Yalnızca geçmiş tam olarak gerçektir: Şimdi, artık var olmayanın değişmezliğine doğru sürüp giden acılı ve mücadeleli bir doğuştur sadece. Yalnızca ölüler tamamen mevcuttur. Yaşayanların hayatları kesik, kopuk, belirsiz ve değişime tabidir ama ölülerin hayatları tamama ermiştir, dünyanın her şeye gücü yeten tek tanrısı olan Zaman'ın salınımlarından etkilenmezler. Onların başarıları ve başarısızlıkları, umutları ve korkuları, sevinçleri ve acıları sonsuzluğa ermiştir artık, bizler çabalasak bile onlardan bir parça dahi eksiltemeyiz. Çoktan mezara girmiş kederler, ardında silik bir anıdan başka bir şey kalmamış trajediler, ölümün kutsayan dokunuşuyla ölümsüzleşmiş aşklar... Bunların hepsinde, bir güç, bir sihir, hiçbir şimdiki zamanın erişemeyeceği, bozulması imkânsız bir sükûnet vardır.
Başından beri “zafer”e inanmamıştım ve bir şeyi çok iyi biliyordum, zafer sonsuz kurbanlar verilerek kazanılsa bile bu, kişinin kurban edilmesini hakkı çıkaramazdı.
Dünyadaki bazı toplumlar diğerlerinden daha ileridir, daha rahat yaşarlar, insanlığın ortak kültürel mirasına diğerlerinden çok daha olumlu katkılarda bulunurlar. Bu toplumlarda hayat diğerlerinden daha "iyidir". Bu farkı tek bir nedene bağlayabilirim: Bazı toplumlar, hangi nedenle olursa olsun, diğerlerinden daha başarılı bir kültür geliştirdiler. Bu kültürel farklılık toplumların yaşam standartlarını net olarak belirlemekte ve kaderlerini belirlemektedir. Kültürlerini geliştirebilen toplumlar, yaşam biçimlerini ve seviyelerini de geliştirebilirler.