Bir ara gözlerimin önünde canım Kelebek'in on altı yaşındaykenki o en tatlı hali canlanıverdi: Bir yaz günü açık pencereden giren güneş, bal rengindeki çıplak kollarına vururken elindeki deniz kabuğu mühreyi hızla oynatarak kağıt cilalıyordu. Dalgın dalgın yaptığı bu işin ortasında bir an duruyor, kağıttaki bir kusura gözlerini yaklaştırıp dikkatle inceliyor, bir iki değişik hareketle o noktadan mühreyi geçirdikten sonra yine eski vaziyetini alıp, eli hızla aşağı yukarı gidip gelirken hayaller içinde pencereden uzaklara bakıyordu. Hiç unutmayacağım, daha sonra benim de başkalarına yaptığım şey, yeniden pencereden dışarı bakmadan, çok kısa bir süre için, bakışlarını benim gözlerimin içine dikmesiydi. Bu bakışın bütün çırakların bildiği tek bir anlamı vardı hep: Hayal kurmazsan zaman hiç geçmez.
Benim Adım Kırmızı, 407