Orhan Veli'nin "Kitabe-i Seng-i Mezar
III şiirini inceleyelim.
Tüfeğini depoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı
Ne matrasında dudaklarının izi
Öyle bir rüzgâr ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigâr,
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yazısıyla:
“Ölüm Allah'ın emri,
Ayrılık olmasaydı."
Kısa, sade bir şiir, ama şairce söylenmiş bir şiirse, yapısında kendine özgü bir şeyler olsa gerek. Şiir bir erin ölümü hakkında. Mehmetçiklerin ölümü üzerine, çoğunlukla onların kahramanlığını, fedakârlığını, yurtseverliklerini belirlen çok şiir yazılmıştır. Orhan Veli ise erin ölümünü başka bir açıdan ele alıyor. Binlerce erden biridir o; ölümü önemsenmez; esvabı bir başkasına giydirilir ve yeri doldurulur. Ama aslında o da bir insandır; sevdikleri, özlemleri, acıları olan bir insan. Şair bunları doğrudan doğruya söylemiyor tabii, ama kısacak bir şiir içinde dolaylı bir yoldan anlatıyor.
Erin ölümü karşısındaki kayıtsız, duygusuz tutumu da, erin insan veya birey yönünü de, dolaylı bir yoldan anlatmak için şair, erden "geriye kalanları" kullanıyor.
Şiirini bunlar üzerinde kuruyor diyebiliriz. Şiirin ilk sekiz dizesinde "geriye kalanlar" (tüfek, esvab, torba, matra), bireyliği olmayan bir eri, sonraki dizeler ise bir bireyi belirtiyor.