belirli bir toplumsal tabana dayanmak zorundadır ve dayandığı, dayanmak zorunda kaldığı o toplumsal tabanın gücünü ne ölçüde harekete geçirebilirse, o ölçüde başarılı sayılır Mustafa Kemal'in, birinci hedef olarak
ulusal bağımsızlığı sağlayabilmek için dayanabileceği güçler belliydi: Asker-sivil bürokratlar, ulusal nitelikli, ama oldukça zayıf hu kentsoylu kesimi ve büyük toprak sahipleri. Bunun dışında güç alabileceği, örneğin bir işçi sınıfı yoktu, Ulusal bağımsızlık hareketini örgütleyip sonu gelmeyen savaşlardan yorgun düşmüş Anadolu köylüsünü harekete geçirirken bu sacayağına dayanmak zorundaydı. Topluma, yirminci yüzyılın sonlarında bile hiçbir İslam ülkesinin ele almaya cesaret edemediği dönüşümleri kabul ettirebildi. Ama örneğin sıra "toprak reformu"na geldiğinde, başaramadı. Çünkü geçmişte dayanmak zorunda kaldığı, hareketinin tabanında yer alan güçlerden biri de "toprak ağaları" idi. Kemalizmin başardıklarını ve başaramadıklarını, 1920'lerin Türkiyesinin toplumsal-ekonomik koşullarını ve içinde bulunduğu dünyanın özelliklerini göz önüne almadan yapılan bir değerlendirme bilimsel olamaz.
Ben huzur istiyorum, hu-zur! Bunu elde etmek için bütün dünyayı beş paraya deği-şirim. Bana: "Güzel bir çay içmek mi istersin, yoksa dün-yanın batmasını mı?" diye sorsalar, hemen "Çay içmek!" diye bağırırım.
Casusluk ve ajanlık pek bilinmez ama iki farklı görevdir. Casus, HU-MINT denilen "İnsan kaynakları"nı kullanmayı, yönlendirmeyi ve maniple etmeyi öğrenmiş, üst düzeyde eğitim görmüş kişidir.
... Çocuklar küçük bir kızın çevresinde toplanmış, hep birlikte ama birbirini bir türlü tutmayan seslerle Enternasyonal'i söylüyorlar:
Geleceğin çocukları, haydi kalkın ayağa!
Koşun yepyeni bir dünyayı kurmaya!
Sayfa 53 - Yordam Yayınları, 3.Basım: Kasım 2021·Kitabı okuyor