°Yağmur M° profil resmi
Her yerden çok uzakta ...
226 okur puanı
04 Eki 2017 tarihinde katıldı.
  • °Yağmur M° paylaştı.
    632 syf.
    ·9 günde·Beğendi
    Sağlık uyarısı!! Uzun bir yazı, ben uyarımı yapayım da sonra “gözüm senin yüzünden bozuldu” deyip tedavi masraflarını ödetmeye kalkarsanız karışmam! Hiç okumamak seçeneğine de sahipsiniz, sağlık söz konusu, doktor tavsiyesi ile okumayacak olanlara hak veririm. Herkes kendince ölçsün: Kitabı yeniden yazmaya niyetlenip yarı yolda vazgeçmişim gibimsi bir uzunluğu var:)))

    İncelemenin içerisinde mini minnacık sinek ısırığı kadar hissedeceğiniz spoiler olabilir. Tamamen algıya bağlı.
    "spoiler bunun neresinde" diyenlere cevabım: adı üstünde sinek ısırığı;
    "çaktırmadan spoiler vermeye çalışmışsın ama kahretsin ki çok zekiyim benden kaçmaz diyenlere cevabım ise "çok duyarlı arı gibi çalışan reseptörleriniz var herhal" olacak.
    Zeytinyağı Mode: on

    Oblomov ile ilk karşılaşmam Tutunamayanlar’da gerçekleşmişti, okuması anca şimdi nasip oldu. Kitabı okumadan önce konusuna baktığımda çok beğeneceğimi ve karakterle özdeşleşeceğimi öngörmüştüm ki haklı çıktım. Tutunamayanlar’dan sonra ilk defa bilekağrıtangillerden bir kitabı yolda giderken okurum amacıyla yanımda taşıdım daha ne olsun! Tuğlalarda inecek vaar.. Haa Oblomov’u ‘tuğla’ kategorisine koymayıp burun kıvıranlar olabilir, onlara tavsiyem bir zahmet en civcivli saatlerde ayakta(!) sıkış tıkış metroda giderken okusunlar, ondan sonra gelip beni bulsunlar!!
    Siz sanırsınız ki Oblomov tembeldir, bir işe yaramaz. Yattığı yerden düşünmekten başka hiçbir şey yapmaz, boş boş oturur! Kesinlikle hayır! Hiç kılını kıpırdatmadan Zamanında pirimiz Oblomov’u savunmak uğruna Oblomovculuğa ters düşerek ne kazanlar kaynadı ve kaldırıldı burada, şu iletilerden bilen bilir:
    Ebru Ince ye selam #36376788
    Tuco Herrera ya selam #36517115
    Etiketlemenin Dayanılmaz Kolaylığı:)))
    Oblomov kafadan bir numaram, onun yeri ayrı… Ama o Zahar yok muuu oda müstesna bir kişilik olarak kalbimde yer etti. Tıpkı efendisi gibi tembel, iş yapmayı sevmez, eski çağda takılı kalmış, başkasının doğrularını kabul etmez, kendisinin yanlış yaptığını hele asla kabul etmez! İkilinin karşılıklı diyalogları tam komedi, mükemmel uyum diye ben buna derim!
    Oblomov Zahar ilişkisine dair şu alıntı ilişkilerinin özeti, net!:

    "Bu böyle iken görünüşte Oblomov’la Zahar’ın arası her zaman açıktı. Bir arada yaşadıkları için birbirlerinden bezmişlerdi. Her gün yan yana, baş başa oturmak kolay iş değildir. Birbirinin iyi yanlarından zevk alıp kötü yanlarına kızmamak için büyük bir yaşama deneyi, akıl olgunluğu insan sevgisi gereklidir." (sf86)

    Oblomov öyle büyük ehemmiyetli bir şahsiyettir ki Lenin bile diline dolamıştır kendisini.
    "Rusya üç devrim geçirdi, ama gene de Oblomov’la; kaldı; çünkü Oblomov’lar yalnız derebeyler, köylüler, aydınlar arasında değil, işçiler, komünistler arasında da vardır. Toplantılarda, komisyonlarda nasıl çalıştığımıza bakarsanız, eski Oblomov’un içimizde olduğunu görürsünüz. Onu adam etmek için daha çok zaman yıkamak, temizlemek, sarsmak, dövmek gerekecektir.”

    Ahahhhhahah. Şiddetle ne işiniz var sizin bay Lenin? Hiçbir devrim, Oblomovculuğa üstün gelemez. Yaşasın Oblomovculuk kahrolsun bütün izmler!!
    Oblomov un iş yapma konusundaki isteksizliği o kadar ruhuna işlemişki hayalinde bile karısıyla gezintiye çıktığında kayığa biniyorlar ve küreği karısı çekiyor. Akşamları ona kitap okuyor karısı, Oblomov dinliyor:))) Yani burada ben bile dedim ki ‘Allah bu Oblomov’un karısı olacak kişiye peygamber sabrı versin!”

    Bu kitaptan benim anladığım bir şey daha var ki; aile her şeydir. İnsanın kişiliğini oluşturmada kişi ne kadar bağımsız ruhlu olursa olsun farketmez, ailesinin yaşam biçimi ve çocuğu yetiştirme anlayışı en önemlisidir. Oblomov küçük bir İlyuşka iken Oblomovka da (şimdiki zamanda karşılığı SlowCity) ailesinin rahat, tembel, yavaş yaşantısı içindedir. ‘Aman hasta olmasın, kışın soğuk kapmasın, yazın başına güneş geçmesin’ diyerekten üzerine her daim titrenir, evde 65 büyüğü vardır kucaktan kucağa gezdirilerek şımartılır, her işinin yapılması için ayrı bir uşak vardır, acil olmayan her şey ertelenir.
    "Çocuğun düşüncesi garip hayaletlerle doluydu. Korku ve hüzün, ruhuna yıllarca, hatta belki de ömrü boyunca hâkim oldu. Çevresine hep küskün küskün bakar, hayattaki her şeyi sıkıntılı, eziyetli görürdü. Aklı fikri hep o Militrisa Kirbityevna’nın yaşadığı, bedava yiyip içmenin, giyinip kuşanmanın mümkün olduğu tehlikesiz, dertsiz, kaygısız masal ülkesindeydi.

