Fyodor Vasiliyeviç Gladkov

Fyodor Vasiliyeviç Gladkov

Yazar
8.9/10
14 Kişi
·
32
Okunma
·
8
Beğeni
·
1.055
Gösterim
Adı:
Fyodor Vasiliyeviç Gladkov
Unvan:
Sovyet hikayeci
Doğum:
Chernavka, Saratov, Rusya, 21 Haziran 1883
Ölüm:
Moskova, 20 Kasım 1958
Fyodor Gladkov (1883-1958), Maksim Gorki’nin öncülük ettiği edebi geleneklerin mirasçısı ve ilk ünlü Sovyet hikayecilerinden biriydi. Yazar, altı roman ve çok sayıda öykü, kısa öykü ve makale yazmıştır. Yoksul bir köylü ailesinden gelen Gladkov, küçük yaşta devrimci harekete katıldı bu yüzden baskılara uğradı. Ekim Devriminde ve İç Savaşta aktif bir rol aldı.

1922’de, Beyaz Ordularla çarpışmalar bittiğinde, Gladkov, Moskova’ya gidip yazarlık mesleğine devam etti (ilk basılı eseri 1900’de yayınlanmıştı). Savaş alanlarındaki dumanlar dağılır dağılmaz, İç Savaşla ilgili romanlarını yazmaya başladı. Bu eserlerden biri olan Çimento, 1924’te yayınlandı. Romanın en büyük desteği, militan hümanizmdir ve Gladkov’un kendisinin de belirttiği gibi Çimento, onun yazdığı otobiyografik öykülerden de daha fazla, yazarın hayatını anlatır. Eser, Türkiye’de “Fabrika” adıyla da yayınlanmıştır.
"Romanın en incelikli özelliklerinden biri de kuşku yok ki psikolojik gerçekciliktir ..12 Mayis 1954 te Gladkov şöyle yazıyordu :
"Çimento 'da her şeyden önce karakterlerimin"ruhsal diyalektiklerini"ön plana çıkarmaya çalıştım. .psikoloji ,insanın temel parçalarından biri ve bu nedenle sanatın da temel bir öğesidir..Bu konuda benim icin en önemli ornek Lev Tolstoy'dur"
Fyodor Vasiliyeviç Gladkov
Sayfa 11 - Yar yayınları
Gerçek daha basit,daha köklü bir şeydir. İnsafsiz bir hareketin, bir aksiyonun çocuklarıyız biz. Düşüncelerimiz ve duygularimiz aslında gereklilik denen şeyi, inkar edilemeyecek tarih gerçeğini yansıtıyor...Çok basit,çok samimi insanlariz işin doğrusu. Bu yüzden nefret ediyorsunuz ya bizden...
Fyodor Vasiliyeviç Gladkov
Sayfa 309 - Gün Yayınları
Yaktık,yıktık,acı çektik...Oluk oluk kan aktı. Açlık çektik. Ve şimdi o ezilmesi için bunca acıya katladığımız günler tekrar karşımızda...Hangisi kabustu,bilemiyorum:Akıtılan kanlarımız mı, acı dolu mücadelemiz mi, yoksa bu sarhoş kahveleri ile bu, tıka basa doldurulmuş mağaza vitrinleri mi ?Neden leş kargalarını tekrar topladık başımıza? Bunca mücadele, işçi kulübelerinde sefalet ve açlık eskisinden daha ezici bir ağırlıkta tekrar üzerimize çöksün diye miydi? İçimizde yaşayan,kanımızı kurutan zehirli yılanlar,hırsızlar ve sömürücüler yeniden eski rahat hayatlarına kavuşsun diye miydi bizim mücadelemiz? Hayır ben kabullenemem bunu, kafamın içi bu kuşkuyla doluyken yaşayamam..Bunca mücadele, çekilen bunca acı, gözümüzü bile kırpmadan gidişimiz sonradan kendi kendimizi çarmıha germek için miydi? Neden?
Fyodor Vasiliyeviç Gladkov
Sayfa 373 - Gün Yayınlar (1968 Basım)
Bak, küçük Daşa.. Bunlar bizim ellerimiz ve zekamız.. İyi döğüşmek, sonuna kadar mücadele etmek ve geleceğimizi iyi kurmak.. Küçük Daşa, bütün bunların hepsi bizim işimiz, bizim ! Olsun.. Ama bırak, dizlerinde kalsin başım ve anlat bana.. Dehşet veren hiçbir şey yok bana artık, en korkulu hikayelerini bile masal dinlermiş gibi dinleyebilirim şimdi..
Fyodor Vasiliyeviç Gladkov
Sayfa 209 - Gün Yayınları
Yine savaşarak yeneceğiz talihsizliğimizi Savçuk. Sopayı yedik ama sopayı elimizle nasıl tutacağımızı da öğrendik. İşte kazancımız bu oldu.
"Bana bak Çumalov! Bir sosyalist olduğunu unutma sakın! Bütün bu yeniden yarattığımız dünyayı sosyalizmin ateşiyle kurmalıyız! Yoksa yaramaz işimize. Unutna ve yürü aslanım!.."
"Bütün kitaplar insan düşüncesinin hapsedilip kilitlendiği birer hapishane hücresinden farksızdır Sergey.Mahkumdurlar buna.Görüyorsun işte,bu raflar demir parmaklıklara benzemiyor mu?Ölümsüzlüğe özenen insan kafası kitapları yaratırken kendine mezar kazdığını unutur aslında.Sergey böylesi nedir biliyor musun?Bir kaçınılmazlık,oğlum,insanoğlu bir isyanın sürekli olarak yenilenmesidir.İsyan dediğimiz şey ne? İnsan kafasının bir sıçrayışta bir hücreden kurtulup kendini bir başka hücreye kapatması değil mi? Daha anamızın okşayıcı boyunduruğundan kurtulmadan toplum kurallarının kucağına bırakmıyor muyuz kendimizi? Mezara kadar böyle sürüp gidiyor bu yolculuk....
En dehşetli gerçek bu, işte! İnsanın kendi kendisiyle mücadele etmesi her zaman çok zordur, çünkü bizim sürdürdüğümüz hayat, bizleri yalnızlığın dört duvarı arasına kapatıyor.
".....Hayatın gerçeği hayvanlara kıyasla bağımsız kalabildiğimiz ölçüde doğrulanıyor,oğlum.Gerçek hayat sonsuz bir kıyaslamalar zincirinin bütünüdür.Oysa mutluluk,anında yıkılıveren çok kaçak,çok dönek bir duygu...."
382 syf.
·20 günde·10/10
