Mürekkepten Damlayan Kan: Anna Karenina
10/10
·1015 syf.·
2023 46. kitabı
Yaşım otuza gelmeden edebiyatın mihenk taşı telakki edilen dünya klasiklerini okuma serüvenimin yolu ‘bilge bir derviş’le kesişti bu ay. Sürekli vaaz verir gibi sürdürdüğü sofu üslubu, aile ve din gibi konulardaki katı bulduğum vecizelerinden olsa gerek, önyargı ile yaklaşmıştım bu esere. Bu haksız ithamlarımın hepsi Anna Karenina ile akamete uğradı. Lev Tolstoy, 28 Ağustos 1828’de Yasnaya Polyana’daki gösterişli bir malikanede, varsıl bir ailenin oğlu olarak hayata gözlerini açar, iki yaşına gelmeden annesini, sekiz yaşında da babasını kaybeder.Toprağa bağlı kölelere sahip aristokrat bir aile menşeli olması itibariyle; bu yönüyle hem köylüleri yakinen izleme imkanına sahip olmuş, hem de aristokrasi tarafından sevilip sayılan biri hale gelmiş, toplumun her kademesine hitap etmesi onu müstesna bir konuma yükseltmiştir.(Rusya’da 19 Şubat 1861’de çıkarılan yasaya kadar toprak sahipleri, toprakları üzerinde yaşayan köylülerin de sahibi sayılıyordu. Bir toprağı satın alan soylu, köylüleri de satın almış oluyordu.) Bu çok yönlülük Tolstoy’un mahiyetinde, karakter ve kişiliğinde de tezahür eder. Haddizatında bu ‘Bilge Derviş’ bazen düzen karşıtı bir anarşist gibi Ortodoks Kilisesi’ni yerden yere vurur, bazen de bir kutsal bir ülküye kendini adayan bir aktivist gibi sahip olduğu malı topraksız köylülere cömertçe dağıtır.Anlam ve bilgelik rotasından şaşmayarak gittikçe sade, basit ve gösterişsiz bir forma bürünen hayatını, ailesi tarafından “anlaşılamamaktan” muzdarip bir şekilde, evinden uzaklaşmak için sığındığı bir tren istasyonunda noktalar.Bir hayat ne kadar saygın ve onurlu geçerse geçsin ölüm başlı başına saçma bir olay işte. Bir Aile Trajedisi: Anna Karenina Bu elim trajedinin başaktörü esere ismini veren karakterin kendisi olan Anna;
Anna KareninaLev Tolstoy · İletişim Yayınları · 201355,7bin okunma
10/10
·77 syf.··
Beğendi
·
2022 7. kitabı
“Çerçici”… Klasik bir edebiyat eleştirisinden daha fazlasını talep etmektedir. Bu hak talebinin doğal sonucu olarak, sıra dışı bir yazım biçemi izlenip, biçim ve üslubun yanı sıra kavramlar, başlıklar ve metot da bu düzeni takip edecek, yer yer ontolojinin, metafiziğin, bazen de psikolojinin radarına istemsizce girmeyi arzu edecektir. Arka planda bu endişe çalışırken, gezintinin dümeni, düşünmenin bizzat kendisine teslim edilecek ve bu sayede okura kendince bir düşünme terası inşa etme olanağı verilmiş olacaktır. Niyet ve Öz-sunum “Çerçici” yazılmış bir metin. Bir müellifi var. Zira yazılan, doğası gereği hakikati gizleyecektir. Yazılan durağanlığı kabullenmez çünkü Hakikat tamamlanmış olmayı arzu eden tam-olmuşluk’un[1] mecrasıdır ve doğal olarak toplayıcıdır; yazılan, çizilen, tasarımlanan her şeyden pay alır/durur. Son sözde “Çerçici” henüz tamamlanmış değildir. Ne yazılırsa yazılsın ne kadar yoruma maruz kalırsa kalsın tamamlanamayacaktır. Yazılmış olanın