    Oblomovka’da masallar yalnız çocuklar için değildi; büyükler de ömürleri boyunca onların etkisi altındaydılar." .(sf.142)
    Sonra Oblomov tembel, Oblomov şöyle, Oblomov böyle vit vit vit! Böyle bir ailenin içinde yaşayıp Oblomovculuğa yakalanmamak imkansız!
    Devamlı kısıtlandığı, işlerini başkalarının yapmasına alıştırıldığı bir ortamda büyür İlyuşacık.
    "Harcanmak isteyen güçleri harcanamayınca içinde kalıyor ve yavaş yavaş körleniyordu” (sf.166)
    En yakın arkadaşı Ştolts tam tersi kabına sığmaz, yaramaz Andreyuşka Alman baba ile Rus anneden doğmuştur. Alman disiplinini şiar edinmiş bir babası ve Rus asilzadelerinden çocuğunu asil ve yüce sayılan zevklerle, yaşantılarla büyütmeyi düşünen annesi arasında istediğini yapmış, kendisinden beklenen eğitimleri de aksatmadığı için ara sıra evden uzaklaşmasına göz yumulmuştur. Beklentileri karşılayarak kendisi olabilmiştir.
    Gonçarov un batının tarafı tuttuğu, batının tasvirini Ştolts da yaptığı söylense de ben öyle bir izlenim alamadım şahsen. Ştolts tamamen Avrupalı gelmedi bana. (Avrupalı değildir o, Avrupalı olsa sevmezdim, tıs tıs tıs) Anne ve babasının öğretmeye çalıştıkları birbirinin zıttıdır ama o her iki tarafın farklı yetiştirme tarzlarını başarıyla sentezlemiştir. Bu yünde Stolts a tamamen Avrupalı diyemeyiz, doğulu diyemeyeceğimiz gibi. Rusya’dan daha çok Rusya’dır aslında, Avrasyalıdır. Doğu geleneklerinden batı kültürüne bir uzantıdır Ştolts, ikisi arasında dengeyi korur. Ne bir doğu insanı gibi hayallerle gelenekler arasında sıkışmış olarak yaşar, ne de bir batılı gibi kendisine benzemeyenleri küçümser, onlara tepeden bakar.
    Ştolts karakterini en çok Oblomov’u gerçekten bir dost gibi yürekten sevmesi, onun iyiliğini düşünerek sürdürdüğü atıl hayattan kurtulması için çabalamasını takdir ettiğimden sevdim.
    "-Bir köşede! Düşüncelerin de o köşede kalmış. “Var gücümüzle çalışmalıyız, çünkü Rusya’nın bitmez tükenmez kaynaklarını işletmek için kollara ve kafalara ihtiyaç var; daha mutlu bir dinlenme için çalışmak; dinlenmek de bir çeşit yaşamak, daha sanatkârca, daha güzel yaşamak, şairlerin, sanatkârların hayatım yaşamak olmalı. ” Bunlar senin sözlerindi. Bütün bu fikirleri de Zahar mı köşeye attı? Hatırlıyor musun, kitapları okuduktan sonra kendi ülkeni daha iyi tanımak ve sevmek için yabancı ülkelere gitmek istiyordun. “Hayat, düşünmek ve çalışmaktır. ” diyordun. “Şöhret aramadan, durmadan çalışmak ve işini yaptığını görerek ölmek.” Hangi köşede unuttun bunları, söylesene?" (sf.223)

    ****** Uuuu çok etkilendim/acayip gaza geldim/ben daha iyi incelerim diyenler, hemen bu kitabı alıp okumak isteyenler olur diye incelemeye BELEŞ reklam aldım.. Maksat Oblomovculuk yayılsın. Hiçbir çıkarım yok:)))

    #37812299
    #37812280
    #37812072

    Aile önemli dedik, peki Oblomov hep böyle Oblomov muydu? İlya İlyiç in amansız bir hastalık olan Oblomovculuğa yakalanmasında tek katkı ailesinin miydi? Çevresinde olan, yaşantısında karşılaştığı insanlar tamamen suçsuz mu? Tabii ki hayır. O da bir zamanlar çalışmayı, üretmeyi bu şekilde ülkesine hizmet etmeyi, gezmeyi istemiş, bir işte çalışmıştı. Peki sonra ne oldu? Hayallerini gerçeğe dönüştürmeye uğraşan ve idealist insanlar bir kere tökezlediler mi, önlerine konulan engelleri aşamayacakları duygusuna kapıldılar mı bir anda kendilerini bırakırlar. Neye bırakırlar? Kaderlerine, içine genetik olarak işlenmiş ‘büyüklerine boyun eğ, onlar gibi ol’ diyen sesi dinlerler.
    Aslında Oblomov’un eylemsizlik ilkesi bir nevi protestodur! "Suskunluğum asaletimdendir" demesidir Oblomov’un tembelliği; diğer insanlara, hayatın keşmekeşine, insanları birbirinin aynısı kuklalar haline getiren yaşantılara ve sisteme başkaldırıdır onun eylemsizliği! Tabii anlayana.. Anlamayan Oblomov tembeldir, işsizdir, düşünmekten konuşmaktan başka bir şey yapmaz, devamlı tasarılarla hayatını geçirir vs. der.
    Önsözden:
    "Oblomov, yıkılmakta olan bir toplum düzeninin, Rus derebeyi sınıfının çocuğudur. Çiftliği vardır, köleleri vardır; ama kendisi, bütün köklerinden kopmuş derebeyleri gibi, onları bir kâhyaya bırakıp büyük şehre, devlet kapısına sığınmıştır.
    Oblomovka, yaşayışı, gelenekleri, inanışları, aile kuruluşu, çalışma düzeniyle eski Rusya’dır. Oblomov’un rüyasında gördüğü bu çiftliği anlatırken, Gonçarov, eski Rusya’nın, yeni bir görüşle, destanını yazmıştır."

