Kaç kez hayretle baktım sana, başlangıcı düne ait bir
pencereden,
öylece durdum ve hayretle baktim. Yeni kent, benim için
yasak kent gibiydi henüz, ve inatçı manzara kararmaktaydı;
sanki ben,
hiç yoktum. En yakınımdaki nesneler bile çabalanıyordu
anlaşılır
Olmak uğruna. Yol, sokak lambasını itip geçiyordu
yabancıydı. Sonra
ötede-bir oda, hissedilebilen ve lambanın ışığıyla
aydınlanmış-,
ramak kalmıştı katılmama, anlayıp kapattılar pencereleri
Durdum. Bir çocuk ağladı ardından. Biliyordum güçlerinin
nelere yettiğini
çepeçevre evlerdeki bütün annelerin-, ama bütün o
ağlamaları nasıl
teselli bulmaz dertlerden doğduğunu da biliyordum
Şarkı söylemekteydi bir ses, beklentilerin de bir nebze
ötesine
sarkarak, ya da aşağılarda bir ihtiyar koyuveriyordu sitem
dolu
öksürüklerini, acımayı bilen bir dünyanın karşısında haklı
olan,
kendi bedeniymişçesine. Sonra bir saat vurdu-, geç kaldim
saymakta,
yanımdan yuvarlnp gitti.
Tıpkı bir yabancı oğlan çocuğu gibi, hani sokakta topu
değil, ama
kendisi yakalanan, başkalarıı birbirleriyle onca
oynadıklarından