Çekilip nur-u hidayet yine zindan olacak
Yine firkat, yine hasret, yine hüsran olacak
Yine sen, yaş yerine kan akıtıp ağla gözüm
Çünkü hicran dolu kalbim yine hicran olacak
Yine göç var diye Mecnuna haber verme sakın
Yine matem, yine zâri, yine efgan olacak
Açılan ol gül-ü tevhid, sararıp solsa gerek
Kapanıp kâbe-i irfan, yine viran olacak
Hayatım birdenbire bir film kesitine dönmüştü. Kaos ve hüsran dolu günleri beklerken, şimdi büyük bir romantizmin içindeydim. Tüm hücrelerim aşkla yenileniyor, hayatın zorluğu tüy olup sırtımdan uçup gidiyordu. Aşkın insana deli, kestirilemez ve tutarsız bir güç veren yanı olduğunu keşfediyordum. İçimde büyüyen bu hislerle her zorluğun üstesinden gelebilirdim sanki. Kendimi o denli yenilmez hissederken şunun farkındaydım. Hayatımda ilk defa âşık olmuştum ve ilk görüşte aşk klişelerine ne kadar göz devirsem de artık buna minnettardım.
Üstün insan, insan-ı kamil. Aslında Nietzsche'nin üstün insanı, ifadesini İslamiyet'in insan-ı kamil'inde bulur.
İnsan- ı kamil, yani her açıdan, her şeyiyle Allah'a teslim olan, aynen gassalin elindeki meyyit gibi. Sahih bir rüya gördü Nietzsche, Minerva'ya tabir ettirmeye çalıştı.
Sonuç, hüsran. Ernst Kreschemer, Dahi İnsanlar' da üstün insanı şöyle tanımlar: "O, bir üstün insan, Nietzsche'nin bir uydurması olarak spekülatif bir hikaye kurgusudur:
Bir yandan sağlıklı en eski kahraman ve ayı postlu '
sarışın hayvan'la öbür yandan İtalyan Rönesans'ının prensleri arasında ahlaksız, soysuz entrikacıların, şiddet
egemenlerinin zehir canilerinin bir sentezidir, yani Floransa ile Teu toburg Ormanları'nın, Waltharilied ve Makyavel'in tuhaf bir karışımı . . .
Mutluluk anlarını hatırlamanın insana acı verdiği de olur. Anımsarken içinde sıcak, acı, bir o kadar da şevkli bir zehir dolaşır. Bazen de o anları hatırlamaktan tatlı, yumuşak bir keyif duyarsın. Kimi zaman ise bıçakla yarayı deşmeye çalışırsın, verdiği zevki yadsıyamazsın. Sonu bilinen her seyin verdiği bir acı bu. Merakın bitmesinin ve hüsranla sonuçlandığını idrak ettiğin geçmişin, güzel anların üzerine tahakküm kurması… Adeta çökmesi… Sonunu biliyor olmak ne kadar kötü değil mi! Hayatımızın nasıl biteceğini bilsen yaşamak ister miydin Savaş? Sonunda aldatılacağını bildiğin bir ilişkiye girer miydin? Kazık yiyeceğin dostlukların peşinden gider miydin? Kaybedeceğinden emin olduğun bir mücadeleyi seçer miydin? İlişkilerimizin, dostluklarımızın, iş deneyimlerimizin sonunu, ezcümle hayatımızın sonunu kesin olarak bilsek yaşamın ne anlamı olurdu? Bizi heyecanlandıracak hangi aşk, hangi şans, hangi iş, hangi olanak, hangi yolculuk, hangi ten bulunurdu? Hatıralar da böyle işte. Onun elini tuttuğun ânı hatırlarken yüzünde beliren gülümsemeyi silen, yılların sonunda o elin seni nasıl ittiğini bilmen. Her şeye rağmen anıları seviyorum.