Sevilen, siyahi bir aileyi merkez alarak ırkçılık, kadın ve anne olmak gibi gölgesi kendinden ağır meseleleri işleyen, Morrison’a Pulitzer ödülünü kazandıran kitap.
Bazı yazarlar var, zaaflıyız. Torpille kalbimizde memuriyet veriyoruz kendilerine. Bir kitabını sevemeyince laf edesiniz gelmiyor. Toni Morrison’a sevgiler şelale, saygılar Maveraünnehir. İşin aslı, bu da zaten kötü bir kitap diyemem haşa. Ama ben anlaşamadım diyebilirim. Nedenine gelirsem..
Anneannem -rahmetli, kızııım diye seslenirdi. 7 kızı vardı kendisinin. Virgül boşluğu kadar süre sonra bir isim belirtti belirtti. Yoksa seyreyle hengameyi: hangimize diyordun anne? Hangi kızın?..
Bu kitapta karakterler arasındaki geçişleri düşünürken aklıma gelen şey bu. Bir hengame. Eni sonu 124 numaralı evde geçiyor hikaye. Bu kadar karmaşık olan ne olabilir diye soran olabilir. Hayaletler, eskiden orada olanlar, çekip gitmişler, çekip gelenler..Hepsi Morrison’un zihnindeki çağlayanın içinde batıp çıkıyor. Elinizi uzatıp tutayım, yukarı çekeyim diyorsunuz, Sethe’ye uzattığınız el Denver’i tutmuş çekiyor. Hasılı, yazarın kızım diye seslendiği kişiyi çözememek çok yorucuydu.
Bir de zaman kavramı tabi. Zaman da tıpkı yukarıdaki çağlayan gibi. Bellek hatırlamak, saklamak gibi tüm görevleri aynı anda üstleniyor romanda. Zamanda gitgellerle aktarılan hikayeler birbirinin ardı sıra yürümüyor. Öne geçmek için birbirine çelme takıp duruyorlar. Zaman ve kişiler arasındaki geçişleri öyle ehvan çizmiş ki Morrison, yakalayamadım.
Bu kitabı okuyup, çok akıcıydı yorumu yapan kesin vardır:) Ben de isterdim Tekirdağ Goldmisali yağ gibi aksın..Akmadı. Mevsim yaz, aylardan Ağustos. Şöyle tatlı bir rüzgar yakalayayım, efil efil essin istedim. Esmedi. Biraz neşe olsun, o yoksa küçük kardeşi geldin istedim. Gelmedi. Bir kitap hem
2004 Haldun Taner Öykü Ödülü’nü alan kitap ....
Siz de okurken gezdiğiniz mahallelerde komşularınızı, aşklarınızı belli de kendinizi bulacaksınız. Duru akıcı bir dil ile yazılmış.
İşte huzurlarınızda okunmaya değer bir hayat öyküsü. Fugui nereden bakarsanız bakın kötü bir adam ama yine de iddia ediyorum başına gelenlere "oh olsun" diyemeceksiniz. Dram ki ne dram. İronik olansa kitabın adı. "Buna yaşamak denir mi?" diye düşündürüyor. Ya da belki asıl 'yaşamak' denen şey tam da budur: Ölmek için sayısız sebep varken hayatta kalmayı tercih etmek.