Puan vermedi·
Alatlı, Günay Rodoplu üzerinden bazı konuların üzerinde hususen durmaktadır. Rodoplu, müslümanlığın sınıfsal bir niteliğe büründüğünü düşünmektedir. Ayrıca Rodoplu, taciz meselesine “Dikkat edersen, kadınlar bakılmayı değil, ‘o’ erkeklerin bakmasını istemezler. Oysa, aynı kadını kendisine layık gördüğü adamların arasına koy, bayılır. Çimdiği bile iltifat sayar! Öyle değil mi?” sözleriyle farklı bir bakış açısı sunarak eleştiri getirmektedir. Rodoplu, Aleviliğe övgüler yağdırılmasının ve güzelliklerinin insanların gözüne sokmakla yapılmak istenenin bir nevi alevi güzellemesi olduğu ve İslam karşısında alternatif olarak yeni ve ılımlı bir din olarak gösterilmek istendiğinin de izlenimini vermektedir. Karakter, mezar başında dua okuyan hocaları televizyon sunucularına benzeterek İslam adetlerinin basitleştirilip yapılırken neden yapıldığına dair bir fikir olmaksızın yapılmasını ve olağan ritüeller haline gelmesine de eleştiri getirmektedir. Edebiyat camiasını da süzen Rodoplu, profesörün önünde kitap imzalatmak için dizilen okurların imzalattıkları kitapları okumayacaklarını belirterek aslında bu tür işlerin reklama dönüşmesi ve kaliteli okurluğun da zayıfladığına işaret etmektedir. Erkek-kadın ilişkilerinde “Canın bildiğinin kaderini paylaşamamak nasıl bir şey, düşün bir! Erkeğinin korktuğunu bilmek ve yanında olamamak… ölümden değil, bağırsaklarının boşalmasından, dilinin dışarıda kalmasından, aşağılanmaktan korktuğunu bilmek ve yanında olamamak! Çok soylu hanımlarmış devrimciler. Romanoff’a iyi davranmışlar” sözleriyle de aslında erkek ve kadına biçilen rollerin ve duygusal farklılıkların farklı bir bakış açısını sunmaktadır. Metinden anlaşıldığı kadarıyla sanatın toplum için olduğu ve bu şekilde yapılması gerektiğini düşünen Rodoplu, sanatın ibadet
Viva La Muerte! Yaşasın Ölüm!Alev Alatlı · Kapı Yayınları · 2024411 okunma
“Ah, insanlığın sefaleti!”
9/10
·445 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
İsminin içinde sır kaldığı kitaplardan Mahşerin Dört Atlısı Dingin hayatlardan mahşerî bir savaşa yolculuk… Baba ve oğul Desnoyerlerin çatışmalı ilişkileri içinde geçtikleri yollar edebî yönden zengin bir dille, yer yer mizahla, çokça gerçeklikle kaleme alınmış. Okurken uzun uzun düşündüren yoğun duygulara maruz kalabilirsiniz. Bu duyguları tarif ve tahlil edemeyeceğim için kitabın öz düşüncesini anlatan beni en çok etkileyen alıntısıyla sizi başbaşa bırakıyorum. “Delikanlı hayalinde yerküreyi sonsuzlukta giden muazzam bir gemi olarak gördü. Mürettebatı, zavallı insancıklar, güvertede yüzler ve yüzlerce yıldır birbirlerini boğazlamaktaydılar. Ayaklarının altında, geminin derinliklerinde ne bulunduğunun bile farkında değildiler. Her insan grubunun derdi güneşin altında kendine elden geldiğince geniş bir yer edinebilmekti. Üstün sayılan insanlar köprüye tırmanıp dümeni ele geçirmek ve gemiyi belli bir rotaya sokmak için bu kitleleri kıyıma doğru itmekteydiler. Ve mutlak buyurganlık emelini besleyenlerin hepsinin bildiği şey aynıydı… bir hiç yani! İçlerinden hiçbiri yoktu ki görünen ufkun ardında ne olduğunu ya da geminin nereye yöneldiğini kesinlikle bilebilsin. Bir gizemin duyarsız düşmanlığı hepsini çevreliyordu; yaşamları kırılgandı, devam edebilmek için sürekli özen gerektiriyordu; buna karşın mürettebat yüzlerce yıldır bir an durup uzlaşmamıştı, ortak bir uğraş edinmemiş, berrak bir bilince ulaşmamıştı. Belli aralıklarla, bir bölümü öteki bölümüyle çarpışıyordu; uçurumun üstünde dalgalanan iğreti güvertede birbirini köle etmek için boğuşuyorlar, birbirlerini gemiden atmaya çalışıyorlardı; geminin denizde bıraktığı iz cesetlerle doluydu. Hepten çıldırmış kalabalıktan hâlâ uğursuz kafa karıştırıcılar çıkıp bunun kusursuz bir durum olduğunu, hepsinin sonsuza değin bunu böyle
Hayata Dair
Mahşerin Dört AtlısıVicente Blasco İbañez · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20221,139 okunma
