Allah Resûlü (sas) buyurdu ki: Sizinle cinler arasındaki perde 'Bismillah' sözüdür.
"Allah insanı özgür ve özgün olsun diye yaratmış derdi bir büyüğüm. Eğer özgün olmanıza izin verilmiyors özgür de olamıyordunuz."
Sayfa 31 - Hayykitap yayınları·Kitabı okuyor
Reklam
..sonra Allah Resulü abdest aldı. Sonra kıbleye dönerek uzun uzun dua etti. Daha sonra başını yere eğdi. O sırada gözünden akan yaşlar yere ıslatıyordu. Dedesinin kendisiyle ilgilenmesini isteyen Hüseyin yanına gidip sırtına çıkınca ağlaması daha da arttı. O sırada evde bulunan herkes ağlamaya başladı. Dayanamadım. Anam babama sana veda olsun. Niçin ağlıyorsun ya Resulallah diye sordum. Hazreti Fatıma da Gözyaşları için babasına sarıldı. Ey babacığım, şimdiye kadar yapmadığın bir şey yaptığını görüyorum. Ne oldu diye sorunca, evlatlarım, bugün sizi görünce huzurunuza bakarak daha önce olmadığım kadar çok mutluydum. Tam o sırada dostum Cebrail bana gelip torunumun öldürüleceğini haber verdi. Üzülüp hüzünlendim. Rabbime yönlenip sizin için hayır dua da bulundum, buyurdu.
..yalnızlık ise kibirden daha tehlikeli bir felaketir.
Hz.Abbas'ın torunu ve Abdullah'ın oğlu Ali'nin hergün bin defa secde ettiği rivayet edilmektedir. Bundan dolayı kendisine 'çok secde edici' mânâsına gelen Seccâd denilmiştir. Ömer b. Abdülaziz'in topraktan başka bir zemin üzerinde secde etmediği rivayet edilmektedir. Yusuf b. Esbat gençlere şu şekilde hitap ederdi: 'Ey gençler! Hastalık gelmeden evvel sıhhatinizden istifade edin. Ben, secde ve rükûu tam mânâsıyla yapan kişiden başkasına gıpta etmem; zira benim de aynı şekilde hareket etmeme ihtiyarlık mâni olmaktadır. Said b. Cübeyr şöyle demiştir: 'Secdeden başka dünya hayatının, elimden kaçan hiçbir metaına üzülmüyorum. Ukbe b. Müslim : 'Kulun Allah tarafından en çok sevilen hasleti, O'na mülâki olmayı istemesidir. Allah'a en çok yaklaştığı an da secde halinde olduğu zamandır' buyurmuştur.
Kırkdördüncü Menâkıb: Bir gün sabâh nemâzı vaktinde, hazret-i Alî “kerremallahü vecheh” mescide giderken, yolda bir ihtiyâra rast geldi. İhtiyârın ak sakalına hurmet edip, önüne geçmeyip, âheste âheste ardınca giderdi. Mescid kapısına vardıkda ihtiyâr içeri girmeyip, gitdi. Hazret-i Alî “radıyallahü teâlâ anh” anladı ki hıristiyân imiş. Mescidde Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerini rükû’da buldu. Güneşin doğma zemânı yaklaşmış idi. Cemâ’ate uyup, nemâzı kıldılar. Nemâzdan sonra, Sahâbe-i kirâm “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în” hazretleri, Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerinden sordular ki: Yâ Resûlallah! Birinci rükû’da âdet-i şerîfinizden ziyâde durdunuz. O kadar ki, güneşin doğması yaklaşdı. Lutf edip, sebebini beyân ediniz. O Server-i Enbiyâ hazretleri buyurdular ki, (Âdet mikdârı rükû’ tesbîhini edâ etdikden sonra, Semi’allahülimen hamideh deyip, kıyâma kalkmak istediğimde, Cebrâîl aleyhisselâm sidret-ül müntehâdan sür’atle gelip, kanadı ile arkamı basıp, başı ile başımı tutup, kalkmama engel oldu. Bundan başka, hikmetinin ne olduğunu ben de bilmiyorum) buyurdular. Allahü Sübhânehü ve teâlâ azze şânühü hazretleri hazret-i Cebrâîle emr eyledi ki, var Habîbime, sebebini bildir. Eshâbına bu sırrı açıklasın. O sâat hazret-i Cebrâîl aleyhisselâm Habîbullahın huzûruna gelip, haber verdi ve dedi ki: yâ Resûlallah! Mubârek başınızı rükû’dan kaldırmak istediğiniz zemân, Allahü teâlâ bana emr etdi ki, var Habîbimin arkasını tut; rükû’dan kalkmasın ki, benim kulum Alî, yolda, bir ak sakallı ihtiyârın, sakalına hurmet edip, âheste yürümekle, cemâ’at sevâbından mahrûm kalıyor. Kalmasın, Habîbime erişsin. İftitâh tekbîrinin sevâbına nâil olsun. Ben de geldim, Sultânımı rükû’da tutdum ve Alî geldi. Hak Sübhânehü ve teâlâ hazretleri
Sayfa 350·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam