"Müslümanlar bir bütündür, hepsi kardeştir. Kâbe hükmünde iman dururken çakıl taşı hükmündeki günahlara bakıp muhalefet etmek akıl kârı değildir. Her Müslüman bir buz hükmündeki benliğini kevser-i Kur'an içinde eritmelidir. Biz ancak nefsimize muhalefet ederiz, bir müslüman kardeşimiz şayet bize muhalefet edecek olursa, davamızı anlatır muhalefet etmeyiz. Esas gaye ihlas olduğundan, ihlas da herkese yeteceğinden bunda muhalefet olmaz. Şayet gaye maddi olsaydı, bir menfaate çeşitli eller uzanınca muhalefet olabilirdi. Demek müminler bir vücud gibidir ve bir şahs-ı mânevî teşkil etmişlerdir."
Sayfa 169·Kitabı okuyor
Din
Dinin Bütünlüğüne Müdahale!
Bugün bilhassa tarihselcilerin savundukları ve uyguladıkları metot, detaylara dair meselelere çözüm getirmek değil; dinin bütünlüğüne müdahalede bulunmaktır. Resullullah efendimizi ve edille-i şeriyyenin diğer iki esasını (icma ve kıyas) saf dışı bırakarak, Kur'an'ı bir felsefe kitabı haline getirmeye çalışmaktır. Sünnet, İcma ve Kıyas bir tarafa bırakıldığında, onun dediği gibi "adalet" denen şeyin içini istediğin gibi doldurmanın önünde hiçbir engel kalmaz...
Sayfa 268·Kitabı okuyor
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hadiselerin zahirî ciheti bizi meşgul etmemeli; biz vazifemizi yapar, Allah'ın işine karışmayız. Vazifemiz hizmettir, hizmetimizi yapar, ücretini beklemeyiz. Çünkü burası ücret yeri değildir. İlerdeki bin batman balı, burada bir parmak bala feda edemeyiz. Hayat fanidir, kısadır. Hem çok hadise gösteriyor ki, dünya bizi istemiyor, biz dahi onu istememeliyiz. Asıl gaye ihlâstır. Allah'ı bulan her şeyi bulmuştur. Allah'ı bulmayan her şeyi kaybetmiştir.
Sayfa 168·Kitabı okuyor
Din
YENİ DİN ÂLİM(!)LERİNİN CEHALETİ...
(...) Yeni din âlim(!)lerini görmemize yol açmış olan mevzudur. […] Yalnız itirazı baştan aşağıya okudum da, olmamış… Din âlimliğiyle kültür fukaralığı birlikte olunca, ortaya böyle istenmeyen sonuçlar çıkabiliyor… Maalesef zamanımızda çok arttı bu türden insanlar: En basit bir kültürel meseleden habersiz, ama baktın mı din âlimi… Bir gün inkılâb yaparsak, bunu tamamen yasaklayacağız. Din âlimi dediğin aydın olacak… Öyle sesini çirkinleştirerek, kasarak, boğuntulu konuşan vaizleri de inşaat işlerine süreceğiz; orada türkü söyleyip seslerini açarlarsa görevlerine dönebilirler… Din ve cahillik, din ve çirkinlik, bizim dünyamızda asla bir araya gelmeyecek iki zıt şey olacak… Şimdi bu arkadaş, mevzunun farkında mı, değil mi?.. Farkında olduğu hâlde mi bunu yapıyor, tam da emin olamadım. Baştan bakıyorsun, işte “görmekle olsaydı Ebu Cehil de sahabî olurdu” diyor… Anlıyorsun ki, Sahabînin ne olduğunu bilmiyor… Alt satırında -aslında- bildiğini gösteriyor: Sahabî dost demek, arkadaş demek falan diyor… E tamam diyorsun… Sonra yine dememiş gibi, bilmezmiş gibi, o adam öyle dedi, bu adam böyle dedi, devam ediyor… Bakın; sahabî, sohbet’ten gelir… O’nun sohbetinde bulunan… Sohbet, daima kelimeyle değil, bazen nazarla da olur… Buna nazaran; O’na imân ettiği hâlde, dünya gözüyle O’nu bir defa görmüş veya O’nun tarafından bir defa görülmüş herkes “sahabî” sayılmıştır… Şimdi burada Ebu Cehil‘in, Ebu Leheb‘in, falancanın, filâncanın yeri yok… O’na imân etme şartı var… **Bu imân, din nazarında o kadar büyüktür ki, sadece O’na imân etmiş, ama getirdiği din hakkında hiçbir şey bilmeyen bir kişi (ümmî) kurtulur da, imân ettikten sonra akıl ve fikir keşmekeşleri içinde O’nun öğrettiğinden ayrı bir yola giden kurtulamaz… Bakın, bunları bilmeden, din üzerinde
SAHÂBÎLERİN ROLÜ VE MÂNÂSI -“Peygamber Halkası” -II-, 13 Nisan 2013, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Sahabîler
Türkiye'den geldiğimizi söyleyince 'Siz Filistin'i kurtaracak çocukları doğuracak analarsınız' diyen aksakallı dede aslında tüm Müslümanlara sorumluluğunu hatırlatıyordu. Efendimizin "Mescid-i Aksa'ya gidin ve orada namaz kılın. Eğer oraya gidemez, içinde namaz kılamazsanız, kandillerinde yakılmak üzere oraya zeytinyağı gönderin." hadisinde ifade ettiğinden başka bir şey değildi aslında o duada kast edilen.
Sayfa 88
Goldizher
Goldziher, İslâm dini, Kur'an-ı Kerîm ve sevgili peygamberimiz konusunda ilmi yaklaşımını tamamıyla yitirmiş bir kimsedir. Eserlerinde devamlı olarak hadis-i şeriflere güvenilemeyeceği algısını vermektedir. Kur'an-ı kerimin ilahi vahiy olduğuna dair şüpheler or-taya koymaktadır. İslâm'ın kılıç zoruyla yayılan bir din olduğu, İslâmî hayatın pratiğinin realiteyle uyuşmadığı, bu yüzden de şeriatın dogmatikliğinin görmezden gelinmesi gerektiği fikrini ısrarla savunmuş biridir. İslamiyet'le ilgili hemen her görüşünde hatalar bulunacak bu kişilerden beslenmek ilahiyatçılarımızı iflah olmaz noktalara taşımıştır.
Sayfa 262·Kitabı okuyor
Alıntı