İbn-i Ömer'den (r.anhümâ) rivayet edildiğine göre; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın had cezalarından birini yerine getirmek Allah'ın beldelerinde kırk gece yağan yağmurdan daha hayırlıdır."
"Hiç düşündün mü bir insan bir yemekten neden nefret eder ya da çok sever?"
Aşçıbaşı karmakarışık olmuş kafasını iki yana sallamıştı.
"Çünkü o yemekle ilgili muhakkak bir hatırası vardır" demişti Usta, "O lezzeti her tattığında o hatırayla birlikte, hatıranın hissi de uyanır. Unutma: Lezzet ağızda başlar, ama zihinde biter. Senin kabiliyetin lezzetlerin uyandırdığı tüm gizli hislere hükmedecek kadar kuvvetli. İste evlat, sen asıl bunu öğreneceksin. Yoksa senin işin eti kararında, çorbayı kıvamında pişirmek değil. Sen hislere hükmetmeyi öğreneceksin!"
Şunu iyi bil ki, senin sevinmene, gülmene mani olan kederler, ızdıraplar, kâinatı yaratan, büyük bir san’at sahibinin emri ile, onun hikmetiyle gelmişlerdir.
İnsan-ı Kâmil, tasavvufî düşüncede varlığın ve bilginin merkezinde yer alan temel bir kavramdır. Abdülkerîm el-Cîlî'nin İbn Arabî ekolünü devam ettirerek sistematize ettiği bu öğreti, ilahî gayenin gerçekleştiği nihai makamdır⁴.
İnsan-ı Kâmil ile Kâmil İnsan Arasındaki Fark: Tasavvufta "İnsan-ı Kâmil" ile "Kâmil İnsan" arasında önemli bir ayrım yapılır. İnsan-ı Kâmil, bütün âlemlerin aldığı isimdir ve Hakîkat-i Muhammediyye'nin zuhurudur⁵·⁶. Bu makamda tek bir İnsan-ı Kâmil vardır ki o da Hazret-i Muhammed'dir (s.a.v.)⁷·⁸·⁹·¹⁰. O, Allah ism-i camiinin mutlak manada tek yüklenicisidir⁷.
Kâmil insan ise, İnsan-ı Kâmil'in belirli sahalarda onun gölgesi hükmünde olan, kemale ermiş bireylerdir¹¹. Yani, beşer olarak yaşamış ve kemalata ulaşmış kişiler "kâmil insan" olarak adlandırılırken, "İnsan-ı Kâmil" makamı sadece Hakîkat-i Muhammediyye'ye aittir⁸. Kâmil insan, aşağıdan yukarıya doğru kemalata ulaşmaya çalışırken, İnsan-ı Kâmil hakikati itibarıyla yukarıdan aşağıya doğru zuhur edendir⁹.
İnsan-ı Kâmil'in Fonksiyonu: İnsan-ı Kâmil, Allah ile âlem arasındaki berzahtır ve o olmasa âlem yok olur⁴. O, Zat yolunun anahtarıdır; "Bismillahirrahmanirrahim" ifadesi bir bakıma İnsan-ı Kâmil'i temsil eder, zira Allah Rahman ve Rahim ismiyle bütün esmâ-i ilahiyeyi İnsan-ı Kâmil'den açar¹². Âlem-i mânâda ricâlü'l-gayb gibi manevî hiyerarşiler de İnsan-ı Kâmil'in hakikati altında işler (Ricâlü'l-Gayb).
Makamı: İnsan-ı Kâmil'in makamı "Ahadiyyet" veya "Cem'ul Cem" olarak ifade edilir; bu, toplamların toplamı anlamına gelir³. Bu mertebe, Hazerât-ı Hamse'nin beşinci ve son mertebesinde ulaşılan nihai makamdır⁴.