Dönülmez akşamın ufkundayız. Vakit çok geç;
Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç!
Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,
Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.
Geniş kanatları boşlukta simsiyâh açılan
Ve arkasında güneş doğmıyan büyük kapıdan
Geçince başlayacak bitmeyen sükûnlu gece.
Günde 2-3 saat televizyon izleyen bir insana Asosyal misin? Çık biraz dolaş vs. diye sorulmazken, günde 2-3 saat kitap okuyan insanlara bu tarzda sorular sorulduğu bir ülkede yaşıyoruz.
Rivâyete göre Hatem ül-Asam (r.a.)’a namazı nasıl kıldığı hakkında soru soruldu , oda şöyle cevap verdi ; “ Namaz vakti girince güzel bir şekilde abdest alır , namaz kılacağım yere varırım , âzâlarım yerine otursun diye önce bir müddet otururum . Sonra kalkar , kaşlarımın arasında Kâbe , ayaklarımın altında Sorar köprüsü , sağımda cennet , solumda cehennem , arkamda ölüm meleği olan Azrail varmış gibi farz ederek ve kılacağım son namazmış gibi kabul ederek korku ve ümit arası bir ruh hâli içinde usulüne uygun bir tekbir alarak namaza dururum . Düzenli bir şekilde “Fatiha” ve “Zammı sûre” okurum , tevazu içinde rukûa vararak huşû içinde sevdeye kapanırım . Sonra sol ayağımın dışını yere , sağ ayağımı baş parmak üzere dikerek bağdaş kurar.otururum , bu yaptıklarıma ihlas halini katarım . Sonunda kıldığım namaz acaba kabul oldu mu olmadı mı bilemem .”