    Yukarıda da belirtildiği gibi Oblomovcuğum eski Rusya’nın özüdür. Ruhunda romantik esintilerle, ulvi duygularla yaşar. Kimse kimseye kötü davranmasın, herkes istediği ve mutlu olduğu gibi yaşasın ister. İlya İlyiç insanların kötülüğüne inanmak istemez, iyi yönlerini görmeye çalışır. Safoz mu ne? Tam olarak saf diyemeyiz kimin ne mal olduğunu bilse de o kişi ile başa çıkabilecek enerjisi olmadığından göz yumar bazı şeylere.

    Oblomov geçmişteki o saf, tertemiz, yine duygulu, içten insanlara ve yaşantıya özlem duyduğundan bir yanıyla romantik bir tiptir. İşte “çiçekler açsın, böcekler uçsun, kırlarda sevgililer el ele gezsin" gibi. Bu yanıyla bana Shakespeare’in tragedyalarındaki karakterleri anımsattı. Ve bu benzerliğin hakkını verir, kaderi de o karakterlerle çakışma gösterir.

    ***İ.N. Bu satırları yazan arkadaş hiç Shakespeare okumamış olup tamamen kulaktan dolma bilgilerle TurgutÖzbencilik yapmaktadır. Okumadığı kitaplar hakkında bile bilgi sahibi olduğunu iddia ediyor da diyebiliriz.

    Dedikodu, hasetlik, küçümseme, yüzüne gülüp arkadan kuyu kazma, gösterişçilik, sahtelik yoktur onun ruhunda. Ama çevresinde riyakâr insanlarla karşılaştığından hayal kırıklığına uğramış, güncel hayat içinde kendine yer bulamamış bu yüzden inzivaya çekilmiştir. Kendisi de buna benzer ifade eder halinin özetini:

    "Benim hayatım, sönmüş başladı. Tuhaf, fakat böyle. Kendimi bilir bilmez sönmeye başladığımı hissettim. Sönüşüm dairede, evrak başında oturduğum zaman başladı; sonra kitapları okuyup da onlarda hayatta kullanamayacağım gerçekler buldukça, dostlar arasında dedikodular, alaylar, soğuk, kötü, boş gevezelikler dinledikçe, gayesiz, sevgisiz toplantılara katıldıkça daha da kötü oldum." (sf.226)

    Önsözde eserin Fransızcaya çevrilirken, Oblomov u anlamayan Fransızların caağnım kitabı kuş kadar bıraktıklarının bahsi geçmiş. Tabii anlamazlar, çünkü Oblomovcuğum Fransız sosyetesinden etkilenen Rus soylularının düzenledikleri kabul günlerine, burjuva özentilerinin o salon senin bu salon benim her gün başka bir kapıda yağlama operasyonlarına olması gerektiği gibi insanların birbirine gösteriş yaptığı, yüzüne gülüp arkandan dedikodunu yaptığı “herkesin gittiği sıkıcı yerler” e gitmeyi istemez. Bu sebepten ne beğenirler ne anlarlar onu! Paris sosyetesinin her halini ansiklopedi gibi yazmış olan Proust’ u okumuş bir okur olarak Oblomov haklı diyorum!
    Oblomov tipik bir doğulu portresidir bunu bilmeyen yok. (O yüzden sevmez ya Fransızlar, sevmedikleri için de anlayamazlar!) Benim de dikkatimi çeken, ‘ay çok tanıdııık’ dediğim birkaç örnek var:

    "Oblomovlar sermayenin çabuk devir yapması, verimin artması ve ürünlerin mübadelesi gibi ekonomik olaylara tamamen kapalı idiler. Bu temiz yürekli insanlar sermaye kullanmakta tek bir yol biliyor ve uyguluyorlardı: Sermayeyi sandıkta saklamak." (sf. 151)
    bizdeki karşılığı=yastıkaltı kültürü

    "Eskiden bir çocuğa hayatın ne olduğu erkenden anlatılmaz, yaşamanın çileli, çetin bir iş olduğu düşüncesi verilmezdi; çocuğu kitaplarla yormazlardı. Çünkü kitaplar türlü sorunlar çıkarır, bunlar da insanın yüreğini, kafasını kemirir, hayatı kısaltırdı. Yaşama düzeni çoktan ve herkes için kurulmuş bitmişti; bu düzeni insana anası babası öğretirdi; onlar da bunu büyükbabalarından, büyükbabaları da büyükbabalarından hazır olarak almışlar, onu Vesta ateşi gibi hiç değiştirmeden, kutsallığına leke sürmeden korumaya ant içmişlerdi."(sf.145)
    İşte bu satırlar ki buram buram büyüklere saygı duyma, onların sözünü dinleme kokuyor, tamamen ‘doğulu’ dediğimiz bakış açısı.

    "Rus halkı bugün bile çevresindeki sert ve açık gerçeğe rağmen eski zamanların sihirli masallarına inanmayı sever.. Belki daha çok zaman bu inançtan kurtulamayacaktır." (sf.141)
    Sen gel bir de Türk halkını gör sevgili Gonçarov!
    Oblomov un iş yapma konusundaki isteksizliği o kadar ruhuna işlemişki hayalinde bile karısıyla gezintiye çıktığında kayığa biniyorlar ve küreği karısı çekiyor. Akşamları ona kitap okuyor karısı, Oblomov dinliyor.
    Buraya kadar okumayı başarana helal olsun diyorum. Yazının bundan sonrası tamamen kişisel anılarımdan oluşmakta, bana göre kitapla accık ilgisi var ama kimine göre olmayadabilir. Okumak istemeyen olursa diye ayrıca belirtmek istedim.

    Gamzemov’un Rüyası… (değil kabusu hiç değil gerçeği):
    -Gamze yine kitap almışsın.
    -Evet, bak
    -Ooo amma kalınmış. Sen nasıl okuyacan onu, ne anlatıyor?
    -İşte bir adam var, böyle tembel üşengeç falanmış (Affet Oblomov reyiz, o zamanlar yeterince iyi bilemiyorduk seni)
    -Ehehheheh.. Senin hayatını anlatmış işte.. boşuna okuma. Okumaya üşenirsin sen onu..
    -??!! niye yaa, okuyacam işte sonra bir ara..

