Bener den okuduğum ilk eser.
Kitap öykülerden oluşuyor. Dili kolay anlaşılır olmakla birlikte farklı tekniklerin kullanıldığı anlatım ve kendine has öyküleme tarzı herkese hitap etmeyebilir.
Daha çok diyaloglarla ilerleyen öykülerde aylak adamlar, batakhaneler, toplumun sisli ve puslu kesimi antikahramanlarla anlatılıyor. Bu antikahramanlar büyük çoğunlukla erkeklerden oluşuyor. Yanlızlaşma ve soyutlaşmanın çok fazla hissedildiği bir eser.
Bulutlu bir havada yazılmış hissi veren öyküler depresif bir hissiyat veriyor.
Anlatımdaki samimilik, günlük konuşma tarzı ve hayatın içinden kesitler bu kısa öykülerde hissiyatın okuyana geçmesini sağlıyor.
DostVüs'at O. Bener · Everest Yayınları · 2024747 okunma
İnsan ölmekten değil, ölümden korkarmış. Daha doğrusu unutulmaktan. Yok olup gitmek kötü şey. Bu kasabada unutmaya da unutulmaya da alıştım;artık umursamıyorum.
#okudumbitti
Nobel ödüllü yazar Olga TOKARCZUK tan okuduğum ilk eser.
Yazarın dili açık ve anlaşılır. Anlatımı masalsı. Fantastik öğeler içerdiği için aynı zamanda büyülü gerçekçilik türünde yazılmış bir eser. Yazarın kalemine Márquez in kokusu sinmiş gibi, kalabalık ve nesilden nesile karakterler olduğu için dikkatli okumakta fayda var.
Bölüm bölüm ilerleyen kitapta karakterlerin kendine ait zamanlarını efsunlu bir anlatımla etkileyici bir şekilde anlatmış yazar. Sadece karakterlerin değil aynı zamanda nesnelerin, bitkilerin de zamanından bahsetmiş.
Bu kitabı okurken mükemmel bir büyülü gerçekçilik kitabı okumanın yanı sıra felsefi bir kitap okuyormuşçasına düşüncelere daldım. Birbirinden farklı karakterlerle çeşitli yaşam tarzlarının resmedildiği bir eser, hiç bir karakter bir diğerine benzemiyor. Yazar eserin içerisine dünya savaşlarını da nakşetmiş. Dünya savaşlarından en büyük yarayı yazarın ülkesi polonyanın aldığını düşünürsek bundan daha doğal ne olabilir ki.
İnanç ve tanrı üzerine farklı bir bakış açısını belirli bir karakter üzerinden bizlere sunan yazar aynı zamanda dünyanın daha doğrusu 8 farklı dünyanın yaratılışını tanrıyı da belli bir zaman dilimine hapsederek anlatıyor.
Bu eserde tanrı dahil hiçbir canlı zamandan kaçamıyor.
İnsanı kendi ömrüyle alakalı derin düşüncelere sevk ediyor.
Kitabı okurken sanki güneş hiç doğmadı, her zaman karanlık ve ay ışığı ile aydınlanan bir atmosferde aktı zaman. Günler öyle hızlı geçtiki güneşi yakalayamadım.
Eserin ilk yarısında tam bir bağ kuramadığım karakterler kitabın sonlarına doğru içselleştirdiğim bireylere dönüştü, böylece kitabın bende oluşturduğu etki arttı.
Kitabı bitirdiğimde edebiyatın zevkine varmış oldum.
Tavsiye ederim.