bb

insan denen varlık o kadar kolay bir şekilde, bir çırpıda değişebilir ve utanç verici , hayır, gülünç derecede korkunç bir değişim geçirirdi.
Dionysos
- bir ruh ki en uzun merdivene sahiptir ve en derine inebilir, kendi içinde en uzağa koşabilen, yolunu şaşırıp gezinebilen en geniş ruh, kendini rastlantıya zevkle bırakabilen en gerekli ruh, oluşun içine dalan, var olan ruh; kendisi her şeye sahipken , istemek ve arzulamak isteyen ruh,- kendinden kaçan ve kendini en geniş daire içinde yakalayan, deliliğin en tatlı dille seslendiği, en bilge ruh, kendini en çok seven, içinde tüm şeylerin akıntısını, karşı akıntısını, yükselişini ve alçalışını barındıran ruh -
— Şunu bilmeni istiyo­rum: Pişman değilim; hiç de pişman olmadım. Ama şunu da bil ki, öyle gururlu falan da değilim — olamadım: Kendimden hiç nefret etmedim; ama bir türlü beğenemedim de kendimi. Çok acı çektim, ama başkalarına da çok acı çektirdim— bu da insanın gururlanabileceği bir şey değil pek... Kendimi haklı görüyor değilim; ama ken­dimi savunuyor da değilim — hele yargılamayı hiç beceremiyorum, kendimi de dünyayı da...— Dünya ne ise oydu; ben de ne isem o oldum— uyuşamadık. Hepsi bu.
Toplum da öyle: Benden hep önceden konmuş kalıpların içine girmemi istediler. Benden, ben olarak, belirli bir görevi üstlenmemi isteselerdi, sorun olmazdı — benim istediğim de zaten buy­du. Ama, benim o görevin kendisi durumuna gir­memi istediler. Benim bambaşka bir kişi olmamı bile değil; sanki kişiliksiz bir şey olmamı — sanki cansız, düşüncesiz bir şey, bir alet, bir makina... Dünya benden ben olmamı istemedi. Beni ben olarak tanımadı. Ben de sırtımı döndüm işte, bu dünyaya —gerisini biliyorsun; şimdi, artık, öğrenmiş olacak­sın.
İşte, hep buydu olan: Annen beni gerçekten sevdi, biliyorum; ama neydi bu ‘sevgi’ — onun yalnızca daha önceden edinmiş olduğu bakış bi­çimlerine verdiği addı. Beni, hep, ya yanlış an­ladı, ya da hiç anlamadı. Beni hiçbir zaman sahi­den ben olarak göremedi ki — o zaman kimdi Annen’in ‘sevdiği’?... Bende ben olmayan birini— hatta bir şeyleri— ‘sevdi’; sonra, bekledikleri­ni bulamadıkça, duygulan — o sevgi’si— nefrete dönüşmeye başladığı zamanda, ne yazık ki, gene, ben değildim nefret ettiği kişi... Beni tanıyarak, bilerek, görerek; sahiden ben olan benden nefret etseydi, inan, sevinirdim buna. Öyle olmadı.