Adı:
Keder Atlısı
Baskı tarihi:
Temmuz 2004
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750704260
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Keder Atlısı, yazarın dördüncü öykü kitabı. Dil işçiliğini ön planda tutan Duman, bu kitabındaki öykülerinde de yeni anlatım yollarını deniyor. Yer yer halk türkülerinden aldığı dizelere, sözcüklere yer veriyor. Keder Atlısı, hem yalın bir anlatımın hem de şiirsel bir dille kurulmuş katmanlı öykülerin bir arada bulunduğu bir kitap. Faruk Duman bu öykülerinde insanımızın bugün yaşadığı umarsızlığı,geçmişin izlerinin silinmesiyle yaşanan düş kırıklıklarını anlatırken masalsı, büyülü bir dünya ile yaşamın gerçeğini şaşırtıcı bir biçimde harmanlıyor.
Erzurum yöresine has, şiveli, boğuk bir anons duyuyorum: "170 No'lu Eğitim Kursu'na katılan kursiyerlerin, yolluk ücretlerini alabilmeleri için gerekli imzayı atmaları önemle rica olunur."

Sabahtan beri onlarca imza attım, anonsta belirtilen imzayı da atmışımdır herhalde. Hem yıllar sonra ilk çalıştığım şehire geldim diye bir de para mı alacağım üste, eski bir tanıdığa uğramış gibiyim.

Karşı masamda hummalı bir çalışma var. Yazdıkları programlama kitabı hakkında istişare içindeler. Öğretmenlerden aldıkları görüşleri değerlendiriyorlar. Burada olmamın amacı da bu zaten; yeni müfredat hakkında fikir beyanında bulunmak. Ama ben hiç bir öneride bulunmuyorum. Eğitim sistemi hakkındaki görüşlerimi söylesem gönderirler beni buradan, biliyorum. En arkadaki koltuğa oturdum, Duman okuyorum, öyle güzel cümleler var ki... Cümlelerden birini Metin hocama gönderiyorum. Hocam diyorum, bak Duman ne yazmış, ne diyorsun bu işe? Moskova'daki karın yağışını hayretle izleyen Metin hoca ağız dolusu küfür savuruyordur eminim. "Mayısı ortaladık nerdeyse aga, bu neyin karıdır böyle. Yağdıracağım şimdi karı, bilmem nerelerine..." Zihnimde, onun küfürü savururkenki surat ifadesi... Gülümsüyorum.

Bir şeyler yazmak istediğim için bıraktım az önce Duman'ı ama aklım hep onda. "Kavun kalmıştı biraz, onu doğruyor. Rakıyı çoktan açtı zaten, buzu içine çoktan attı. Meze hazırlarken kokmalı o." diye yazmış. Laf aramızda şöyle ağız tadıyla rakı içmeyeli çok uzun zaman oldu. Neyse ki seneye Muzaffer hocam Ordu'ya taşınacakmış, her ay yanındayım.

Ege'den gelmiş taze ahtapot ve kalamarları ayıklarken, bir yandan da yeşillikler yıkanırken doldururduk ilk dublelerimizi. Huyu batsın, ilki fondip der dururdu Devrim. Ulan rakı bu çarpar adamı, yudum yudum içmeli derdim ama yine de fondip yapardım ilkini. Rakıyı yudumladıktan sonra hemen ardına bir şey atmam ağzıma, acılı şalgamı bile... Rakının genzimde bıraktığı tadı duyumsarım, boğazımdan geçerken bıraktığı acılığı ve anason kokusunu yayarım bütün zihnime. Rakı mideye indiğine göre şalgamdan yudumlarım az, varsa da bir parça meze. Aslında mezeyi çok aramam, mevsimiyse kavun, ezine peynir, biraz da salata yeter ama gavurdağı salatası olacak, cevizli, nar ekşili ve kuru soğanlı.

Etrafıma bakınıyorum sonra... Cümlelerimi yutuyorum. Rakının zamanı var daha... Duman'a dönüyorum.

İyi ki dönmüşüm. "Dere" adlı hikayesi mest ediyor beni, karşımda şimdiye kadarkilerden çok farklı bir Duman var ama çok yakıştırdım bu üslubu ona. Duman'a özgü "orman" metaforu göz kırpıyor hikayelerde yavaştan.
Karşı masadaki gruptan, herkesin hocam dediği biri; "En problemli öğretmenler Bilgisayar Öğretmenleri valla" diyor. Yanındaki kaş göz ederek beni gösteriyor, masaya dağ başlarına aniden inen sisler gibi bir sessizlik çöküyor. Sizin sıkıntılarınız ile benimkiler çok farklı diyen tavrımı ve ilgisizliğimi görüp rahatlıyorlar.

Kitap bitti. Sonlara doğru, Duman'ın bilindik cümleleriyle karşılaştım. Kendini bulmuş hikayeler artık... Karşı masadan, sabah masama oturan öğretmen sesleniyor, Hakan hocam gel etkinlik yapalım diyor, elinde ıstaka. Bilmiyorum oynamasını, size iyi eğlenceler, diyerek çok kısa kesiyorum muhabbeti. Ayıp mı ettim adama acaba.

