Benim tüm çabam kimseye muhtaç olmadan yaşamaktır. İnsanlar hiç bir şeyimi almazlarsa bana çok şey vermiş olurlar ,hiçbir kötülük etmezlerse ,yeterince iyilik yapmış sayılırlar...
Altı milyarlık bir seks ve şiddet bahçesi. Altı milyarlık bir gaz odası... Gerçekçi olalım! İyi bir gösteriyiz bizi seyredene. Onun için ölüp ölüp doğuyoruz. Gösteri devam etsin diye!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Seks ve şiddet! İnsanoğlunun hem en derininde, hem de en yüzeyinde yatan iki içgüdü... Ve yürüttüğüm mantık yoluna devam ediyordu. Zevkliydi seyretmesi ikisini de. Bugüne kadar milyarlarca dolar dökülmüştü ikisine de. Milyarlarca dolar çıkmıştı ceplerden, birkaç saniyesine tanık olabilmek için. Dergiler, kitaplar, filmler... Ve yaratıcı da zevk alıyordu bunları seyretmekten. Bir anahtar deliğinden seyreder gibi zevk alıyordu insanların birbirini düzüp öldürmelerinden. Röntgencilikti yaratıcıyı hayatı icat etmesine iten. Seyrediyordu yaptıklarımızı. Bunları anlamak için biraz televizyon seyretmek yeter... Biz insanlar, canımız acıdığı için medenîleşmiştik. İkisini de yaparken utandığımız için icat etmiştik yasaları, evlilikleri. Aslında yaratıcının hayalinde yoktu medenî bir dünya. Biz istemiştik suların durulmasını. Kanın durmasını. Başımız ağrımaya başladığı için kadınların orgazm çığlıklarını duymaktan, yavaşlatmak için tecavüzleri, inşa etmiştik hapishaneleri. Biraz televizyon seyretmek yeter. Birkaç saat. Fazla değil!.. Zor değil, insanın dünyanın sonu olduğunu anlamak!
Hayatın kendisinden sarhoş olmaya başladığım bu gece, neredeyse Melis’le hiçbir önlem almadan sevişiyordum. Son anda aklıma geldi, bedenimin ölümcül olduğu. Diretti. Ama dinlemedim. İstemem, ölümünün benden gelmesini! Ve istemem, bir mayına “Sevgilim” dediğini öğrenmesini. Aslında, ben bastım o mayına. Patladı çoktan içim. Ama ölmedim. Çünkü biz, zihinleriyle misket oynayanlar, beyinlerini uçurtma niyetine uçuranlar, toprağın yiyemediği plastikler gibiyiz. Herkes ölür, biz kalırız. Ne ölü, ne diri. Mutluluğu tanıyamayız. Görsek bile tanımayız... Doğuştan efkârlı adamlar!
Şu aralar aklıma hep Sâdi-i Şirazî geliyor.Adam ömrünün büyük bölümünü yollarda geçirmiş ve olgunluk çağında yurduna döndüğünde imparator ondan yaşadıklarını yazarak kendisini aydınlatmasını istemiş. Sâdi-i Şirazî hünkâra yazdığı eserin bir yerinde şöyle der:"Yiğitlik üzerine ant olsun ki, baştan başa cihanın hükümranlığı, bu topraklara tek
damla kan dökmeye değmez." Müthiş!
Farsça'da "hun" kelimesi bildiğimiz "kan" demektir;"kâr" ise "iş" anlamına gelir. Hünkâr, işi kan olan adam demek.Adamın işi kan döküp toprak fethetmek ve sen ona böyle bir öğüt veriyorsun. Bir broker'a "Spekülasyon yapma" demekten farkı yok bunun? Ne cesaret ama!
"Kral çıplak" demeden önce"Kralım çıplaksınız" demeyi göze almalı öbürü, bildiğin dedikodu. Bu dediğimse akılsızlık tabii ki ama olsun uçalım güzelleşelim