    ****İ.N. Alındığı tarih 07.08.2018 okunduğu tarih ocak 2019.. sonuçta okudum yane, hıh!
    ####
    Sıradan bir hafta içi:
    Sabah alarm çalar… Ertele.
    5 dakika sonra…. Ertele.
    10 dakika sonra…. Ertele.
    30 dakika sonra… Ertele.
    1 saat sonra… Hüff geç kaldım yine yaa, neden erken uyanmak zorundayım? Ühühühühü…

    ####
    Sıradan bir hafta sonu:
    Cumartesi sabah haftanın yorgunluğunu atmaya çalışan Gamzemuşka maalesef düşüncelerin istilasından kurtulamaz.
    -Üff bu odayı temizlemem lazım artık, bu ne ya at kokuyor oda. At mı besliyorum ben burada acaba? Toz olmuş her yer, ağzıma burnuma kaçtı hepsi nefes alamıyorum… ( Mecnun Ç mode:on)
    Kahvaltıdan sonra yapayım şimdi aç karnına sabah sabah olmaz..

    -Yuhh! Öğlen olmuş, ne ara oldu yaa? Odamı temizlemeye başlayayım ben, ayy kitaplık da tozlandı, önce onu silmem lazım, kitapları da düzenleyeyim, dolabın içi de karman çorman. Off ne çok iş var!
    …..
    -Hiçbir iş yapamadan akşam oldu, günler çok hızlı geçiyor yav… neyse yarın var daha, yarın yaparım nasıl olsa.. bu saatten sonra süpürge açılmaz.
    Vee Pazar sabahı Özmeniçler kahavaltıya otururlar.
    -Ben odamı temizleyeceğim, bana bugün pek bulaşmayın.
    -Annesi: hah şimdi akşama kadar çıkmazsın oradan, oyalanma bari.
    ….
    ….
    -A: GAMZEEEE! Hala odanı temizlemedin mi sen? Ne kadar sürebilir ki küçük odanın temizliği? Al süpürgeyi kendi odanı, arayı, salonu, mutfağı da süpür! HADİ!
    -Taam yaa, ben başlayacaktım zaten. Önce toz alayım dolabı süpüreyim didim:(((

    ####

    -Annesi: Gamzeeeee.. Git ekmek al marketten evde hiç kalmamış.
    -Şimdi mi acil mi?
    -A: Yemek yiyeceğiz, akşama ekmek yok.
    -Ohoooo yemek olana kadar.. daha çok zaman var.
    -A: ekmek bitiyor sonra, bu saatte geliyor taze taze herkes hemen alıveriyor. Git al işte! ( cinnet is coming ses tonu)
    -Tamam alırım bir ara..
    -A:SEN NASIL YAŞIYOSUN BU TEMBELLİKLE BEN HİÇ BİLMİYORUM! GİT VE EKMEK AL!


    "Şimdi, çevresinde basit, iyi yürekli, sevimli insanlar vardı. Hepsi hayatlarını ona bağışlamış, onun zahmetsizce yaşamasına, hiçbir şey duymamasına çalışıyordu." (sf. 594)

    Gönül ister ki ben de yorulmadan yaşayayım ama Oblomov reisin de dediği gibi hayat yakamı bırakmıyor, hem de hiç!
    Oblomovkadan Sevgilerle…
  • °Yağmur M° paylaştı.
    208 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Devler , cüceler, peri padişahları ve onların güzeller güzeli kızları, üç başlı ejderhalar, çıngıraklı ,zehirli yılanlar, pireler, filler sultanı, kırmızı sakallı topal karınca…

    Masallar niçin yazıldılar? Sadece çocukları eğitmek için mi? Hayır.

    Masallar eski zamanlardan beri insanların zulümlere karşı seslenişi olmuştur. İnsanlar simgeler dünyasının güvenli kapıları ardından masallar aracılığıyla düzene karşı çıkmışlar, benliklerini savunmuşlar, kendinden sonra gelecek olanlara öğütler vermişler, ezen kişiyi masalda bir yaratığa dönüştürüp ona cezalar vermişler, hatta direnişlerin , devrimlerin simgesi olmuşlardır. Masallar dünyanın her yerinden zulüm gören insanların öcünün aktarımıdır. Çoğu zaman da anonimdir. Yaşar Kemal bunu çok iyi bilen , benimseyen bir yazar. Bunu kitabında açıkça ve ustalıkla işlemiş.

    Kitap Komünist Manifestonun meşru şekli haline gelmiş adeta. Çok güzel metaforlarla , örneklerle anlatmış nasıl sömürüldüğümüzü, asimile olduğumuzu, kendimizi kaybettiğimizi ve yöneten aklı…

    “Yeryüzünün bütün karıncaları birleşin.” Onlar birleşmeden önce karıncaların nasıl ayrıldıklarına bir göz atalım.
    Filler karıncaları önce güçleriyle korkuttular, cüsseleriyle , ölümle korkuttular. Korku karıncaların ellerinden önce özgürlüklerini aldı. Ardından filler karıncaları kendilerine benzetmeye çalıştılar. Sabahtan akşama kadar aynı sesleri onlara tekrar ettirdiler. “Biz filiz.” Tekrarların beynimizde ne gibi etkiler bıraktığını, siyasetçilerin ve reklam firmaların tekrarlardan nasıl yararlandığını bir kez daha hatırlattı bana bu kısım.