gücü[2] [iradesi] buradan gelir. Buradaki amaç “Çerçici”yi olabildiğince sarsarak, yer yer anlam yarıklarını takip ederek okuyucuya alternatif bir tekrar-okuma olanağı sunabilmektir. Bu yazı, “Çerçici”nin ne tamamlayıcısı ne de eksiğidir, eksik bir yorumudur denilebilir, ana metnin basit bir sözcüsü olma iddiasında ise hiç değildir. Bu sebeple önce ya da sonra okunabilir, hatta hiç okunmayabilir de. Burada maksadı aşan ya da eseri zorunlu bir anlam dünyasına yönelten hiçbir cümle ya da açıklama bulunmamaktadır, bulunsa da böyle değerlendirilmemelidir: Şöyle de düşünmek mümkün: Çerçici’yi demlenmesini bekleyen, onun anlam ufkuna saygılı, bir uzaktan bakış, görünürde bekçi olmayı kabullenen, her okuyucuyu bir müfessir[3] telakki eden, okuyucuyu tekrar tekrar yeni başlangıçlara yönelten bir yazı. Bir işaret bir
Edebiyat
ÇerçiciRecep Yılmaz · Ötüken Neşriyat · 2021114 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
"İnsan ızdırabın içinde zarifleşir"
Puan vermedi·216 syf.··
2019 138. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Kasım 2019 22:41
*Bu notlar, eser ile ilgili kapsamlı ipuçları içermektedir.Hevesim kaçmasın diyenlere duyurulur. Bir sahne açılıyor önünüze ilk satırlarda. Psikiyatr zümresi hocaları ile birlikte odadadır ve gelecek olan şizofreni hastasını beklemektedir. Hasta nihayet gelir ve gelir gelmez, asistanların her birini dikkatle inceler, gözlerinin içine bakar ve büyük infial yaratacak o cümleyi kurar, bu her biri için özden gelen yardım çığlıklarını bastıran uğultuları, ansızın parazitlerden temizlenmiş bir frekans gibi netleştirecek bir siren sesidir; " Hepinize geçmiş olsun!.." :) Mustafa Ulusoy, yapımcısı ve sunucusu olduğu 'Film Şeridi' adlı proğramda olduğu gibi, eser boyunca, bir film sahnesinden alıntılar yapıyormuş gibi kendi deneyimleri üzerine samimi bir dille konuşan, okura bu denli hızlı ulaşmasının da nedeni olduğunu düşündüğüm tefekkürüne ortak ediyor bizleri.Orada film tahlili yapan konuğun koltuğunda oturuyormuşcasına içsel bir diyaloğa girdiğinizi hissediyorsunuz... Ölüm, mutluluk, sonsuzluk, iç huzuru, hayat karşısında bir kimlik, bir duruş edinme gibi konulara sade ve akıcı bir dille kafa yoran eser kısa denemelerden oluşuyor. Otizm hastası Raymond ve kardeşi Charlie'nin öyküsünü beyaz perdeye uyarlayan Yağmur Adam filminin tahlili, insan ve kâinat çözümlemesiyle çok başarılıydı. 'Tutun ki Düşmesin Ruhumuz' adlı deneme de Resulullah(s.a.s) Efendimiz ile gerçekleştirilen konuşma şifalı dualar gibiydi. Eseri ilk elime aldığımda beni heyecanlandıran düşünce şuydu; Nietzsche'nin felsefesini sırtlanmış, yeni bir ekol, bir babaanne ekolü :) Hani hep vardır ya, 'babaannem şöyle derdi', 'ah babaannemin bir sözü vardır.' 'babaannem gibi bilge bir kadın olmak isterim yaşlanınca.' gibi dilimizden düşmeyen cümleler; bu başlık bize çok şey söyleyecek diye büyük bir heves
Nietzsche ve BabaannemMustafa Ulusoy · Timaş Yayınları · 20131,859 okunma