Biraz önce elinde tesbih, bıyıklı bir öğretmen daha geldi, ağzı kımıldıyor ama duymuyorum onu. Arkada Bon Jovi çalıyor ne güzel oldu buralar...
Yeni yazarlara ve kitaplara açık biri olarak şunu söyleyebilirim ki Faruk Duman bambaşka bir tecrübe, bambaşka bir yazar; Keder Atlısı da bambaşka bir kitap. Sadece bir kitabını daha yeni bitirmişken alıştığınız öykü tarzını bir anda yıkabilecek bir yazar olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Kitabında yer alan her hikâyede farklı biçimsel özelliklere yer veren yazar okuyucusunu sık rastlanmayacak bir anlatımın içine sürüklüyor. Kendi deyimiyle ‘Türkçemizin şırıltısı’nı yaptığı tasvirlerle, kurduğu cümlelerle gösteriyor bizlere. En beğendiğim kısımlardan birini örnek olarak göstermek istiyorum: “Kasabanın girişinde, otobüsün artık yorulduğunu anladın. Tuhaf bir duyguya kapıldın sonra: Belki bir hülya yaşadın, terlemiş, diye geçirdin içinden, yordum onu çok: Otobüs, atındı senin, köpükler içinde. Yorgundun, kasabaya girdiğinde anlamıştın iyice, sonra atından inip derin bir nefes almıştın. Asan elindeydi, kasaba taş kokuyordu…” Bunun gibi buraya yazabileceğim çok örnek var. Bu tip tasvirlerin arasında bazen anlam veremediğiniz ya da anlam vermek için çok çabalayacağınız cümleler var. Yine örnek olarak şu cümleleri gösterebilirim: “Esmeyi bilen rüzgâr. Uzun, karlı gecelerde, uzakta kurtların uluduğu, kıvılcımların çakıp söndüğü. Bunun da ağır bir sessizlik olup dağıldığı evlerde”. İki örnek yazarın tarzını tam anlatamayacağı gibi ben de henüz yeni okumaya başladığım için tamamıyla anlatamam. Yazarın doğup büyüdüğü mahallelerin izlerini taşıyan, farklı anlatım biçimleriyle ve yakından şahit olduğunuz olaylara ya da durumlara kısa ama etkili bakışlar atan Keder Atlısı, açık olmak gerekirse herkesin okuduktan sonra beğenebileceği bir kitap değil bana göre. Hafifçe bir Hasan Ali Toptaş havası sezdim bazı hikâyelerinde. Onun için Toptaş okuyanlar ve beğenenler için Keder Atlısı’nı da önerebilirim. Yazarın diğer kitaplarını okumak için Keder Atlısı yeterli oldu, Seslerde Başka Sesler ile Faruk Duman okumaya devam edeceğim. Hepinize keyifli okumalar.
Faruk Duman'ın "Baykuş Virane Sever" adlı son hikâye kitabını okuduktan sonra neredeyse bütün eserlerini aldım. Romanlarından başlayayım dedim, ama sonra hikâyelerine döndüm. "Keder Atlısı" çok beğenilmiş, hatta ödül almış bir eser olarak başlamak için iyiydi. Okuyabildiğim hikâyelerinde yazarın son eserine kıyasla dilinin daha sade olduğunu düşündüm, bunu son eserinde cümleleri yarıda keserek kurduğu üslûbunu düşünerek söylüyorum. Keder Atlısı'nda da aynen Baykuş Virane Sever'de olduğu gibi hikâyelerin birbirinin devamı olup olmadığı tam anlaşılmıyor. Daha doğrusu bunu benim takip edemediğimi söylemem gerek. Okuduğum şeyin bana lezzet verdiğini, okumaktan keyif aldığımı, bunun bana estetik geldiğini görüyor, anlıyor; ama imgeleri takip edip yazarın gerçekte ne'den bahsettiğini, kurduğu dünyada neyin ne olduğunu anlayamıyorum; yalnızca ormanın, ağaçların, hayvanların ve iç seslerin iç içe girdiği, birbirini örttüğü bir dünya burası; isimler, varlıklar bazen kendileriler, bazense kendileri olmayan ve bence yazarın bildiği şeylere işaret ediyorlar. Muhakkak ki Faruk Duman'ın eserleri birden fazla okunmayı hak ediyor. Acaba yazarlar böylesine sislerin arasına karışmış, imgelerin büyüyüp büyüyüp herşeyi kapladığı eserlerinde bizlerden bu imgeleri açıklığa kavuşturmamızı mı istiyor, yoksa anlayamasak bile bu akışın keyfini alıp olabildiğince dahil olabilmemizi mi? Yoksa kendimizce anlamlar, dünyalar mı yaratabilelim istiyorlar?