Reklam
9/10
·390 syf.··
2026 16. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 18:24
İskender Pala’nın kalemi duyguyu aktarma konusunda başarılı, sadece yazarın olay aktarma konusundaki kabiliyetine bir puan verecek olsam 9/10 diyebilirim. Tekrarlı soru cümleleri etkili olsa da süreklilik bir süreden sonra sıradanlaştırıyordu. Puanımı kıran tek kusuru bu. Yazarından daha fazla kitap okumayı düşünüyorum. Eminim ki diğer kitaplarında da bu başarıyı yakalamıştır. —•— Kitaba gelecek olursam, bu kadar ün yapmasını yalnızca yazarın kalemine borçlu bir eser. Bunu herhangi başka biri kaleme alsaydı tarihi yanlış aktarıyor ve doğru bir zemine oturtamadı diye ciddiye dahi almazlardı. Bu kitabı bile okurların neredeyse yarısı tarih konusunda eleştirmiş, haklılar da. Evet tarihi konu alan bir roman. Her cümlesi tarihe birebir uyacak değil. Ama tarihi ögeler ve karakterlere karşı böylesine sert bir üslup, iç düşünceleri ile ilgili kesin cümleler ne kadar sağlıklı, sorgulanır. Örnek olarak tarihi karakterlerin Taçlı Hatuna olan ve yer yer aşırılık derecesine varan halleri bir nebze gerçek olsa da kurguyu ilerletme ümidiyle eklemelerle doluydu. Bunlarla birlikte Şah’ın ve Sultan’ın savaşları sadece gururları uğruna yapmalarından bahsedilmesi de rahatsız ediciydi. Bunca karmaşayı yalnızca gurur ve aşk eksenine indirgemek savaşlarının politik ve mezhepsel boyutunu açıkça gölgede bırakmaktan başka bir işe yaramamıştı. Tarafsız bir görüş benimseme ümidiyle yaptığını sanıyorum yine de hoş değil. ”Onlar Taçlı’nın değerini bir gece, iki gece, üç gece diye ölçecekler; bense gecelerimi Taçlı ile ölçmek arzusundayım.” Divan edebiyatı zaten başlı başına hasretten besleniyor fakat yazarın bu hasreti körükleyip sunması bana erkek karakterlerin bunca olayı Taçlı için yaşadığını düşündürdü. Siyasi temasından bu kadar kopuk yazılmaması gerekirmiş bana kalırsa. Taçlıya olan
Şah ve Sultanİskender Pala · Kapı Yayınları · 202537,9bin okunma
Derdin İncinmesin
Puan vermedi·116 syf.··
2026 7. kitabı
Dünya birine acı çektirenler ile sırası gelince aynı acıyı çekenler arasında gidip geliyor" . İlk öykünün giriş cümlesi.. On altı hikayeden oluşan kitap yazarın ilk kitabı.. Şiirin kurguda kaybolduğu bir tını ile sizleri karşılıyor. @ormn_mustafa   annenin sıcak ve koşulsuz kucağına sığınan, babayı gece evden gönderen ve arkasından çok ağlayan çocukların gözüyle bakıyor kitapta. Her öykü kendi içinde ayrı bir yolculuk ama bir kaç öykü öncesi ya da sonrasına selam duran cümlelerle sizi şaşırtıyor. Kitabı okurken Tanpınar'ı canlandırdığım gibi bir figür canlanıyor gözümde.. Yakası kalkık bir palto ile elleri cebinde karanlıkta kar altında yürüyen kirli sakallı bir adamın zihnine yolculuk yapıyorum hissi oluştu bende. Büyüdüğüm coğrafyanın çay ocaklarını, kışlarını, yazlarını okumak ayrıca çok lezzetliydi. Kitap boyunca hüzün ve öteki olmanın verdiği yalnızlık hissi çok baskın. Bazı hikayelerde kolaj tekniği kullanarak sizi hatırlamaktan mutluluk duyacağınız yazarların cümleleriyle buluşturuyor. Bir annenin,giden babaya ihanetini anlatırken yapılan tasvir sizi iğreti etmiyor. Hassas bir teraziye oturtmak bazı konular için zordur bunu çok güzel yapmış. Metaforlar var.. Duvara yansıyan gölgelerin hareketleriyle yapılan yaşanan hayatın aslında zahir olanı asla örtmeyeceğini görüyorsunuz. Evlere yapılan baskınlar,götürülen ve haber alınamayan babalar,kanlı ranzalar ve olup bitenin insanı şaşkına çeviren hikayeleri.. "Kişi umduğuna kırılır" derler Mustafa Orman "ummaktan" kırılan insanların hikayelerini yazıyor. "Derdin incinmesin".. Dermanın dertte olduğunu bilerek. Derdin varsa insanca bakarsın, halden anlarsın.. Yoksa ne bilsin dertsiz kişi karşıdakinin yarasını..diyor yazar.. Yaşam bir çıkmaz sokak, dönüp dolaşıp çocukluğa geliyor. Ani bir frenle duruyor insan onun
Derdin İncinmesinMustafa Orman · Everest Yayınları · 2023120 okunma
9/10
·320 syf.··