    Ardından fil okulları açıldı, karıncalara karınca dili unutturuldu. Fil gibi karıncalar ortaya çıktı. Tıpkı bizim Avrupa’nın bilimi hariç her türlü özelliğine özenmemiz gibi. İçi boş , özgün değil , özenti olan , yaratmayan , üretmeyen, hazır sevici bir kitle ortaya çıkarıldı. “Özgün “ kelimesi sadece sözlüklerde ve birkaç sohbette geçer oldu , belki anlamı bile bilinmeden.
    Filler karıncaların elinden her şeyi aldı. Onlara ölüme sürükledi. Kendi emeğiyle topladıkları yiyecekler onlara açlıktan ölmemelerini sağlayacak miktarda verilince minnet etmeyi öğrendiler karıncalar. Çünkü emeğini çaldıranlar , kendi emeklerini başkasının verdiği bir lütuf olarak görürler. Minnet ederler bu da bir nevi avunuş şeklidir. Bu minnet duygusu da sorgusuz sualsiz biat etmeye dönüşür.

    Bitti mi ? Tabii ki hayır.

    Ayrıştırma politikası tüm hızıyla devreye girdi. Karıncaları birbirleri arasında ayırıp , onların asla bir araya gelemeyeceğini garanti altına aldılar. Türkler, Kürtler, Sünniler, Aleviler, Lazlar, Çerkezler… Sahi biz neden yıllarca ayırdık birbirimizi. Yoksa biz de Filler Sultanına uyan karıncalar mıyız? İnsankarıncalar…
    En sonda umutlarını aldılar karıncaların elinden , hoop, diye. Bir güzel mideye indirdiler umutları. Biz asla filleri yenemeyiz diyen ulaklar ortaya çıktı bir anda. Biz insankarıncalarda umut nerde? Çevremde gördüğüm hep bir boş vermişlik, “Amann, böyle gelmiş , böyle gider!” sözleri. “Dünyayı sen mi değiştireceksin.” Saçmaları. Siz insanfiller misiniz acaba biz karıncaların umutlarına tüküren ? Yoksa biz insankarıncalar mıyız kendi umutlarına kendileri tüküren ? Tarafını seç nasıl olsa iki ucu … değnek…

    Yaşar Kemal her şeye rağmen umudumuzu kaybetmememizi söylüyor , kitabın sonunda. Benim de içim sonbaharda yapraklarını dökmek yerine yemyeşil oluyor, yeniden açıyor. Ne güzel metaforlar, şiirler kurulu umut üstüne. Kullansak ya azıcık! Çünkü umutsuz insan hareketi bırakıp, var olan düzende yeni şartlar oluşturmaya bakar. Yaşamaya –en aşağı bir şekilde- çalışır. Ve en kötü olan yanı da buna şükreder. Tatlı komşu Ayşe teyze bile yapar bunu…

    Biz hep “Güzel günler göreceğiz, güneşli günler!” buna inanalım.
    Roman biter bitmez içimden geçen bir şarkının bir sözünü ve şarkıyı da buraya bırakayım.
    “Yare ulaşmadan düşersen eğer, yarına sesinin yankısı kalır.” Yankılarda değil, gür seslerde buluşalım.
    https://www.youtube.com/watch?v=o3QGBG569aY
  • °Yağmur M° paylaştı.
    "İnsanları sevebilmek, onlarla baş edebilecek yöntemleri geliştirebilmeyi gerektirir. Bununla kastedilen, karşımızda düşmanlar varmışçasına geliştirilecek savunma yöntemleri değil, kendimizi dürüst ve açık bir şekilde yaşayabilme yürekliliğini gösterebilmektir.”
    Engin Geçtan
    Sayfa 54 - Metis yayınları
  • °Yağmur M° paylaştı.
    160 syf.
    ·Puan vermedi
    AÇLIK
    Merhaba sevgili dostlarım, bu incelememi tokken okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.

    Tok açın halinden anlamaz derler ya hani, aslında tok kendi tok halinin kıymetini bilmediğinden anlamaz açı, bazen o kadar güzel doymaz ki aç olmadığı halde yer de yer tok insan. Kendisi toktur ama ne fayda açtır gözleri, doymak bilmez obur iştahı. Gerçekte aç insanların halini düşünmeden bir sürü ekmek alır mesela onları yiyemez sonra bir yerlerde kurur kalırlar, eğer aç birinin yanında bu durumunu fark ederse önce kendi tok halinden utanır da belki biraz açlığa tahammül etmeyi öğrenir, belki utanır artık gereğinden fazla tok olmaktan. İsterse tok açın halinden öyle bir anlar ki, utançtan kendi halinden yerin dibine girer de alçalabildiği kadar alçalır hem de. Tıpkı benim gibi :/ Bir gün arkadaşlarımla dışarda yemek yemek için çıkmıştık. Yemekten sonra başka bir yerde bir şeyler içmek için oturalım dedik sonra. Çikolata vb. tatlıları çok severim, arkadaşımla pasta söyledik bir de yemeğin üzerine canımız çektiği için üstelik tok olduğumuz halde. Sonra tam pastayı yerken küçücük bir çocuk akşamın o saatinde o mekana girmiş bir şey söyleyebilir miyim deyip masa masa geziyordu. Kimse cevap vermedi çocuğa. Bizim masaya geldi onunla göz göze geldiğimizde (tam anımsayamıyorum ama gözlerinin tam içine bakabildiğimi sanmıyorum, tok halimle önümde kocaman pasta küçücük çocuğu o halde gördükten sonra) arkadaşım sor demişti, ben utanç hissimle sessiz ve başım eğik önüme bakarken, duymadı çocuk arkadaşımı yan masaya gitti sonra, konuşmasına fırsat vermeden garson çıkardı onu. Kendimden nefret ettim o an, aklım onda kaldı ne diyecekti bize acaba, ne geziyordu o saatte, o yaşta bir çocuk sokakta, ailesi var mıydı, karnı tok muydu ki diye düşünürken içimden çokça doymuştum yiyemediğim o pastaya.