Faruk Duman'ın hikâyeleri bana bunları düşündürdü işte. Diğer kitaplarını, yavaş yavaş, belki daha dikkatle, zaman içerisinde okumayı düşünüyorum.
Bu kitabında yeni anlatım yollarını deneyen yazar başarılı olmuş mudur gerçekten bilmiyorum. Otorite sıradan okuyucu ise başarılı olmamıştır diyebilirim. Lakin benim anlamadığım, kapasitemin yetmediği bir durum mevcutsa söyleyecek söz yok... Ben bir iki öykü dışında beğenmedim. Sıkıldım en azından....
...insan, diye geçirdim içimden, oturup kendini seyredebilse. Geçmişin evlerinden birinde, bir buğulu pencerede. Kendi halini görse.
Faruk Duman
Sayfa 16 - Can Yayınları
Yolunun üzerinde upuzun tarlalar vardı. Sorular sordun,insan nicin bir pencereden dışarıya bakar,dedin. Çünkü kendi ışıltısını görür orada.Yüzde boy atmis tarlaları. Otobüs,bozkirda yol alıyordu.Tarlalarin icinde cocuklar vardı. Bisikletli çocuklar;başakların arasinda ilerliyorlardı. Yüzünün uzerindeydiler.Geride kaldıkları zaman,yüzün çocuksuz kalmıştı.
"Bu sana gerçekdışı geldi; unuttuğun şeylerin öldüğünü sanıyordun. Oysa insan uzun ömürlüdür."
"Kış mevsimi öyle bir görkemle gelirdi ki zamanın
durduğu bu evlere. O vakit ışık çubukları da başını alıp giderdi. Bu mevsimde dünyayı kardı çünkü, aydınlatan. Kar kendi aydınlığını getirirdi, evlerin çoğu da o vakit bir ateş topuna dönerdi. Sonra mart ayları gelirdi. Eskilerin, aylar, dediği korkunç mart. Böylece zaman gerçekten
durmuş olurdu da tozun yerini iri, soğuk kar taneleri alırdı. Bu taneler de sanki yağmak için değil, dünyaya kazık çakmak için inerdi. O vakit kar altında kalırdı her şey. Evler, ağaçlar, ağaçların buzdan kuşlara benzeyen yaprakların bir de. Öyle ki, rüzgar esmezdi de bu gariban
kuşlardı, acıyla inleyen. Ömrü uzatırdı soğuk, eve kapanıp sevişmeye zorlardı insanı. Bunda pencereler birer ateş gözüne dönüşürdu, ben de bu turuncu gözlere gizlice sokulurdum. Şefkatle uzanan dil uçları görürdüm tabii, esmer delikanlılar başıboş dolanırlardı, kadınlarsa unutmuş olurlardı uzun, korkunç mart aylarını. Gece, ayak izlerini çoğaltırdı."
"...Kimi geceleri, gözlerini yumarak geçirdin. Acıyla kıvrandığın gecelerdi bunlar. Acı, dışarıdaki bir şeydi, uyuduğunu anladığında,
kapanıp üzerine, seni serin bir yorgan gibi sarıyordu. Sen de yatağına uzanıp gözlerini kapatıyor ve onunla yüzleşmeye çalışıyordun."
"Ayna
Duvara baktığı zaman anlıyor ki, insan bir duvara
bakmayagörsün. Ecelsiz bir ayna beliriyor orada. Devasa, kırılgan bir ayna. Sonra geçip orada, sanki gerçek orada, aynanın içinde yeniden oluşuyor da. Dışarıdakine, sahte kendi suretine bakıyor. Sonra da bunun acısıyla, parça parça dağılıyor her yana."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Keder Atlısı
Baskı tarihi:
Temmuz 2004
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750704260
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Keder Atlısı, yazarın dördüncü öykü kitabı. Dil işçiliğini ön planda tutan Duman, bu kitabındaki öykülerinde de yeni anlatım yollarını deniyor. Yer yer halk türkülerinden aldığı dizelere, sözcüklere yer veriyor. Keder Atlısı, hem yalın bir anlatımın hem de şiirsel bir dille kurulmuş katmanlı öykülerin bir arada bulunduğu bir kitap. Faruk Duman bu öykülerinde insanımızın bugün yaşadığı umarsızlığı,geçmişin izlerinin silinmesiyle yaşanan düş kırıklıklarını anlatırken masalsı, büyülü bir dünya ile yaşamın gerçeğini şaşırtıcı bir biçimde harmanlıyor.

Kitabı okuyanlar 13 okur

  • Pelin
  • Eda Gülberk
  • Zafer
  • Aysss
  • Kitap gurusu
  • Cüneyt Karaağaç
  • Erhan K.
  • Hakan S.
  • Duygu
  • Murat Sezgin

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25 (1)
9
%25 (1)
8
%0
7
%25 (1)
6
%0
5
%0
4
%25 (1)
3
%0
2
%0
1
%0