serdengeçti

serdengeçti
@ikbalivatan
mekteb-i hukuk/ itc
10/10
·369 syf.··
Beğendi
·
2020 45. kitabı
Cengiz Dağcı’nın bu romanının üslubu diğerlerinden çok çok farklıydı, artık okuduğum en iyi romanlardan biri olmasının sebebi budur zannederim. Dağcı, diğer romanlarında doğrudan doğruya Kırım Tatarlarının uğradığı zulmü anlatıyordu, veya anlattığı bir şeyler vardı. Bu romanında ise, bu defa sanki zulmü öğretmek, anlatmak değil hissettirmek istemiş, ve çok da başarılı olmuş. Kitabın ilk başlarında spesifik detaylar yok, Haluk ile birlikte doğuyor, büyüyor, çocukluk yaşıyorsunuz, arkadaş ediniyor, farklı tecrübeler ediniyorsunuz. Anneniz ölüyor, amcanız kendini asıyor. Bütün bunları bir çocuğun içinden okuyorsunuz, Haluk’a alışıyorsunuz, hatta Haluk oluyorsunuz. Üstelik bunların hiçbirisinin farkına da varmıyorsunuz. Babanın gitmesiyle her şey değişiyor. Müsadereler ve askerler senaryoya dahil olduktan sonra, sürgün tehlikesinden bahseden birkaç cümle serpiştiriyor Cengiz Dağcı, korkmaya başlıyorsunuz. Sanki sizin başınıza gelecekmiş gibi. Ailelerin sürülmesi haberi geliyor, korku da artıyor. En sonunda bildiğiniz, sevdiğiniz, alıştığınız karakterlerden birine işkence edildiğini öğreniyorsunuz, sonra o karakter ailesi ile birlikte kamyona bindirilip meçhule götürülüyor. Zikredilmiyor, ama biliyorsunuz o insanların Sibirya’ya sürülmek üzere trenlere götürüldüğünü. Bu son kısımda o kadar karmakarışık şeyler yazmış ki Cengiz Dağcı, kitabın başını okumadan evvel sonunu okuyan bir kimsenin anlaması mümkün değil. Ama siz anlıyorsunuz, aynı şekilde hissettiğiniz için. Hülasa, 330 sayfalık kitapta sürgünden bahseden toplam otuz cümle yoktur, buna rağmen acıyı ve korkuyu hissettirdiği için Kırım Tatar sürgününü en iyi “gerçekten” anlatan romanı olmuş diyebilirim. Üstte “sanki bizim başımıza gelecekmiş gibi” korkmaya başlandığını yazmışım. Düzeltiyorum, Kırım Tatar sürgünü
Edebiyat
Badem Dalına Asılı BebeklerCengiz Dağcı · Varlık Yayınları · 1970511 okunma
Reklam
10/10
·141 syf.··
Beğendi
·
2020 27. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2020 22:10
Tâbir etmek biraz güç. Kitabı bir günde bitirebildim, ve biraz evvel onu masanın üstüne bıraktığımda üzerimde kalan his, ne denli muhteşem bir Türkçe kullanılarak neşredilmiş bir eser okuduğum oldu. Klasik Türk şiiri yahut klasik metin okuması yapmamış olanlar dilini anlamayacaklardır ancak dile biraz aşinalık, zira ağır bir dili yok, bu eserden azami istifadeye kifayet ediyor. Çağlayanlar, dönemin Türkçü fikrinin klasik bir tecessümü. İslamlığın Türklüğe mündemiç telakki edildiği ilk dönem Türkçülüğü desek daha doğru olacaktır. Bu hal, fikirlerim ve yaşantım hasebiyle kitabın benim için câzibesini artırıyor. Tema oldukça kuvvetli aslında, fakat dilin fevkalade güzelliği, bana kalırsa temayı bile geride bırakıyor. Çağlayanlar ve Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun kusursuz Türkçesi ile tanışmamız bu kadar geç olduğu için üzülüyorum bile. Onun için bana bu kitabı hediye eden (çünkü muhtemelen bana sürekli okumamı telkin etmekten bıktı, ve nihayet bana kendisi almaya karar verdi) sevgili Fatma’ya da bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyorum :)
Edebiyat
ÇağlayanlarAhmet Hikmet Müftüoğlu · Ötüken Neşriyat · 20172,341 okunma
10/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2020 10. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Şubat 2020 19:06