    İşte bu roman da açlığın romanı, öyle bir açlık ki günlerce yemek yiyemeyen bir adamın romanı. Buna rağmen yaşam mücadelesine devam eden, tıpkı Martin Eden gibi tüm umudunu kelimelerine, yazdığı hikâyelerine bağlayan bir adamdan söz ediyorum. Midemiz ne kadar uzun süre açlığa dayanabilir ki acaba? En fazla ne kadar tuttuk bir şeyler yemeden kendimizi, denedik mi bunu hiç? Ramazan ayları açın halinden anlamak için de değil midir biraz? Peki biz nefsimizi bu aylar dışında da terbiye ettik mi hiç? Sevgiden acı çeker bir insan değil mi sevgisizlikten de çeker. Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinde en alt basamaktadır fiziksel ihtiyaçlar. En temelidir zira. Bir insan açsa ve üşüyorsa mesela, sevme, kendini gerçekleştirme vs. gibi hayatına bir yol çizeceği diğer güzellikleri nasıl bulabilir ki?

    Bu kitapta açlığı iliklerinize kadar hissedecek, basit bir kelime gibi duran AÇLIK' ın sayfalarca betimlendiğine şahit olacaksınız.

    Son olarak şunu söyleyerek incelememi bitirmek istiyorum. Dünyada o kadar çok kötü şeyler var ki açlık, savaş, ölüm, yalnızlık... Yani dert yanacağımız bir sürü kötü olay, Duyumsayabileceğimiz kadar kötü hisler.. Bazen üzgün olduğum zamanlarda kendimden utanıyorum basit şeylere üzüldüğüm için. Örneğin sevdiklerimden uzaktayken özlüyorum onları şikayet ediyorum halimden, keşke onların yanında olsam diyorum ağlamak istiyorum. Oysa kızmalıyım kendime bunları düşünürken tokum, üşümüyorum da yanımda beni çok seven dostlarım var. Sevdiklerim uzakta ama yaşıyorlar, nefes alıyorlar ya Rabbim nasip ederse onlara kavuşacağımı da biliyorum üstelik. Neyin üzülmesi peki bu ayıp diyorum, saçmalama. Nefret ediyorum kendimden küçücük çocukları sokakta çalışırken gördüğümde halime şükretmediğim için, nefret ediyorum çikolata almak istediğimde onlar acaba aç mıdır diye düşündüğümde. Zira biliyorum onlar yiyemezken benim hakkım hiç yok yemeye. Daha fazla çıkmıyor kelimelerim her yazdıkça kalbime saplanıyor bu acı sözcükler.

    Aç kalın, aç kalalım biraz. Bencil olmayalım lütfen. Başkalarını da düşünelim zaten insan olmak, olabilmek bunu gerektirmez mi? Cömert olalım birbirimizden esirgemeyelim yardımı, desteği. Daha güzel bir dünyada da, daha çekilmez bir dünyada da yaşamak bizim elimizde. Bir kişiyle olacak iş mi bu demeyin lütfen, bir düşünün hepimiz düzeltsek kendimizi hayal ettim de ne güzel bir dünyamız olur değil mi?
    Yaşanılası...

    Tebessümle kalın, güzel akşamlarınız olsun dilerim ki :)
    Buraya kadar okuyan ve benim içimdekileri, içimden dökemediklerimi hissedebilen, hissedebilmek için çabalayan herkese çok teşekkür ederim.
  • °Yağmur M° paylaştı.
    Bir postacının elinden mi ,yoksa posta kutusundan mı alacaksın mektubumu bilmiyorum.
    Birazdan takılacaksın satırlarıma."Bana mı ?" diyeceksin.Evet sana ey dost ! Sana söyleyeceklerim var.
    Kelimeler, karınca yuvası gibi kaynıyor zihnimde.İçlerinden biri kâğıda düşüyor,yedi harfli : DOSTLUK.

    "Bir dostluk kaldı!" diye bağırıyor pazarcı , tezgâhındaki meyveler için."Bir dostluk kaldı!" Bir dosta yetecek kadar,demek istiyor.Az kaldı,demek istiyor.Ben önce bu cümleyi,"Dayanacak,bir dostluk kaldı," diye anlıyorum.Sonra "Bir dostluk kaldı mı? " diye soruyorum.Pazarcı,"Bir dostluk kaldı!" diye bağırıyor.

    "Dostumuzu tanıyabilmek için büyük hadiseleri bekleyeceğiz; o zaman da iş işten geçmiş olacak; çünkü onu tanımak zaten bu hadiseler için lazımdı."

    Sevgili Dost,
    Sen lazımsın bana ve önemlisin hadiselerden. Çünkü büyük bir olaydır dostluk, çok büyük...

    Böyle seslenmisti değerli yazarımız "Sevgili Dost" mektubunda.Öyle bir sesleniş ki kalbimizin hasretini çektiği içtenlikle kaleme alınan,
    iyi ki böylesine değerli bir zarf yüreğimize ulaşmış, ulaşacağı ,kıymet bilineceği gönlü seçmiş dedirten cinsten.Her birinde "insan"olmanın farklı bir boyutuyla önümüze çıkıyordu; acaba insan denilince hatırlanıyor muyuz ? sorusuyla yoklayarak varlığımızı.
    Ruhları ruhumuza aşina kılarak;elimizden ve gönlümüzden sımsıkı tutarak .Kimseyi kınamadan,incitmeden hani şimdilerde yeni okudum; başkasının evrenini kucaklayarak,dünyayı dostun gözleriyle görmek için onun yerine geçerek onu içerden yaşayarak . Düşüncemizin kıvrımlarını ve ruhumuzun derinliklerini keşfetmeye çalışarak ...


    Bundan dolayı sitenin bana kazandırdığı Sevgili Dostum , sueda reyyan ablamla böylesi bir güzelliğe vesile olmak istedik.Tolstoy Okuma Etkinliği'nden sonra bilenler bilir, ikinci etkinliğim olacak.Öncelikle yazarı tanımak isteyenler,
    eserlerini tamamlamak isteyenler için okuma etkinliği müthiş bir fırsat oluşturacaktır.Belirtilen süreçte ;
    birlikte okuyarak ,okumayı lezzete dönüştüreceğiz :)💐

    📌Etkinlik süresi boyunca değerli yazarımızın kitapları okunacaktır .