Çimento'yu okuduğum zaman Sovyet dönemini en iyi tanımlayan kitap olduğunu anladım ve Sovyetler Birliği hakkında o kadar çok araştırma vs. okumama karşın bu kitabı okumadan aslında o dönemin tam olarak anlaşılamayacağını kavradım. Evet arkadaşlar, bu kitap o derece önemliydi Sovyetler Birliği'ni anlamak için. Peki şimdi şu soruyu soralım: bu kitabı o kadar önemli kılan şey neydi? Tarihi çok güzel anlatması mıydı mesela? Ya da dönemin siyasetini iyi yansıtması mıydı? Bütün bunlar kitapta yer almasına rağmen yine de onun asıl etkileyiciliği bunlardan değildi. Kitabı asıl değerli kılan şey Sovyet ruhunu, yani sosyalist toplumun temel değerlerini bize aktarabilmesiydi: bu değer hiç şüphe yoktur ki kollektivizmdir, toplumculuktur. İşte yazarın romanını mükemmel kılan şey budur. Yazar bu kitapta bizlere örgütlü işçilerin dağı bile ufalayabileceğini anlatmış ve kitabında da bunu söylemiştir. Kitapta binlerce işçinin el ele kol kola muazzam başarılara imza attıkları ve olmaz denilen şeyi dişlerini tırnağına takarak yaptıkları anlatılıyor. ''İşte'' deniyor, ''bizim dünyayı yenmek için silahlarımız bunlardır.'' Gerçekten de Sovyetler Birliği'ni bir süpergüç haline getiren şey nedir diye sorarsak bunun temeli de kitapta anlatıldığı gibi emektir, kollektif toplumdur. Kitabın içeriğine gelecek olursak: İç savaşta çalıştığı fabrikadan ayrılıp gönüllü olarak Kızıl Ordu'ya katılan ve savaş sona erdikten sonra(3 yıl sonra) çilingir ustası olarak çalıştığı fabrikasına geri dönen Gleb Çumalov, fabrikanın çalışmadığını, beyazların fabrikayı savunma karargahı ve sonra ahır yaptıklarını öğrenince yüreği burkuluyor. Fabrikayı çalıştırmak ve muazzam sorunlara çözüm bulmak da onun ve işçilerin örgütlülüğü sayesinde oluyor. Çumalov kahraman bir bolşeviktir. İşte sosyalist toplum da yeni nesil Çumalov'lar yetiştirecektir. Tabi bu anlatılırken bir yandan da Parti ile işçilerin ilişkilerini, Parti'nin kuyusunu kazan ve yolsuzluklar yapan bürokratlarını da anlatıyor. Tabi ki Parti bu bürokratların daha fazla sabotajına da müsaade etmeyecek ve onların başına da çekici indirecektir. Kitap sürükleyicidir, zor sıkılırsınız ancak edebi unsur çok yoğun olduğu için (devrik cümleler, sık betimlemeler vs.) hiç roman tarzında şeyler okumuyorsanız bunu tavsiye etmeyeceğim. Fakat bu edebi ağırlık dili de zenginleştirmiş ve güzel bir çeviri sunmuştur bize. İyi okumalar...
596 syf.
·Beğendi·10/10
Roman, 1921 yılında, iç savaşta cepheden dönmüş olan Çumalov’un etrafında bir Rus devrimini anlatır. Çumalov; Ekim ayaklanmasına katılmış, iç savaşta kahramanca savaşarak defalarca ölümden dönmüş bir Bolşevik’tir. Roman, Çumalov’un, iç savaşın bitmesinden sonra, bir sahil kenti olan memleketine dönmesi ile başlar. Ülke adeta bir harabedir. Çarlık rejiminden miras alınan açlık ve yoksulluk; iç savaşın Bolşevik kadroları, adeta bitirdiği ve devrimi büyük sıkıntı içine soktuğu dört yıl içinde, büsbütün artmıştır.. Çumalov için silahlı mücadele bitmiş, silahsız ve asıl mücadele başlamıştır. Ancak evine döndüğünde hiçbir şeyin beklediği gibi olmaması, ilk şoku yaratır. Çumalov’un cephede olduğu dört yıl, Sovyet halkının, köylülerinin, emekçilerinin, kadınlarının hayatlarını baştan aşağı değiştirmiştir.
596 syf.
·20 günde·Beğendi·9/10
iç savaş sonrası iç savaşı çok iyi anlatan kitap. tabiki usta rus yazarın elinden yazılan biir kitabı okumak dahada zevkli. sovyetler birliğinin kuruluşunu ve halkının mucadelesini anlatan bir kitap.
596 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Bolşevik ihtilali sonrası yaşanan iç savaşta tüm eski alışkanlıkların yok olması için gösterilen çaba, insanın kendi içinde yaşayacağı devrim, devrimin insana ve halka dönüştürülmesi, anlatılması, yaşamın içine yerleşmesini bu kadar detayıyla anlatan iyi bir roman okumamıştım. Çimento’yla tanışmış olmak yazarın diğer kitapları için de bir yol açtı. Komünist bireyin yerleşmiş alışkanlıkları, sözde ahlakını komünist ahlaka dönüştürmesi için yapılan mücadeleler. Belki Ortadoğulu yanımız kitapta varolan insan ilişkilerini reddedecek, bazen anlayacak ama sonunda iyi gelecektir. Gleb yoldaşın dediği gibi “Büyük sözler değildir bize gerekli olan yoldaşlar.. Gevezelik değildir istediğimiz... Kafamızı sağlam ve uyanık tutmak, işe sımsıkı sarılmaktır bizim meselemiz...”
384 syf.
·1 günde·7/10
Rusya‘da Ekim Devrimi sonrası oluşan sosyal ve siyasal yaşamı ve insanlardaki yozlaşmanın bürokrasiye olan etkisini konu edinen romandır. İlk 150 sayfası gayet akıcı zevkliyken son kısımları inanılmaz sıkıcı hale geliyor. Glab’in cepheden gelmesi ve Devrimin ilk zamanları, Daşa ile olan bağı güzel yansıtılırken sonrası bunaltıyor. Kısaca Devrim sonrası havayı koklayıp kitabı kapatın:)