Hatırat diye almıştım fakat daha çok günlük. Günlük okumasının tarifi gayr-i kâbil bir hazzı var insana verdiği. Bir kişinin zihninin mahrem yerlerine girmek zevki, mezkûr kişi Cengiz Dağcı namlı kudretli bir yazar olduğunda daha da artıyor. Çok güzel bir kitaptı. Cengiz Ağabey, sürekli Kızıltaş ve Gurzuf’u hatırlıyor, kırk senedir hasret kaldığı memleketini öylesine düşünüyor ki, refikası Regina Hanım onu sürekli “Uyuyor musun Cengiz?” diyerek uyarıyor. Öylesi dalıyor hülyaya. Sonuna bir de öykü eklemiş kıymetli yazarımız, orada Savaşçı karakterinin Kırım’a seyahatını okurken ister istemez Cengiz Dağcı’yı buluyorsunuz bu karakterde. “Yurtsuz kalacağıma öleyim daha iyi” diye düşünürken Savaşçı, oturduğum yerde Kırım’ı özledim. Kırım’a kavuşmak istedim. Sanki gözlerimle görmüşüm, havasını solumuşum gibi Gurzuf hasretiyle yandı içim. Ayı Dağı’nı ve Adalar’ı görmek istedim, Karadeniz’in hamsisini denizin öte tarafında bir kere daha yemek istedim, fırıncı Muharrem’le tanışmak istedim, ve belki Deli Hüseyin ile. Bunların, bir seyahatnamenin okunulduğunda insana hissettirdikleri gibi idrak edilmesi yanlış olacaktır. Ben Türkiyeli bir Türk’üm, fakat bu Kırım’ın bizim vatanımız olduğu hakikatını nasıl değiştirecektir, Kırım’ı nasıl el yapacaktır nezdimizde? Bilvesile yüce Allah’tan, Kırım’ın katil Moskof elinden azadlığını diliyorum. YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ HÜR KIRIM!
Tarih
Yansılar 2Cengiz Dağcı · Ötüken Neşriyat · 201230 okunma
10/10
·113 syf.··
Beğendi
·
2020 4. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 24 Ocak 2020 00:27
Lütfü Ağabey’in ikinci kitabıydı okuduğum. Bu beni ziyadesiyle çarptı diyebilirim. Dili inanılmaz; imla hatası mıdır, yoksa bilinçli mi yapılmıştır bilmiyorum lâkin karakterin bazı soru cümlelerinin sonuna nokta konulması dahi üslubu fevkalade etkileyici hale getirmiş. Roman olarak nitelendirilmiş fakat dili romandan farklı. Ama klasik roman diliyle yazılmış olsa tahmin ediyorum böylesi heyecan verici olmazdı. Psikolojik bir havası var tür olarak. Muhip, mahpustaki ve mahpusa gelene kadar olan hayatını anlatırken git-geller yaşıyor, kendi kendine konuşuyor bazen. Belki de benim bu kadar etkilenmemin sebebi Muhip’i kendi hayatımda da bulmamdır. Ben de bir Muhip tanıyorum, üstelik yakından ve okurken sanki karşımda o vardı. Mükemmeldi, bir solukta okudum. Lütfü Ağabey’e böyle bir eser için çok teşekkür ederim. Okumayı bu kadar tehir ettiğim için de ziyadesiyle müteessirim.
Edebiyat
KafesLütfü Şehsuvaroğlu · Elips Kitap · 201154 okunma
6/10
·291 syf.··
2020 2. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 21 Ocak 2020 01:28
Lütfü Şahsuvaroğlu’nun bu kitabı, Muhsin Başkan’ın hayatını anlatan bir roman olarak hazırlanmış. Dilinin zaman zaman biyografiye kaydığını, tashihinin yapılmadığını yahut kötü yapıldığını düşünüyorum. Roman diliyle başlayan kitap, bir zaman sonra biyografi dilini kullanmaya başlamış ve sonlara doğru yazar, kendisinden “Lütfü” diye bahsetmek suretiyle yeniden bir roman diline dönmeye çabalamış fakat pek başarılı olamamış bunda. Fakat dönemi yansıtması ve öğreticilik açısından çok çok iyi olduğunu söyleyebilirim. Fotoğraflarla desteklenmesi de biyografi havasını destekliyor ancak benim hoşuma gitti. Başkan’ın çocukluk dönemine kurgu da olsa değinmesini çok çok sevdim, insanı tebessüm ettiriyor. O’nu sevenlerin, yolunu yol belleyenlerin beğeneceğini düşündüğüm, ancak çok çok iyi bir tashihe muhtaç olan eser, bilgilendirme yönünden güzel olduğu için bu puanı hak ediyor kanısındayım.
Siyaset
Muhsin - Bozkurtlar ÇiftliğiLütfü Şehsuvaroğlu · Hasret Kitabevi Yayınları · 20192 okunma