    Gelelim ikinci sürpriz duyurumuza😯💌📫;

    Sizlerden istediğimiz Posta Kutusundaki Mızıka eserindeki gibi insanlığın kalbine mektuplarınızı postalamanızı istiyoruz...Nasıl bir insanlık hayaliniz varsa,insanliğa mesajınız her ne ise onu satırlara dökerek gönüllerde silinmeyen mühürlü bir damga vurmaniz temennimiz etkinlik vesilesiyle.Daha önce ben bir şeyler karalamıştım, silmeye kıyamadığım.Sizlerden daha orjinal,daha hissi,içinizden geldiği gibi zarflarla posta kutularımıza mektuplar bırakılacağına inanıyorum.💌

    📢 Etkinlik Başlangıç Tarihimiz ➡
    ️1 Kasım - 7 Aralık 2018


    Eveeeet....
    Bitmedi daha sürprizlerimiz
    🎁💝 😲


    Sevgili Arkadaşlar;

    Etkinlikteki maksadım değerli yazarımızın kıymetini, henüz bizimleyken bilmek. An'ları şahit tutmak. Bundan dolayı yaklaşık üç haftadır bu etkinlik için çabalıyorum keyifle.

    Yazarımızla görüşmelerimizin sonucunda, etkinlikten ve siteden haberdar edince kendisini memnuniyetini ifade ederek ;

    "Merhaba, nezaketiniz için teşekkür ederim. Oldukça yoğun bir program içerisindeyim. Kitapları okuyan kişiler arasından seçeceğiniz (kurayla) yirmi kișiyi Șule Yayınlarında ağırlayabiliriz. Bu şekilde hem sorularınızı sormuș olursunuz hem de faydalı bir etkinlik gerçekleștirmiș olursunuz."

    Yani arkadaşlar ;

    📌Etkinliğe katılıp ,yazarın eserlerini okuyan ,yazarla görüşmek isteyen kurayla 20 kişi etkinlik bitiminde belirlenen herhangi bir tarihte, Şule Yayınlarında yazarımızın misafiri olarak , doyasıya sohbet etme fırsatını yakalayabilecek.Sorularını sorabilecek.

    📌Etkinliğe katılarak yazarımızın eserlerini okuyan bununla birlikte "Sevgili Dost " mektubuyla mektuplarını ulaştıran kişiler arasından kurayla seçeceğimiz ilk 3 kişiye yazarımızın imzalı kitabı hediye olarak kendilerine ulaştırılacaktır.

    Not 1-) Etkinlikle ilgili katılımlar bu ileti başlığı üzerinden yapılacaktır.
    Not 2-)Etkinlikle ilgili bu başlık altında sorularınızı sorabilirsiniz.
    Not 3-)Posta Kutusundaki Mızıka'yı okuyan arkadaşlar tekrardan okuyarak etkinligimize katılma şansını yakalayabilir.Yazacak olacağınız mektuplar için taze bir ilhama vesile olabilir.💝💐💝


    Okunacak Eserler 📚📚📚:

    1-) Mara ve Öteki Şiirler
    2-) Kuduz Aşısı
    3-)Gizli Buzlanma
    4-)Körün Parmak Uçları
    5-)Güneşimin Önünden Çekil
    6-)Peygamberin Aynaları
    7-)Posta Kutusundaki Mızıka
    8-)Tek Kelimelik Sözlük
    9-)Ejderha ve Kelebek
    10-)Makyaj Yapan Ölüler
    11-)Bisiklet Dersleri
    12-)Fener Bekçisinin Rüyaları
    13-) Bostancı Bahane
    14-)Satranç Oynayan Derviş


    KATILIMCILAR 👥:

    1-)sueda reyyan
    2-)inci
    3-)Esmerxan
    4-)https://1000kitap.com/Smyy_oz
    5-)https://1000kitap.com/nausicaa
    6-)zeyneb
    7-)Hamdin Eren
    8-)Habibe
    9-)Arzunalbant
    10-)https://1000kitap.com/drthzn
    11-)https://1000kitap.com/kavsikuzeh
    12-)
    Resul Bulama
    13-)
    özlem
    14-)Eylül Türk
    15-)Emin K.
    16-)Hasret
    17-)Ahizer
    18-)Hakan Can
    19-)Peaceful
    20-)Nisa
    21-)Slh
    22-)€sra D.
    23-)Abdullah
    24-)Büşra A.
    25-)Esra Koç
    26-)Tuğba Aydın
    27-)Liliyar
    28-)Sena zeynep
    29-)https://1000kitap.com/minearapoglu
    30-)Şeyda
    31-)Nur
    32-)
    https://1000kitap.com/Allah_yolunda_bir_yolcu
    33-)
    Hatciş
    34-)
    Zeynep
    35-)
    Meri Ortaylı
    36-)
    Rabia sena Ç.
    37-)
    https://1000kitap.com/NaziMurat
    38-)
    Süha Murat Kahraman
    39-)
    Zeynep Demir
    40-)
    Metin Özdemir
    41-)Derya (Bahir) Deniz
    42-)
    https://1000kitap.com/Susmus
    43-)
    Gamze Özmen
    44-)
    Vuvvu
    45-)
    Salih
    46-)
    Muhibb-i Kitap
    47-)
    https://1000kitap.com/Rumeysayyy
    48-)
    https://1000kitap.com/Nesrinay
    49-)
    Rûberû
    50-)
    Meryem Yılmaz
    51-)
    https://1000kitap.com/Gulik
    52-)
    https://1000kitap.com/misyonist
    53-)
    Mavi Düş- Gezginokur
    54-)
    Ⓓ Ⓔ Ⓝ i Ⓩ
    55-)
    Emine
    56-)
    Mustafa A.
    57-)
    https://1000kitap.com/Yldzltrj
    58-)
    Yuşa
    59-)
    Nilüfer
    60-)
    https://1000kitap.com/cikolataliBrowni
    61-)Osman Y.
    62-)Burak
    63-)Ümmügülsüm
    64-)harry potter
    65-)Gülşen...
    66-)https://1000kitap.com/sadebirokur
    67-)Übeyde
    68-)Tuba (Meva)
    69-)https://1000kitap.com/drgnbsk
    70-)https://1000kitap.com/sevgiilidost
    71-)https://1000kitap.com/Dediki
    72-)Hayat_işte
    73-)Barla
    74-) Meryem Leya
    75-)https://1000kitap.com/etimolojisever
  • °Yağmur M° paylaştı.
    Selam 1K okurları 🎈✨
    Bir etkinlik yapalım dedik ve çok yönlü birini konuk edelim istedik.
    Karşınızda: Ahmet Hamdi Tanpınar 🎉
    Kendisi şiir, roman, öykü, deneme, inceleme gibi türlerde eserler vermiş ve edebiyat profesörlüğüne kadar yükselmiş sanatçımızdır. Edebi yönünün dışında siyasi ve felsefi yönü de bulunur. Ee çok yönlü demiştik 👀
    O halde Tanpınar okuyoruz 💫
    Hepinizi bekleriz🖤
    Etkinliğe katkıda bulunan https://1000kitap.com/nausicaa’a çiçekler
    🌺🌷💐🌼
    Başlangıç tarihi : 01.12.18
    Bitiş : 01.02.19
    Katılımcılar :
    ~ https://1000kitap.com/nausicaa
    ~ Damien
    ~ https://1000kitap.com/camkozalagi
    ~ Resul Bulama
    ~ Sinan
    ~ Metin Kılıç
    ~ Kandil K.
    ~ Mikâil
    ~ Tuğba Karaca
    ~ brrke
    ~ Nur
    ~ Zeynep Yıldız
    ~ Muhibb-i Kitap
    ~ ElifKirik
    ~ Haruni
    ~ Burak
    ~ https://1000kitap.com/okuyanomer
    ~ Elçiin`
    ~ Ebubekir
    ~ Sena Yorulmaz
    ~ Arda Çolakoğlu
    ~ Mehmet Sadık
    ~ mlsln
    ~ Harun Küsmüş
    ~ ZehirZemberek
    ~ https://1000kitap.com/krdnz
    ~ https://1000kitap.com/liseli_kiz
    ~ Abdullah
    ~ https://1000kitap.com/mathiilda
    ~ Betül Dokmeci
    ~ Nur
    ~ Büşra A.
    ~ Mikroskobik
    ~ Şennur İpekbayrak
    ~ inci
  • °Yağmur M° paylaştı.
    56 syf.
    Rabindranath Tagore, sanatın birçok yönüyle ilgilenen (edebiyat,müzik,resim) biriymiş.Batı edebiyatına Hint kültürünü tanıtan Hindistan için oldukça önemli rol oynamış; öyle ki yaşamının son 25 yılına 21 eser sığdırmış ve 70li yaşlarında resim yapmaya başlayarak en iyi ressamların arasına girmiş Hindistan'da.

    Eser 47 sayfa, 103 kısa paragraftan oluşuyor ; içeriği oldukça zengin cümlelerle ve derin anlamlarla dolu. Çevirisini Bülent Ecevit'in yaptığını görünce nedendir bilmem mutlu oldum.
    Tagore,bu eserini 1900lü yılların başında karısı ve iki çocuğunu kaybettikten sonra yazmış. Bu rağmen içerikte kaybın psikolojisinin olumsuzluğu, iç karartıcılığını yansıtan yazılara rastlamamak oldukça dikkat çekiyor. Acısını Tanrı'yla konuşarak, ona sığınarak yaşamayı tercih etmiş.

    Ben okuduğum romanların yanında çerez olarak başladığım için 4 günde bitirdim fakat oldukça kısa oluşu ile bence herkesin bir yarım saatini ayırıp okuyabileceği bir kitap, keyifli okumalar.
Her yerden çok uzakta ...
226 okur puanı
04 Eki 2017 tarihinde katıldı.

Şu anda okudukları 3 kitap

  • Siddhartha
  • Sosyoloji Notları ve Konferanslar
  • Gün Doğmadan

Okuduğu kitaplar 67 kitap

  • Gitanjali
  • Aşkın ve Savaşın Gündüz ve Geceleri
  • Bugünü Yaşama Arzusu
  • Nils Holgersson'un Serüvenleri
  • İnsancıklar
  • Her Yerden Çok Uzakta
  • Yürekteki Hayvan
  • Dreyfüs Meselesi
  • Suçlanan Ve Aklanan Yazılar
  • Kapital Manga Cilt: 1

Okuyacağı kitaplar 10 kitap

  • Mikromega
  • Bitmeyen Savaş
  • Sevilen
  • Penguenler Adası
  • Zübüklüğün Sonu Yok
  • Bu Ülke
  • Uyuyan Adam
  • Spinoza Problemi
  • Semerkant
  • Zamanın Ötesindeki Deha Tesla

Kütüphanesindekiler 217 kitap

  • Nisvan-ı İslam
  • Sivil İtaatsizlik ve Pasif Direniş
  • Dar Kapı
  • Duygusal Eğitim
  • Yabana Doğru
  • Moby Dick / Beyaz Balina
  • Bir Ruh Macerası
  • Çernobil Duası
  • Kuşatılmış Yaşamlar
  • İvan Denisoviç'in Bir Günü

Beğendiği kitaplar 46 kitap

  • Gitanjali
  • Aşkın ve Savaşın Gündüz ve Geceleri
  • Nils Holgersson'un Serüvenleri
  • Dreyfüs Meselesi
  • Kapital Manga Cilt: 1
  • Komünist Manifesto
  • Mirdad'ın Kitabı
  • Nun Masalları
  • İsimle Ateş Arasında
  • Son Nefes Havaya Karışmadan

Beğendiği yazarlar 12 kitap

  • Andrey Tarkovski
  • Irvin D. Yalom
  • Halikarnas Balıkçısı
  • Sezai Karakoç
  • Maksim Gorki
  • Evelyn Elsaesser Valarino
  • Nazan Bekiroğlu
  • Hakan Günday
  • Sabahattin Ali
  • Cengiz Aytmatov