Yazarın biyografisi

Adı:
Fyodor Vasiliyeviç Gladkov
Unvan:
Sovyet hikayeci
Doğum:
Chernavka, Saratov, Rusya, 21 Haziran 1883
Ölüm:
Moskova, 20 Kasım 1958
Fyodor Gladkov (1883-1958), Maksim Gorki’nin öncülük ettiği edebi geleneklerin mirasçısı ve ilk ünlü Sovyet hikayecilerinden biriydi. Yazar, altı roman ve çok sayıda öykü, kısa öykü ve makale yazmıştır. Yoksul bir köylü ailesinden gelen Gladkov, küçük yaşta devrimci harekete katıldı bu yüzden baskılara uğradı. Ekim Devriminde ve İç Savaşta aktif bir rol aldı.

1922’de, Beyaz Ordularla çarpışmalar bittiğinde, Gladkov, Moskova’ya gidip yazarlık mesleğine devam etti (ilk basılı eseri 1900’de yayınlanmıştı). Savaş alanlarındaki dumanlar dağılır dağılmaz, İç Savaşla ilgili romanlarını yazmaya başladı. Bu eserlerden biri olan Çimento, 1924’te yayınlandı. Romanın en büyük desteği, militan hümanizmdir ve Gladkov’un kendisinin de belirttiği gibi Çimento, onun yazdığı otobiyografik öykülerden de daha fazla, yazarın hayatını anlatır. Eser, Türkiye’de “Fabrika” adıyla da yayınlanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 8 okur beğendi.
  • 32 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 30 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.