Baykuş Virane Sever

8,3/10  (3 Oy) · 
8 okunma  · 
1 beğeni  · 
530 gösterim
Ocak birden köpürmeye başlamış, oturup Vahşetin Çağrısı'nı okuduğum ağır kadife koltuk kıvılcım içinde kalmıştı. Etrafa yayılan küle aldırmamış, kitabı küçük çalışma masamın üstüne bırakarak kalkıp perdeyi aralamıştım. Kasaba kar altındaydı. Öyleydi ki, halk böyle gecelerde yağ lambalarını yakmanın uğursuzluk getireceğine inanırdı geceyi yalnızca kar aydınlatıyordu. Sanırsın ay yere inmiş. Fakat çok sürmedi; önce durup durup tozan hava birden işi inada bindirdi ve sürekli, korkunç bir rüzgâr başladı. Çam ağaçlarının dallarında birikmiş karlar topak topak savruluyordu.

Yine bu karanlık ve insana benzerlikleriyle bizi ürküten ağaçların iğneleriydi. Bu iğneler sanırsın bir kar ordusu. Durup durup yaylar gerilerek. Böylece fırtına dinlemez bu yaman oklar sayesinde. Ne ki böyle bir düşmanı ele geçirmek nasıl mümkün olsun. Fırtınayı bir süre izledikten sonra, çıkıp atımın yanına gitmem gerektiğini düşündüm.

"Kendine özgü yazınsal bir dünya kurar Faruk Duman; herkesten çok başka ama bir o kadar da yakın. Önce neyi anlatacağına değil nasıl anlatacağına karar verir. Anlatı dünyasına belli bir biçim içinde gerçeklik kazandırma çabası, sonunda onun, kuşağının en özgün yazarlarından biri olmasını sağlar. Bu özgünlüğü yakalayan, onun yalın ve zengin dünyasında bulur kendini..."
-Semih Gümüş-
  • Baskı Tarihi:
    Şubat 2013
  • Sayfa Sayısı:
    112
  • ISBN:
    9789750716041
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:

Okuduğum ikinci kitabıyla birlikte yazarla biraz daha tanıştım, kaynaştım sanki. Çok zor olmadı bu kaynaşma. Benim gibi doğa, ağaç, çiçek, böcek, kuş âşığı biri için; hikâyelerinde okurlarını ormana, dağa, doğaya yolculuğa çıkaran bir yazar vardı çünkü karşımda.

Sanki rüyadaydım öykülerin birçoğunda. O; rüyaların her şeyi mümkün kılan sınırsızlığı vardı. Bu kitapla ilgili istesem de içeriğe dair bilgi (spoiler) veremem. Hani bir rüya görürsünüz; dağlar, ormanlar, denizlerde maceradan maceraya koşarsınız. Sorsalar, “Ne gördün rüyanda?’’ diye, söyleyecek bir şey bulamazsınız. Duman’ın öyküleri de öyle biraz.

Bir araya gelmiş öykülerle ortak bir geçmişe, hatıralarla, düşlerle bir yolculuk sanki. Bu yolculukta yazar, kendi hayallerinin içinde sizin de hayal kurarak yol almanızı istiyor. Oyunlara başvuruyor. Okuyanın hayallerine bırakıyor öykülerinin sınırını. Kendinizi kaptırmış giderken birden. Evet, aynen böyle yapıyor.:) Şaşkınlıkla ne olduğunu anlamaya çalışıp baştan okuyorsunuz cümleyi, paragrafı; ne demek istemiş yazar, diye. Sonra alışıyorsunuz buna da, artık hiç duraklamıyorsunuz, yazarın sizi getirip bıraktığı o yerde. Gülümsüyorsunuz artık yarım bırakılmış o cümlelerde.

“Canlılar kaça ayrılır?’’ diye sorsalar; çoğumuz “bitkiler, hayvanlar, insanlar’’ deriz. Hah işte o, öyle değilmiş. Bu kitapla birlikte kışın, soğuğun, karın, havanın, taşın, kuru ağaç dalının, sandığın en çok da sobanın bir canlı olduğunu düşünmeye başlıyorsunuz.

Farklı bir üslûpla yazılmış olmasını çok sevdim kitabın; diğer kitapları da böyle midir çok merak ediyorum ve sabırsızlanıyorum okumak için. Saramago, Oğuz Atay gibi imlâda oyunlara başvurmasıyla kendine has bir yazar kimliği oluşturmuş Duman. Sanki okuyucuyla oyun oynamış, eğlenmiş, eğlendirmiş. Vermek istediği duyguyu, hikâyeyi asla direkt ve net bir şekilde anlatmamış; ki ben bunu çok severim. Böylece kitabı yeniden ve farklı hislerle okunmasını mümkün kılmış.