2026 8. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2026 19:11
Adalet 29 yaşında yalnız bir kadın. Kitap, Adalet’in öleceğini öğrenmesi ve hastane süreci ile başlıyor. Başına gelen bu amansız durumu bir sebebe bağlama ihtiyacı duyan karakterimiz, kendi geçmişine dönerek "ilk elmayı nerede ısırdığını", yani ilk günahının izini sürmeye başlıyor. Bu varoluşsal hesaplaşma onu çocukluk yıllarında mahalleden arkadaşı olan Mahsun’a ulaşma ihtiyacı hissettiyor. Tabii en yakın arkadaşı Hülya ile beraber. Günübirlik olarak çıkılan yol, yıllar içinde değişen adresler nedeniyle uzuyor ve bir de yolculuğa Sadi Seber adında bir adam katılıyor… Kitapta Adalet’in çocukluğuna, ailesine ve kendi iç dünyasına dair anlatılar yer alıyor. Anlatıcı zaten kendisi. Annesi tarafından sevgisiz büyütülen bir kız çocuğu, yetişkin olduğunda da görmediği sevgiyi haliyle başkalarına da veremiyor. Duyguların da tıpkı davranışlar gibi öğrenildiğini hatırlatan bu eserde Adalet, hastalığına dek kimseye gerçek anlamda "dokunmadan" yaşamış bir kadın. Fiziksel ve duygusal hatta en çok duygusal olarak… Susarak, gördüğümüzü görmezlikten gelerek yitiriyoruz bir çok şeyi. Adalet de bununla mücadele etmeye çalışıyor. Atağa geçmeye çalışıyor buna karşı, çıktığı bu yolculuk da bunun en büyük kanıtı. İçinde sürekli bir kusma hissi, birçok şeye karşı duyulan derin bir iğreti var; fakat bu bir türlü eyleme dökülüp rahatlamaya vesile olamıyor. Ancak öleceği gerçeğiyle yüzleşmesi ve sonrasında yaşamak için yeniden bir şansı olması sanki bir şeyleri düzeltebilirim düşüncesi doğuruyor onda. Bu yüzden yıllardır taşıdığı suçluluk duygusu için bir kırılma anı yaşıyor. Artık bir şeyleri değiştirmenin zamanı gelmedi mi?          İpucu vermemek adına kısa bir olay örgüsünden bahsetmeye çalıştım fakat okuyucu ters köşelere, acabalara, tahmin yürütmelere açık olmalı. Yok ben öyle şeyler
DokunmadanNermin Yıldırım · Hep Kitap · 201711,6bin okunma
Alchemised üzerine...
7/10
·1040 syf.··
2026 10. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 02:23
Popüler kültürün etkisiyle ve merakıma yenik düşerek aldığım bir kitap oldu Alchemised . Okuma sürecinde kitap hakkında yapılan yorumlara da göz attım; seveni oldukça fazla olsa da işlenen temaları gereksiz derecede karanlık bulanlar da var. Ben ise bu iki görüşün ortasında kaldım diyebilirim. Bu tarz kitapları genellikle derin bir anlam arayışıyla değil, biraz kafa dağıtmak için okuyorum. Bu açıdan bakıldığında kitap, beklentimi fazlasıyla karşıladı. Akıcı anlatımı sayesinde hiç sıkılmadan, hızlı bir şekilde bitirdim. Hikâye akışı oldukça başarılı. Yaratılan evren net ve canlı; okurken sahneleri gözünüzde canlandırmak zor olmuyor. Olayların çözüme ulaşma biçimi de tatmin edici, en azından bende büyük soru işaretleri bırakmadı. Anlatım dili akıcı ve sürükleyici. Karakterler de kitabın güçlü yanlarından biri. Zaman içerisindeki değişimlerini takip edebiliyor, motivasyonlarını anlayabiliyor ve onlarla empati kurabiliyorsunuz. Hatta yer yer kendimi karakterlerin yerine koyup “ben olsam ne yapardım?” diye düşündüğüm anlar oldu. Özellikle savaşın (sanırım tüm savaşlar aynı) yarattığı yıkım ve bu yıkıma yönelik siyasi yaklaşımlar oldukça etkileyici bir şekilde aktarılmış. Kitabın sonuna gelirken merak duygum oldukça yüksekti, ancak nasıl biteceğine dair net bir beklentim yoktu. Bu nedenle final beni şaşırtmadı diyebilirim. Yine de tatmin edici olup olmadığı konusunda kararsız kaldım. Olayların doğal akışı içinde “hak edilmiş” bir son gibi görünse de, bazı karakterler açısından biraz iğreti durduğu hissine kapıldım. Özellikle Helena ve Kaine’nin hikâyesinden ziyade, Enid’in Enstitü’deki hayatını okumaya devam etmek isterdim; bu evrende geçecek yeni bir hikâye oldukça ilgi çekici olabilir. Kitabın fiziksel özellikleri hakkında yapılan yorumlara denk geldim ve bu konuya da
AlchemisedSenLinYu · Del Rey · 2025270 okunma
Reklam
Reklam